4 Ağustos 2008 Pazartesi

BASKIN ORAN’IN AKP’Sİ



Yener ORKUNOĞLU

Sol’un Ergenekon ve AKP karşısında tutumu ne olmalı? Taraf gazetesi ve yazarları, solun ve Kürtlerin AKP’den yana tavır alması gerektiğini savunuyorlar. Görüşlerine destek bulmak için de Baskın Oran’ın tanıklığına başvurmuşlar.

Neşe Düzel’in yaptığı röportajda bakın Baskın Oran ne diyor: ‘Şu anda Türkiye’de tek bir sorun var. O da, darbe yanlılarını tasfiye etmek. Ben bir solcu olarak darbecileri tasfiye etmek için AKP dahil gereken yerlerle koalisyon yaparım.’

Baskın Oran, Ergenekon’a ve darbecilere karşı, AKP’nin desteklenmesini ve hatta onunla koalisyon yapılmasını öneriyor. Evet, düzen taraftarları arasındaki iktidar kavgasında seyirci kalmak, pasif bir politik tutumdur. Bir başka deyişle politikasızlık demektir. Ama pasif tutumdan kurtulmak, AKP’ye destek vermeyi gerektirmez. Bu nedenle Baskın Oran’ın AKP’yi destekleme politikasını doğru bulmuyorum.

Bu konuda benzer bir durumla karşıya kalan Lenin’in yaklaşımını aktarmakla yetineceğim. 1917 yılında Kerenski hükümeti iktidardaydı. Kerenski Hükümeti’nin halktan aldığı belirli bir destek vardı. Ama hükümet gerçekte burjuvazinin çıkarlarına hizmet ediyordu. O sırada Rus generali Karnilov, Kerenski hükümetini devirmek için gizli planlar hazırladı. Kornilov‚’aşırı sağın’ bir darbeci generali idi ve geçici hükümetin, tüm askeri ve sivil iktidarı kendisine devretmesini istiyordu. Bunun için hem bir muhtıra, hem de halka yönelik bir bildiri yayınladı.

Kornilov amacına ulaşabilmek ve hükümetini devirmek için, askeri birliklerini harekete geçirdi. Karnilov’un darbe girişimi, Bolşevik Partisi içinde bir tartışmaya yol açtı. Bolşevikler ’birbirinizi yiyin’ demediler. Yani tavırsız kalmadılar. Parti içinde bir grup darbeci Karnilov’a karşı Kerensky hükümetinin desteklenmesini savundu. Kerenksi hükümetini savunanlara karşı Lenin şunları söyledi: ’Geçici Hükümeti desteklemeye (italik Lenin’in) değin (öbür Bolşevikler gibi) gitmek, öyle sanıyorum ki, ilkelerden ayrılmayı göstermektedir. Son derece yanlıştır, ilkelere aldırmamaktır bu.’

Lenin’e göre Kornilov ayaklanması hiç beklenmedik bir dönüm noktası oluşturuyordu. Bu nedenle ’Beklenmedik her dönüm noktası gibi, bu da, taktikte, bir gözden geçirme ve bir değişiklik gerektiriyor. Ve, her gözden geçirmede olduğu gibi, ilkelerden ayrılmamak için aşırı derecede titiz olmak gerekir.’

İlkelere bağlı kalarak, çok ince bir taktiğin nasıl olması gerektiğini şöyle izah eder Lenin:

’Şimdi bile, Kerenski hükümetini desteklememeliyiz. Bu, ilkesizlik olurdu. Nasıl, diye sorulacak bize, yani Kornilov'a karşı savaşmak gerekmez mi? Elbette ki gerekir! Ama bu bir tek ve aynı şey değil; ikisi arasında bir sınır var; ve bazı Bolşevikler, ’uzlaşma eğilimi’ne boyun eğerek, ve olayların dalgasına kapılıp sürüklenerek, bu sınırı aşıyorlar.

Kerenski birlikleri gibi, Kornilov'a karşı biz de savaşıyoruz ve savaşmaya devam edeceğiz; ama Kerenski'yi desteklemiyor, tersine, güçsüzlüğünü ortaya koyuyoruz. Burada bir ayrım var; oldukça ince, ama adamakıllı özsel, ve unutulmaması gereken bir ayrım.

Peki Kornilov ayaklanmasından sonra taktiğimizdeki değişiklik neye dayanır?

Kerenski'ye karşı savaşımımızın biçimini değiştirmemize. Ona karşı düşmanlığımızı hiç mi hiç azaltmaksızın, ona karşı söylemiş bulunduğumuz sözlerden hiç birini geri almaksızın, onu devirmekten vazgeçmeksizin, şöyle diyoruz: anın özelliğini hesaba katmak gerekir, onu hemen devirmeye çalışmayacağız, biz şimdi onunla bir başka biçimde ve daha açıkçası (Kornilov ile savaşan) halkın gözüne Kerenski'nin güçsüzlük ve duraksamalarını göstererek savaşacağız. Bunu daha önce de yapıyorduk. Ama şimdi başlıca iş bu oldu: değişiklik işte buna dayanıyor.’ (İtalikler Lenin’in)

Bolşevikler Kerenski hükümetini desteklemezler. Ama Karnilov darbesine de seyirci kalmazlar. Sonunda Kornilov darbesi püskürtülür. Tarihten kopya çekelim iddiasında değilim. Sadece ince bir taktiğin nasıl olması gerektiği konusunda bir örnek vermek istedim. Dolayısıyla AKP’yi desteklemeden, ama Ergenekon darbecileri karşısında da kayıtsız olmadan bir politika izlemek mümkündür.

***

Baskın Oran’ın ideolojik bakımdan kafası karışık. Bu karışıklık röportajda açık bir şekilde kendini gösteriyor: ’Kemalistler AB’ye emperyalist diyorlar. AB emperyalist olamaz ki’ diyor Baskın Oran. Neşe Düzel’in ‘Niye olamaz’ sorusuna da şöyle cevap veriyor: ’Ancak bir devlet emperyalist olabilir. AB bir devlet değil ki. Emperyalizm çok basit olarak bir devletin bir başka devlet üzerindeki özellikle iktisadi çıkarlarını silah gücüyle gerçekleştirmesi demektir.’

Baskın Oran, Avrupa Birliğini emperyalist görmüyor. Emperyalizmi de askeri işgalle sınırlandırıyor. Emperyalizm konusunda söylenen ya kafa karışıklığının bir ifadesidir, yada emperyalizm teorisinin çarpıtılmasıdır.

Baskın Oran’ın röportajda söylediklerinde çelişkiler ve tutarsızlıklar var. Bir tarafta AKP konusunda birbirine zıt iki değerlendirme yapıyor. Örneğin Neşe Düzel’in ’AKP, demokrasiye en çok ihtiyaç duyduğu şu anda bile demokrasiye tam sahip çıkmıyor. Niye demokrasiye sahip çıkmayı beceremiyor’ sorusuna Baskın Oran’ın cevabı şöyle: ’AKP, Avrupa Birliği sürecinde kendi yaptığı reformlardan korktu. 2004 sonundan itibaren AB’ye karşı bir milliyetçilik ve Sevr paranoyası fışkırınca, AKP’nin ödü koptu. Fena halde geri çekildi ve o zamandan beri de adam olmadı.’

Baskın Oran, AKP’nin ödünün koptuğunu söylüyor. Ama ödünün kopmasının gerçek nedeninin nereden kaynaklandığı üzerine düşünmüyor. Ergenekon konusunda AKP’nin cesaretli olduğunu ileri süren Baskın Oran şöyle söylüyor: ’AKP Hükümeti hangi nedenle olursa olsun Ergenekon’un üzerine gitme iradesini gösteriyor. (…) Şu anda AKP, devlet içindeki katil çeteleri temizlemeye destek veriyor.’

Bir tarafta AKP’nin kendi yaptığı reformların sonucundan korktuğunu belirtiyor, öte yandan AKP’nin Ergenekon’un üzerine gitme cesareti gösterdiğini vurguluyor. AKP, demokrat olduğu için değil, kendisine karşı yönelik olduğu için Ergenekon’un üzerine gidiyor. Ama AKP, Ergenekon’un üzerine bütünüyle gitmekten yine de korkacaktır. Baskın Oran, liberal olmak ile demokrat olmayı birbirine karıştırıyor. Bu ikisi arasındaki farklılığı ’Liberalizm ve Demokrasi’ başlığını taşıyacak gelecek yazıya bırakalım.

Hiç yorum yok: