23 Ağustos 2008 Cumartesi

ZİGZAGLAR




BÜLENT TEKİN


İnsanı içine düşüren yaşam öylesine keskin zigzaglar çizen nehrin kabaran sularının sarp kayalıklar çarpan sularının salda tutunurcasına oturanların içine düştüğü korku seyrettikleri manzarayı unutturuyor. Güngören katliamı, anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatmam karar duygularımızı pek kabartmıyor. Konya’da çöken kaçak Kur’an Kursu binasının altında can veren çocuklar… Bizler her şeyin içindeyiz ama bizleri hiçbir şey ilgilendirmiyor. Bize kalabalık yapma (nüfus) görevi verilmiş, o rolü oynuyoruz. Bu devletin yetmiş milyon nüfusu var desinler… Desinler!

Oligarşik sistemlerde sıradan halkın (insanların) kurduğu partiler olmaz. Bunu AB bile olsa yapamaz, yaptıramaz. Oligarşilerdeki yöneten sınıfların partilerini darbeler kapatamaz, kapatsa bile illüzyona yöneliktir. Eskisi yeni isimle kurulur. Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tüm tv’ler uzmanlara yorumlatıyor. Stratejik amaçlı olan ve dezenformasyona yönelik olan bu yorumların hiçbir değeri yok, doğru değildir zaten! Halkı yalan dolanla oyalamak ve sözde bir anlamı ortaya koyma yalanı oligarşiyi oluşturan sınıfların tahakkümünün devamını sağlamaktan başka bir görev yapmaz. AKP kapatılsaydı bile kapatılamazdı. Çünkü AB, ABD ve Türk egemen sınıfları böyle istiyor. Çünkü başka bir isimle yine iktidarda olacaktı. Bize demokrasi diye yutturulan ucube sistemin ayırdına varmış değiliz.

Nasreddin Hoca’nın komşusu bir gün hocadan bir kazan borç alır. Çocuklar bu kazanla sokakta top mop oynayarak epeyce eğip bükerler. Adam kazanın örselenmiş halinden utanır ve hocaya bir türlü vermek istemez. Sonunda içine bir tencere koyarak kazanı hocaya götürür. “Hocam!” der adam. “Senin kazanın doğurdu!” Hoca bir kazana bir de adama bakar, “Bu kadar ırzına geçersen tabii ki doğurur!” diye yanıt verir.

Evet! Türkiye demokrasisinin ırzına sağcı müteahhit düzeni defalarca geçti. Ortaya öyle bir demokrasi çıktı ki-şimdi de bu yönü görülmeden geliştirilmek isteniyor-milyon dolarları olan iş adamlarının en iyi yurttaş seçildikler, plaket aldıkları oldu. Hiçbir işçi, köylü, memur ya da garibanın insan olup olmadığı düşünülmediği bu garip durum seçme, seçilme, çoğulcu, hak ve özgürlüklerin retoriğiyle nehirde yüzen (şişme) keleklerin taşıdığı sal örneği tabiatın bir manzarasından diğerine bizleri götürmektedir. Keleklere rüzgârın vuracağı bir ağaç dalının onları patlatması, alaborası bile yolcularını duyumsatmamaktadır. On yaşındaki kızların tarikat yurtlarında enkaz altında kalmaları, Akdeniz’de kül olan ormanlar, Güngören’de yoldan geçen yurttaşların ölmesi, AKP’nin kapatılmaması bizde bir duygu yaratmıyor. Keşke ardından koştuğumuz AB tipi bir demokrasinin en ilkeli bile bu ülkede kurulabilseydi! Irzına geçilen demokrasinin demokrasi şampiyonları stratejist, uzman gibi emperyalizmin yönlendirmesiyle beynimizin henüz kan alan damarlarını tıkamasalar. Her konuya bir yorum, uzmanca bir anlatış sunuyorlar. Bize de düşen, kahve köşelerinde bunları tekrar etmek. Emperyalizm artık fiili işgal (sömürge, ilhak) yerine bu tip yurttaş yetiştirerek sömürüsüne devam ediyor. İnsan hakları, bağımsızlık, tam demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet! Ne güzel söylemler! Keşke bu kavramları tanısak, tutsak ve hiç kaybetmesek!

Hiç yorum yok: