8 Aralık 2010 Çarşamba

10 ARALIK İNSAN HAKLARI HAFTASI VE ‘HALKLARIN KARDEŞLİĞİ‘




Halkların kardeşliği… Kulağa hoş gelen bir söylem, bir slogan. Bir zamanlar bu ülkede bu sloganı atan insanlar bölücü ve anarşist diye zindanlara tıkılıyordu. Hatırlarsınız bu ülkeyi kan gölüne ve devasa bir cezaevine çeviren 12 Eylül cuntası Barış Derneği yöneticilerini bile idamla yargılamışlardı.

Bir metafor olarak, evrim teorisine göre de insanlar kardeştir, idealist felsefeye yani semavi dinlere göre de hepimiz Adem ve Havva’dan geldik yani kardeşiz. Ama bazı insanlar üretim − bölüşüm ve tüketim sürecinde akıllarını kötülük için kullanarak özel mülkiyet alanlarını genişletmeye başladıktan sonra, halkların − insanların kardeşliği tarih olmuştur. Önce kadınların hamileliği ve emzirme döneminde zayıf düşmelerinden yararlanılarak, kadın emeği gasp edilmeye başlanmış, daha sonra kabileler, klanlar arasında süren savaşlarda edinilen esirler, bedava işgücü olarak birilerinin emrine verilmiş, böylelikle kardeşliğin eşitliğin nesnel koşulları ortadan kalkmıştır.

Ataerkil dönem
İşte ataerkil dönem, sömürü ve özel mülkiyet dönemi böyle başlamıştır. Ve halkların kardeşliği yerini halklar arası düşmanlığa bırakmıştır. Dünya tarihinde savaşların temelinde ekonomik çıkar ilişkileri yatar. Prudhon, ‘mülkiyet hırsızlıktır’ derken, Jaures, bu bağlamda ‘zenginlik suçtur’ demiştir. Egemenler çıkarları için halkları birbirlerine karşı, vatan, millet, toprak ve bayrak söylemeleriyle kışkırtmış ve savaşlara sürmüştür. Homeros’un İlyada’da anlattığı Truva savaşı, Paris’in Helen’i kaçırmasıyla başlar. Ancak savaşın asıl nedeni yine ekonomiktir. Çanakkale boğazını elinde tutan Truva nın, Elen tüccarlarının Karadenize açılmasını engellemektir. Türkiye’de 1915 Ermeni kırımının, 6−7 Eylül olaylarının kökeni yine ekonomiktir. Bu katliamlar ve tehcir, Ermeni ve Rum mallarının Türk burjuvazisine peşkeş çekilmesi ile sonuçlanmıştır. Konu mal ve para olunca halkların kardeşliği unutulmuştur. 4 bin yıldır orada kök salan, ev sahibi olan bir halk yerinden sökülüp atılmıştır. Mozaik kırılmış, Anadolu kültürü kısır hale getirilmiştir. Elbette bu kırımlar sadece Anadolu coğrafyasında olmamıştır. ABD’de ev sahibi yerlilerin, Avusturalya’da Auberjin’lein uğradığı soykırımlar tarihin utanç sayfalarına yazılmıştır. Yakın tarihte Uganda’da Fransa’nın suç ortağı olduğu soykırım gerçekleşmiştir. Örnekler uzatılabilir.

Akıl çağı− modernizm kapitalizm
Velhasıl Dünya halkları kardeş olduklarını binlerce yıldır unutmuşlardır. İlk çağlardan bu yana savaşlar, din savaşları, mezhep savaşları adı altında egemenlik savaşları devam etmiştir. Bu Pazar−paylaşım savaşları ‘akıl çağı ve modernizm’ denilen dönemde de hız kesmemiş milyonlarca insanın katline neden olmuştur. 1. Ve 2. Dünya savaşı kapitalizmin eseridir. İkinci dünya savaşından sonra savaşta hayatını kaybeden on milyonlarca insandan özür dilenir gibi 10 Aralık 1948’de İnsan Hakları Beyannamesi yayınlanmıştır. BM’nin 1948 de yayınladığı bu bildirge, Türkiye’de Bakanlar Kurulu Kararı 27 Mayıs 1949 da kabul edilmiş ve Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Söz konusu genelgeden iki madde aktarıp bugüne bakalım.

Madde 1- Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar.

Madde 2- Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal veya başka bir görüş, ulusal veya sosyal köken, mülkiyet, doğuş veya herhangi başka bir ayrım gözetmeksizin bu Bildirge ile ilan olunan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir. Ayrıca, ister bağımsız olsun, ister vesayet altında veya özerk olmayan ya da başka bir egemenlik kısıtlamasına bağlı ülke yurttaşı olsun, bir kimse hakkında, uyruğunda bulunduğu devlet veya ülkenin siyasal, hukuksal veya uluslararası statüsü bakımından hiçbir ayrım gözetilmeyecektir.

Buradan hareketle hiç kimsenin ana dilinde konuşması, türkü söylemesi, çocuklarına ad vermesi, ana dilde eğitim yapması yasaklanamaz. Ama bizim ülkemizde on yıllar boyu bu en doğal haklar yasaklanmıştır. Ve sonuçta kardeş kardeşe düşman edilmiştir. Halkların kardeşliği ülkemizde hayata geçmemiş, bir slogan, bir dilek olarak kalmıştır.

Bu gün AKP hükümetinin bir avuç dolar için Füze Kalkanlarının Türkiye ye konuşlandırılmasını kabul etmesi, ülkeyi tetikçilikten Truva atına dönüştürmesi de halkların kardeşliğine değil, halkların düşmanlığına hizmet eden bir adımdır.

Sonuç olarak, ‘Halkların kardeşliği’ şiarının henüz bir ütopya ve−veya dilek olduğunu söyleyebiliriz. Zira kapitalizm savaşlardan, halklar arası düşmanlıklardan, sömürüden beslenmektedir. Büyük tekellerin emri altında, adlarının başında ‘prof’ ünvanı olan koca koca adamlar ve kadınlar çalışmaktadır. Bunlar azgın sömürü amacıyla doğanın katledilmesini halklardan gizlemek için gözümüzün içine bakarak yalanlar söylemekte, yalan raporlar hazırlamaktadırlar. Kaz dağları, Bergama onlar için doğa ve insan değeri değil, altın madenidir. Kromsan’ın ortada kalan, insanlığı tehdit eden bir milyon sekizyüz bin ton zehirli atığı, HES’lerin doğa tahribatı onlar için teferrruattır. Akdeniz Çivi İşçilerinin, Tekel işçilerinin direnişi ve mağduriyeti ise bu vahşi kapitalistlere ve onların hükümetine göre bölücü faaliyetlerin parçalarıdır. Keza ‘sanatçı− gazeteci− akademisyen’ kimliği taşıyan birçok insan da ya açıktan ya da suskun kalarak mevcut hükümete ve büyük patronlara hizmet etmektedir. İşçiler işten atılırken, öğrenciler polisten işkence görürken, üniversite yönetimi tarafından keyfi cezalara çarptırılırken susarlar. Halil Cibran’ın sözleriyle, ‘zalim zulmünü işletirken, ak ellilerin elleri temiz kalamaz.’

Sözlerimi Ceyhun Atıf Kansu’nun bir şiiriyle bitirmek istiyorum:

“bir öğle molasında stavro marulis
çöktü ahlat ağacının gölgesine
dikti bir sicimle perişan ayakkabısını
yürüyebilmek için yeniden
dövüşebilmek için inançla
tanrılar krallar ve Atinalı zenginler adına…”

Son mısradaki ‘Atinalı zenginler’in yerine Türkiyeli, ABD’li, Fransız zenginler de diyebilirsiniz. Kansu, şiirinde savaşın nedenlerinin halklar değil, egemenler olduğunu anlatmak istemiştir.

Not: Bu yazı‘Seyhan Sosyal Kültür ve Sanat Derneği’nin düzenlediği ‘Halkların Kardeşliği’ temalı panele sunulan tebliğdir. Aralık 2010.

http://www.adilokay.com/

Hiç yorum yok: