7 Ekim 2008 Salı

Sorumlu Amerika’dır!




Turgut Koçak


Ülkemizde uzun zamandır körüklenen şey bir iç kavgadır. Hiç kuşkunuz olmasın ki, bu iç kavgadan çıkar uman pek çok çıkar çevreleri vardır. Bu çıkar çevrelerinin adını bir türlü doğru koyamayan Türkiye egemen güçleri ise ülkemizin başına dinci, Amerikancı AKP eliyle içinden çıkılmaz çoraplar örmek için her yolu denemektedir. ABD emperyalizminin bölgemizde ve dünyada neler yaptığına bakarak neler yapabileceğini de kestirmek olası iken; Türkiye’deki işbirlikçilerinin ABD; “stratejik müttefikimiz” diyerek neleri toplumun gözünden gizlemek istediklerini anlamamak olanaksızdır. Bütün bunlara karşın, Türkiye egemen güçlerinin politikalarına baktığımız zaman kendisini açıkça belli eden bir hainlik görülmektedir.

Uzun zamandan beri toplum; sistemli bir şekilde bir Türk-Kürt çatışmasının eşiğine getirilmiş durumdadır. Balıkesir’in Altınova Beldesi’nde yaşanan olaylara baktığımız zaman tehlikenin boyutlarının nerelere kadar geldiğini açıkça görmekteyiz. Küçücük bir yerleşim biriminde bile altında birçok şey yatmasına karşın; kolaylıkla önüne geçilemez olaylar tırmandırılabilmektedir. Olaylar durmuyor tabi. Girişilen karakol baskını yaraya tuz biber ekiyor. Saldırıda yaşamını yitiren 16 halk çocuğu askerimizin cenazeleri öfke seline dönüşerek kamplaşmalar biraz daha artıyor. Bir başka deyişle tehlike açıktan açığa; “ben geliyorum” diyor. Bugün; bu olayların görmezlikten gelinmesi, gerçekten de yarın bedeli ağır olan sorunlar yaşanmasına neden olacaktır. Bu yüzden de öyle kıvırtmadan sorunların açıkça ortaya konulması, kararlıca üstüne gidilmesi gerekiyor.

Anlaşılıyor ki, Aktütün Karakolu’na girişilen bu eylem hem baskın verilerek hem de Kuzey Irak topraklarından ağır silahlar kullanılarak gerçekleştiriliyor. Sonrası belli. Toplumda çok büyük bir öfke patlaması gündemin ilk sırasına oturuveriyor. Yetkililer, daha önce olduğu gibi, “hesap sorulacak”, “kanları yerde kalmayacak” benzeri demeçlerini yineleyip günü kurtarmaya çalışıyorlar. Ancak bu kez, bu demeçlere emperyalist dünyanın sözcüleri de katılarak gözboyamaya girişiyorlar. Bu durum AKP iktidarını çok sevindiriyor. Kınamanın BM’den, ABD’den, İsveç’ten vb. yerlerden gelmiş olmasının somut olarak ne işe yarayacağı sorulması gerekirken Türkiye’deki yetkililer bir kez daha halkın dikkatini başka alanlara çekmeyi daha uygun bularak ülkedeki emperyalizm karşıtı uyanışı sönümlendirmeye çalışıyorlar. Hele bir Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek var ki, ne söylemek istediğini anlamak için Cemil Çiçek olmak gerekiyor. Neymiş efendim; eylem tam da teskere görüşülecekken yapılmışmış, manidarmış. Böylesi çok söz söyleyip hiçbir şey söylememeye gayret gösterenler; kendilerini iyi bir devlet adamı sanıyor olsalar gerek. Ama değiller. Bunları böylesine tutuk yapan şey, politikalarının emperyalist güç odaklarınca çiziliyor olmasındandır. Bir başka deyişle işbirlikçi oluşlarının gereğidir.

Bölgede yaşanan sorunların birinci derecede sorumlusu Irak’ı işgal altında tutan işgalci Amerika ve onun koalisyon ortaklarıdır. Sözü geçen bu emperyalist odaklarda bilmektedir ki, onca ihanetlere karşın Türkiye yine de emperyalist odaklar için Ortadoğu’da ve Kafkaslarda emperyalistler açısından ciddi bir engeldir. Ya da daha güçsüzleştirilmiş bir Türkiye’nin varlığı onların işlerini bir hayli kolaylaştıracaktır. Senaryo budur, oynanan oyunlar da buna gör sahnelenmektedir. Amerika bize anında istihbarat verecek diye şişinenlerin mumları sönmüştür. Bugüne kadar yaşanan sayısız olayda ABD’nin anında istihbaratının yararı olmadığı açıkça görülmüştür. Dün, konu ile ilgili olarak katil Bush’un dizi dibinde demeç vererek Türkiye kamuoyunu kandıran Recep Tayyip Erdoğan ve iktidarı, yaşamını yitiren çocuklarımızdan kesinlikle sorumludur.

Ülkemizde böylesine boyutlanan bir sorunla karşı karşıya olduğumuz halde; AKP iktidarı siyaseten hiçbir şey yapmayarak suç işlemektedir. Oysa Recep Tayyip Erdoğan kendi ülkesinde yaşanan sorunları çözme konusunda acizken üstüne vazifeymiş gibi bir Suriye ve İsrail’i barıştırmak, bir Gürcistan-Rusya Savaşı’nın yarattığı zorlukların ortadan kaldırılması için dolaşıp durmaktadır.

Tanıyı doğru koymaya bir türlü yanaşmayan AKP iktidarı, yaşanan saldırıların sorumlusu açıkça ABD’dir diyememekte, bu yüzden de köklü çözümlere yönelmek yerine işi basbayağı savsaklayarak suç işlemektedir. Dahası Recep Tayyip Erdoğan ve iktidarının ABD emperyalistlerine karşı söz söylemek yürekliliği de yoktur. Çünkü hem işbirlikçidir hem de iktidarını başta ABD emperyalistleri olmak üzere emperyalist güç odaklarına borçludur.

Öyleyse diğer başka konularda olduğu gibi Kürt sorununda da AKP iktidarının yapabileceği hiçbir şey yoktur. Hele hele sorunu emperyalist güç odakları ile birlikte düşünmek ve soruna çözüm yolları aramak büsbütün yanıltıcıdır. Saldırı paktı NATO, emperyalist amaçlar doğrultusunda burnunu sokmadığı yer bırakmazken, iş Türkiye’nin başına çorap örmeye gelince gıkını bile çıkarmamaktadır. Türkiye egemen erkinin gözlerini ne yazık ki işbirlikçiliği kör etmekle kalmamış, onların bu politikaları Türkiye’yi her bağlamda uçurumun kıyısına itivermiştir. Özetle söylemek gerekirse; geçmişte nasıl Damat Feritlerin Osmanlı için yapabileceği bir şey yok idiyse şimdi işbirlikçi egemen güçlerin de Türkiye için yapabileceği hiçbir şey yoktur.

İzlenen politikalar Türk-Kürt çatışmasının maddi zeminini büyük ölçüde hazırlamıştır. Bu maddi zemini ortadan kaldıracak olan tek çözüm sosyalistlerin sınıf bağlamında sürdürdükleri çözümdür ki, ülkemizde döne döne üzerinde durulması gereken tek zemin de burasıdır.

Açıkça işaret etmek isteriz ki, inanç ve etnik bağlamda politika yapmak ve bu doğrultuda örgütlenmelere girişmek ülkemize ve Türkiye işçi sınıfına çok büyük zararlar vermektedir. Toplumu etnik ve inanç bağlamında kamplaştıranlar gerçekte asıl düşmanların gözden kaçırılmasına hizmet etmişlerdir. Dün ve bugün etnik milliyetçi bir çizgiye oturmuş olan MHP’nin politikalarının Türkiye ya da Türkler için bugüne kadar bir getirisi olduğunu kim söyleyebilir? Sözü geçen parti dün nasıl ABD emperyalistlerinin politikalarının oyuncağı olmuş sayısız kışkırtmalarda rol almışsa bugün de aynı rolünü eksiksiz sürdürebilmektedir. Durum MHP için böyleyse diğer aynı anlayışla örgütlenen parti ve örgütler için farklı mı olacaktır?

Ebetteki hayır!

AKP, BBP, SP vb partiler nasıl dinsel temelde örgütlenmişler, politika yapıyorlarsa, MHP ve DTP de etnik temelde örgütlenmiş partiler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu ilkeler ışığında örgütlenen partilerin adları ne olursa olsun özünde toplumun geriliğinden yararlanarak taban bulan partiler olduğu bir gerçektir. Bu yüzden de toplumu ileriye götürecek her türlü görüş ve anlayışlardan uzaktırlar. Durum bu olunca da sözü geçen bu örgütlenmeler dünyanın en gerici güçleriyle kolaylıkla işbirliğine yönelmektedirler. Emperyalist dünya, politikalarını yaşama geçirmek için dünya halklarının geriliğinden yararlanmaktadır Bu temelde örgütlenen yapılar emperyalist güçlerle işbirliğine girerek ya iktidara gelmekte ya da iktidardan gitmemek için emperyalistlerin desteğine gereksinim duymaktadırlar.

Somut olarak AKP’ye baktığımız zaman bu yönelimlerini açıkça görmekteyiz. AKP emperyalist çevrelerle hemen herkesten çok daha içli dışlı olmakla kalmamış, emperyalist çevrelere toz kondurmayan işbirlikçi güç odağına dönüşüvermiştir. DTP de, tıpkı AKP gibi ne adına ve niçin örgütlenirse örgütlensin AKP’nin düştüğü açmazın aynısına düşmüştür. DTP, etnik kökene göre kurulmuş bir partidir. Bu yüzden de geniş Türk ve Kürt emekçilerinin çıkarlarını öne çıkarmak yerine doğrudan kendisini Kürt sorunu ile sınırlandırıvermiştir. Bu sınırlandırmadır ki, DTP’nin emperyalist güç odaklarına yönelmesini engelleyen sigortayı ortadan kaldırmış, onu doğrudan emperyalistlerin yanına itmiştir. DTP’nin, AB ve ABD emperyalizmine bakışı bu yüzden çatallaşmış durumdadır. Dolayısı ile DTP, Türk ve Kürt kardeşliğini öne çıkaran bir politika izleyememekte, emperyalistlerin politik seçeneklerine yakın duran bir yol izlemektedir. Hoş böyle bir partinin Kürt söyleminin dışında Kürt halkı için önereceği başkaca da bir politika yoktur. Nasıl toplumda Kürtlere karşı düşmanlık arttığında MHP’nin kazanç hanesine bir şeyler yazılıyorsa; Kürtler arasında da Türklere karşı düşmanlık tırmandırıldığında DTP ve benzer örgütlerin kazanç hanesi kabarmaktadır.

İşte bu yüzden Türkiye’de var olan bazı parti ve örgütlerin Türk-Kürt kardeşliğini sağlama şansları neredeyse sıfırdır.

Sonuç olarak; ülkemiz ve Türkiye işçi sınıfının çıkarları açısından Türk-Kürt kardeşliği yaşamsal bir öneme sahiptir. Bu politikayı ne sözünü ettiğimiz partilerin ne de diğer burjuva partilerinin inşa etmelerinin olanağı yoktur. Bu politika ancak ve ancak sosyalistler tarafından yaşama geçirilebileceğine göre; Türk ve Kürt sosyalistlerinin birlikte örgütlenmesini ve birliğini savunan partimiz Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ni bütün gücümüzle örgütlemeye yönelmeliyiz. Yoksa yaşadıklarımız; altından kalkılması çok daha zor büyük olaylara gebedir.

Hiç yorum yok: