13 Nisan 2011 Çarşamba

ELAZIĞ’DAKİ ŞAFİİ VE KIZILBAŞ KÜRTLER ÜZERİNE



Mustafa Elveren (Em. Öğrt.)
mustafaelveren@gmail.com

 Gerek çocukluğumda duyduklarım, gerekse okul ve iş hayatımda karşılaştığım Şafii ve Kızılbaş Kürtlerle ilgili çok sayıda anılarım vardır.   Zaman buldukça bu anılarımı da okuyucularla paylaşmaya çalışacağım.

 Osmanlı ve T.C. devletinin resmi ideoloji politikaları gereğince yüzyıllarca bir Kızılbaş ile bir Şafii’nin yan yana oturmadığı bilinen bir gerçektir. Elazığ yerleşim bölgesinde bulunan Kızılbaş Kürtler ile Şafii Kürtler bu resmi ideolojilerden en çok etkilenenler olduğunu söylemek bence pek abartılı sayılmaz.

 Devletin her türlü asimilasyonuna ve baskılarına rağmen Elazığ’da bazı Şafii ve Kızılbaş Kürt aydınlarının çabalarıyla bu tabu önemli bir oranda kırılmış bulunmaktadır.

 Demokrasi ve özgürlük yolunda hayatını kaybeden Doktor Rodi, Av. Metin Can ile can dostu Dr. Hasan Kaya, Mehmet Artan Hoca, Tunceli’de baraj inşaatında çalışırken karanlık bir el tarafından öldürülen dostum mühendis Hüseyin gibi onlarca arkadaşlarımın bu yöndeki çabalarını hiçbir zaman unutmam mümkün değildir.

 Yine, Eczacı Orhan Demirbağ gibi zorunlu olarak yurt dışına çıkmış olan yüzlerce kişilerin verdiği mücadele olmasaydı, Elazığ’daki Kürtler bu günlere gelemezdi. Bu arkadaşlarımızın Şafii-Kızılbaş birlikteliği konusunda ölümüne yaptıkları çalışmalar sonucunda bu güne gelindi.

  Halen Elazığ’da ikamet etmekte olup, bu birliktelik için katkı yapan Kızılbaş ve Şafii Kürt aydını birçok arkadaşımı da unutmadım.

 Tabii ki Kürt özgürlük hareketinin bu alanda gösterdiği çaba ve rolü de inkâr edilemez bir gerçektir. Elazığ’da bu gelişmeler kendiliğinden olmadı.

 Önümüzde öyle bir tabu var ki, çelikten yapılmış demir kapıları adeta tırnaklarımızla keserek kırmaya çalışıyoruz. Kürdlerin Türklüğe asimilasyonu, Kızılbaşlar'ın Müslümanlığa asimilasyonu, İttihat ve Terakki’den beri, Türk Devleti’nin kararlı bir şekilde, sistematik bir şekilde uyguladığı bir politikadır. Sevgili İsmail Beşikçinin bu iki cümlesi konuyu daha net olarak ortaya koymaktadır.

 Günümüzde “suçu ve suçluyu övmek – Terör örgütlerini övmek” gibi saçma sapan gerekçelerle yazarlarımızın yargılandığını göz önüne alırsak, Oral Çalışlar’ın: “Askeriyenin çöplüğünde hâlâ açılmamış toplu mezarların bulunduğu bir ülkede yaşadığımızı unutmayalım…” uyarısını dikkate almak durumundayız.

 O nedenle demokrasi ve özgürlük güçlerinin “Bölüne bölüne büyümek” değil, tam tersine “birleşe birleşe” bütünleşerek büyümeli ve güçlenmelidir. Bu benim tespitlerim ve düşüncemdir. Çünkü bunun pratiğe geçmediğini ne yazık ki bizzat yaşayarak görmekteyiz.

 Demokrasi ve özgürlük yürüyüşünde hayatını kaybeden arkadaşlarımı saygıyla anıyor, hayatta olanlara da sağlıklı uzun ömürler dilerim.

 13.04.2010

  NOT: Bazı Kemalist Kızılbaşlar ile dinci geçinen bazı Şafii Kürtler bana çok kızabilirler. O nedenle hakaret, küfür ve tehdit olmaması kaydıyla makalenin yayınlandığı tüm sitelerde yazının altına istedikleri yorumu yazabilecekleri gibi aşağıdaki e-posta adresi ile doğrudan bana da gönderebilirler.:


 -----------

Hiç yorum yok: