11 Ekim 2011 Salı
Mazlumların Diyarı Yasaklanamaz!
Mustafa Elveren (Em. Öğrt.)
mustafaelveren@gmail.com
Yaklaşık beş yıl önceydi…
Köyümüzün ve çevre köylerinin tanıtımı ile Dersim bölgesindeki kültürel araştırmalar, haber ve siyaset gündemini kapsayan bir web sayfasının kurulması için yurt dışında-içinde bazı hemşerilerim benden teknik destek istediler. Ben de web konusundaki amatörce olan bilgilerimle bu isteği seve seve kabul ettim.
Site logosuyla ilgili olarak; aynı zamanda Gomanlı olan (Seydan-Teman Mezrası) Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın anısını bu sitede yaşatmak için Dersim direnişinin önderi Seyit Rıza’nın yanında Mazlum’un resminin de eklenmesini bir hemşerim önerdi. Böylesi bir öneri elbette gurur vericiydi. Bu öneri üzerine ben de site logosundaki sloganı “Mazlumların Diyarı” olarak düzenledim.
İnternet üzerinden yaptığım araştırmada goman ve koman isimleri başkaları tarafından kullanıldığı için önüne web sözcüğü ekleyerek www.gomanweb.com etki alanı adıyla satın aldım. Sitenin resmi bir sıfatı olmadığı için sadece bir iletişim formunu yerleştirmeyi yeterli buldum.
Amatörce bir çalışma ve dayanışma ürünü olan bu site zamanla gelişti ve yüzden fazla yazar kadrosuyla buluştu. En önemli gelişme ise; profesyonel, amatör ve çok acemi yazarları bu sitede buluşturmak sevindirici bir olaydı. Amatörce ve acemice yazanlar bu gün birçok prof unvanlı yazarlara taş çıkartırcasına muazzam ürünler sergiliyorlar.
Bununla da yetinmeyip, bu defa; farklı siyasi çizgilerde olan birçok devrimci, sosyalist, komünist örgüt hatta bu örgütlerden türemiş bazı fraksiyonlara yakın olan yazarlar ile sosyal demokrat, yurtsever, liberal, kemalist ve ulusalcı görüşlere sahip yazarlar da kadrosuna eklendi.
Özetle; halkların hassasiyetlerini göz önüne alarak hakaret, küfür, tehdit ve iftira içermemesi kaydıyla yazarlar kadrosunu yüzden fazla bir düzeye çıkardı.
Sitenin grafiği her geçen gün artıyordu. Bazı günlerde 6000 sayfa tıklamaya çıkabiliyordu. Ortalama ise 3500 sayfa tıklanmaktaydı.
Tüm bu gelişmelere karşı siteyi yeni modül ve bileşenlerle durağandan hareketli sisteme geçirmek zorunlu oldu. Bunun için yurtdışında-içinde bulunan birkaç hemşerimiz ile dostlarımızın kendi aralarında topladıkları küçük miktardaki paraları birleştirip sitenin yıllık kirası da dâhil olmak üzere tüm masrafları ödenmektedir.
Dolayısıyla sitedeki onbinlerce dokümanı yeniden web üzerinden yüklemek çok zaman alacağından dolayı yerine yeni bir etki alanı ismini daha satın alarak sayfalara link vermek suretiyle yayınını yeni bir site üzerinden gerçekleştiriyorduk.
Yeni web sayfasından dolayı bu Siteyi artık güncellemiyorduk. Ancak, birkaç ay önce gazeteci Ahmet Şık’ın “İMAMIN ORDUSU” kitabı ile Sayın Abdullah Öcalan’ın “YOL HARİTASI” kitapçığını PDF formatından sitenin ana sayfasına eklemiştim.
Ne yazık ki birkaç gün önce “ANKARA 11.AĞIR CM’nin, 21/09/0201 tarih ve 2011/3177 KORUMA TEDBİRİ kapsamında bu internet sitesi (gomanweb.com) hakkında verdiği karar Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nca uygulanmaktadır” şeklindeki bir ifadeyle Türkiye üzerinden siteye girişi yasaklanmıştır.
Aynı tarih ve sayılı mahkeme kararıyla Fıratnews ve rojevakurdistan siteleri de Türkiye üzerinden girişleri yasaklanmıştır. Üç sitenin aynı tarih ve sayılı kararla kapatılması düşündürücüdür.
Her gün bu tür kararlarla yüzlerce sitenin yasaklandığını tahmin etmek zor değildir. Öyle anlaşılıyor ki, yeni gomanweb’i de yasaklayacaklardır.
Bu üç sitenin hangi gerekçeyle yasaklandığını bilmiyorum. Ancak, gerekçesi ne olursa olsun bu çağ dışı yasakçı zihniyete karşı başta aydınlar olmak üzere demokratik kamuoyunun mücadele etmesi gerekir.
Hangi gerekçeyle olursa olsun bu tür kapatmalar çağ dışıdır ve kabul edilemez.
Daha önce birçok blok siteleri ile YouTube gibi sosyal paylaşım sitelerini de aynı yöntemle Türkiye üzerinden filtrelemek suretiyle yasaklamışlardı. Bu tür yasakların hiçbir işe yaramadığı görüldü ve internet kullanıcılar çok tecrübe kazandılar.
Bu günkü teknik gelişim ile filtrelenen sitelere çok rahat bir şekilde girilebileceğini herkes öğrendi. Örneğin; mahkeme kararıyla yasaklanan gomanweb sitesine bazı filtre kırıcı siteler üzerinden ya da bilgisayarınızdaki DNS ayarlarında yapacağınız küçük bir değişim ile filtreyi kırarak her yerde siteye girebilirsiniz.
Aşağıya kopyaladığım yasaklı gomanweb sitesine tıklayarak siteye girebilirsiniz. Bilmeyenler ise bu linki tıklayarak deneyebilirler.
http://anonymouse.org/cgi-bin/anon-www.cgi/http://www.gomanweb.com/index.htm
Bu teknik gelişmeler bize gösteriyor ki, MAZLUMLARIN DİYARI yasaklanamaz.
Yasakçı çağ dışı zihniyete ve her türlü baskıya karşı direnerek, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yolumuza devam ediyoruz, edeceğiz.
8 Ekim 2011 Cumartesi
SAVAŞ AHLAKINDA ÖRSELENMELER
BÜLENT TEKİN
bulenttekin47@gmail.com
Ankara Kızılay’daki (Kumrular Caddesi) üç kişinin ölümünün ve çok sayıda yaralının olduğu patlama ve Siirt’te 4 genç kızın bir araçta öldürülmeleri kabul edilir eylemler değildir. İnsan hafızası bunu kabul etmiyor. İsyan ettirici ektikleri çok! Nasıl olur da yüzlerce insanın geçtiği bir caddede serseri bir bomba patlatılır? Ve nasıl olur da gençliklerini o mütevazı Siirt’te yaşayan 4 güzel kıza kıyabiliyorlardı? Bu iki eylemi yapanlar nasıl bir zihniyet taşıyorlardı, bunlar bir dava insanı olabilirler miydi? Kumrulu Caddesi’ndeki eylemi PKK reddetti. Ancak devletin açıklamaları eylemi PKK’nin yaptığı yönündedir. BDP her iki eylemin soruşturulmasını istedi(ikisini de PKK’nin yapmadığını bildiğinden olmalı saldırıları kınadı). Gerçekten bu iki eylemi PKK mi yaptı yada yine kötü eller imalatı mı? Bu sorunun yanıtının çok ta önemi yok. Ergenekon, derin devlet ya da PKK’nin derini (TAK) yapsa da, PKK veya devlet bu konuda masum da olsalar, savaş ahlakının ve hukukunun kabul etmediği bir durum var.(20 Eylül’de Ankara Kızılay’da yapılan eylemi bir ajansa gönderdiği e-posta ile TAK üstlendi. Daha önceki Ankara-Eskişehir Yolu ve Antalya’daki patlamaları da!)
Kürtleri yok etmek veya Türk devletine boyun eğdirmek için böyle ahlaksız ve hain planlar yapılmaz. Yoldan geçen (hepimizin oğlu, kızı, kardeşi olabilen) masum insanlara, araçlarıyla güle oynaya eve dönmekte olan gençlere ölümü tatırtıyorsunuz. Bu iki vahşi eylemi, savunamayacağından PKK üstlenmemiş olabilir. Savaş isteyen malum devlet organları da belki böylesi vahşi bir eylemi yapmış olabilirler. Birbirinin üstüne yıkılmaya müsait çirkin eylemlerdir. Geçmişte bu tür eylemler oldu, kimse üstlenmese de, devlet bazı failler buldu. Ancak hiçbir şekilde bu tür eylemleri ne PKK ne de derin devlet üstlendi? Ancak bugün TAK diye bir örgüt, eskiden de devlet adına eylem yapan TİT gibi Ankara’daki eylemi üstlendi. AKP’nin ve Erdoğan’ın açtığı savaş nedeniyle artık sivillere karşı olan hassasiyetlerinin(!) bittiğini açıkladılar! Her yer eylem sahası, her yer hedeftir! Ne diyeyim!
Denir ki-polis aracı sanarak-Siirt’teki saldırıyı yapan PKK’dir. Ve tuhaftır ki(!) ölen kızların aileleri BDP eğilimli bilinmektedir. Eğer bu böyleyse PKK’nin büyük bir hata veya yanlış yaptığı ortadadır, eylemin vahşetliğinden “biz yapmadık” demektedir. Diyelim ki araçta polisler olsaydı, bu eylem haklı ve kabul görür müydü? Ve PKK eylemin örtbas edilemeyeceğini bilmiş olmalı ki 21 Eylül’de 4 genç kızın öldürülmesiyle ilgili eylemi, polis aracı sanılarak “yanlışlık yapıldı” şeklinde üstlendi ve ailelerden özür diledi. Tunceli’de de halı sahada top oynayan bir polis ve onu seyretmekte olan eşi öldürülmüştü. Benim bildiğim, yılan dahi su içmekte olan bir insanı sokmaz! Top oynayan silahsız polislere, ya da görevini yapan asker ve polise, sırf üniformasından dolayı saldırmak, pusu kurmak berbat ve anlatılamaz eylemlerdir. Bunları savaş kurallarıyla anlatamazsınız. Herkesin bir ailesi ve seveni vardır. Herkesin bir canı ve yaşama hakkı vardır.
Bu tip kirli eylemleri yaptığı için PKK’nin ve devletin de sicilleri bozuktur. Mesela 11 Eylül 2011’de Hakkari-Şemdinli İlçesinde PKK’li militanların saldırısı sonrasında dört sivilin öldürülmesini devlet yapmıştı. Askerlerin öldürdüğü dört kişiyle ilgili eylemi devlet PKK’nin üstüne yıkmaya çalışmıştı. Devlet te, PKK de bu tür şaibeli olaylara sık sık bulaştı. Bu belirlemeyi yapmazsak doğruları ortaya çıkaramayız. Ankara’daki ya da Siirt’teki eylemi üstlense de üstlenmese de halkın bu eylemleri kimin yapıp yapmadığını bildiğini söylersek kâhin olmayız. Yine aynı şekilde devlet ister kabul etsin/etmesin toplu mezarlardaki katliam sonucu gömülmüş Kürtlerin ya da (11 Eylül)Hakkari-Şemdinli’deki dört sivil yurttaşımızın kimler tarafından öldürüldüğünü halkımız bilmektedir.
İşkenceci generaller veya polis şefleri dünyanın her tarafında suikasta uğrarlar. Bu başka bir şeydir! Çünkü bu tip sona biraz da kendileri neden olmuştur! Fakat devriye gezen bir polis aracına, nöbet tutan bir polise/askere ateş edip öldürmek, caddelerde yürüyen insanları havaya uçurmak izah edilemez. [Yazımı yazdığım bu günde (22 Eylül) Diyarbakır’da Yunus tabir edilen polis ekibine motosikletlerini tamir ettirirken ateş edildi, bir polis şehit oldu, biri polis olmak üzere üç kişi de yaralandı. Yaralı polis te daha sonra şehit oldu.] Bu vahşeti-savaşı kışkırtmak ve barış ortamını yok etmek amacıyla-her kim yapıyorsa-PKK ya da devletin malum organları-Türk ırkçıları ile Kürt ırkçılarını kışkırtmaktan başka bir şey yapmıyorlardır. Oynanan senaryo ile Türk ırkçıları hiddetlenecek, Kürtlerden nefret etme artırılacak ve devletin Kürt sorununu çözmek için atacağı demokratik adımlar engellenecektir. PKK-MİT görüşmelerinin ifşa olmasından, Öcalan-Devlet (hükümet) müzakerelerinin yapılmasından (her iki taraf ta bu görüşmelerin yapıldığını kabul etti) devletin Kürt sorununda tatmin edici kararlar alacağını öğreniyoruz. Dilerim bu karanlık ve vahşi eylemler savaşı esas alan politikalar yaratmaz, Kürtler ve Türkler her türlü kirliliği reddederler!
27 Eylül 2011 Salı
“Asimilasyon bitti” Aldatmacası
Mustafa Elveren (Em. Öğrt.)
mustafaelveren@gmail.com
Başbakan Sayın Recep T. Erdoğan gözümüzün içine baka baka “Asimilasyon bitti” deyip, bizleri aldatmaya devam ediyor. Hâlbuki, yürürlükteki yasal mevzuatlar asimilasyona yönelik içeriklerle doludur.
Her şeyden önce mahkemeler “Türk Milleti Adına” kararlar veriyor. Bu mahkemelerde yargılanan Türklerin dışındaki azınlıklar için verilen kararlar ne kadar adil olabilir?
Halen her sabah ilköğretim okullarında “Türk’üm…” diye başlayan ve “Ne mutlu Tük’üm diyene!” cümlesiyle biten “Andımız”ı söylemeye devam ediyoruz.
Devletin birçok kurum ve kuruluşlarının ismi “Türk” olarak anılmaktadır. Hatta birçok vakıf, dernek vb. kuruluşların ismi de ırkçılığı çağrıştıran “Türk” ismiyle kurulmuşlardır. Türk Bayrağı, Türk Telekom, Türk Hava Yolları, Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Tabipler Birliği … gibi. Köylerimizin, beldelerimizin ve şehirlerimizin orijinal simlerinin hala iade edilmemesi de asimilasyonun boyutunu ortaya koymaktadır.
Öyle anlaşılıyor ki, “Türkiyeleşme”nin T’si bile ortada yok. Buna rağmen Başbakan; “Asimilasyon bitti” diye bizi kandırmaya devam ediyor. Tıpkı “mahkeme kararına saygılıyız” demagojisini yaptığı gibi.
ABD ve AB’nin baskısıyla azınlıklar konusunda birkaç kırıntı yasal düzenleme ile “Asimilasyon bitti” yaygarası yapılmaktadır. Artık halk bu tür aldatmacalara inanmamaktadır.
Denebilir ki; “halk bu tür aldatmacalara inanmıyorsa, o zaman bu günkü anketlere göre AKParti Hükümeti yüzde 52 oy nasıl alıyor?”
Maalesef alıyor. Çünkü karşısında gerçek alternatifler yaratılamadı.
Diğer taraftan genel başkan Kılıçdaroğlu’nun suyunu ısıtmak için hiziplerin birbirleriyle yarıştığı muhalefet partisi CHP ise, kendi iç sorunlarından dolayı AKParti Hükümetine muhalefet yapamamaktadır.
Başbakan ve yandaşları ise; Somali, Filistin, İsrail, Suriye, Libya, Kıbrıs üzerinden göstermelik çıkışlar yaparak gündemi kendi lehine çevirmek için halkı aldatabiliyor.
Başbakan’ın bu günkü duruşuyla Kürt sorunu başta olmak üzere ülkenin birçok önemli sorunlarına demokratik çözümler üretemediği, çözümden çok çözümsüzlük oyununu oynadığını artık hepimizin görmesi gerekir.
Öyle ise, ne yapmalıyız? Nasıl bir alternatif yaratmalıyız?
Her şeyden önce 12 Haziran 2011 seçiminden başarıyla çıkmış bulunan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku milletvekilleri mecliste bir an önce yerini almalıdır. Çünkü Kamuoyunda böyle bir beklentinin yaratıldığı yönünde ciddi belirtiler olduğunu düşünüyorum.
Blok bileşenleri genişletilmiş yeni bir oluşum için başlattığı çalışmalarını hızlandırmalıdır.
Bu defa Türkiye’nin tüm farklılıklarını kucaklayabilecek bir örgütlenmeye yönelmelidir. Bu örgütlenme sadece sol içindeki fraksiyonel örgütlerle sınırlı kalmamalıdır. Ülkemizdeki cinsiyetsel, sınıfsal, inançsal ve kültürel temeldeki demokratik kitle örgütlerini de kapsamalıdır.
Eğer alternatif olarak güçlü bir siyasi oluşum gerçekleşebilirse, ülkemizin içine düştüğü bu kan ve gözyaşı denizinden kurtulması mümkündür. Aksi halde kan ve gözyaşı deryasından meçhul bir geleceğe sürüklenebiliriz.
---------------
Web sitesi: http://www.gomanweb.net/
SURİYE’DE BAHAR OLACAK MI?
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Suriye Cumhurbaşkanı Beşar El Esad’ın yeğeni (kuzeni?) Rami Makhlouf’a (eşi ve çocuklarıyla birlikte) “devletin menfaatleri doğrultusunda” (17 Ocak’ta) verilen “Kıbrıs Cumhuriyeti Vatandaşlığı”-belki Türkiye karşıtlığından olacak!-Rum Bakanlar Kurulu’nca geri alındı. Gerekçe olarak Türkiye ile olan iyi ilişkiler gösteriliyor. Makhlouf’a alınan bu karar tebliğ edilecek ve onun da itiraz hakkı olacak.
Suriye Esad Hanedanı babadan oğula geçen faşist bir hanedanlıktır. Oğul Beşar ne kadar da Avrupai (giyim kuşam ve tüketim mallarında) gösterişler sunsa da halkını katleden bir katildir. Hiçbir gerekçe insana halkını katletme haklılığı vermez. Onun da iktidarı bırakacağı günler mutlaka gelecektir. Baas Partisi tek parti tek parti iktidarı yerine (oysa Suriye’de Baasvari çok sayıda çakma muhalefet partileri vardır) çoğulcu rejime geçerek makyaj yenilemek istiyor. Belki de Beşar Esad, Baas Partisi’ni bile harcayarak “iktidar”da kalmanın yollarını inşa ediyordur. Bu yollarda Beşar Esad’ın epeyce dostu vardır. Dostlarının en yakını (en başta geleni!) Türkiye’dir. Çünkü Kürt sorunu olan Suriye’nin de farklı bir uygulaması (Kürtlere özerklik tipi bir yönetim vermesi) Türkiye’deki Kürtleri etkileyecektir. Bu nedenle Türkiye (Recep Tayyip Erdoğan) elinden geldikçe-el altından(!)-kardeşi Esad’a yardım etmektedir. Bana kalırsa Beşar Bey bu kardeşine (Erdoğan’a) fazla güvenmesin: Çünkü bu kardeşi daha önce de kardeşleri Mübarek ve Kaddafi’yi de çarçabuk satmıştı.
Esad’ın diğer bir dostu İran’dır. İslami Cumhuriyet adına sığınmış faşist İran devleti de mezhepsel yakınlığın dışında, kendi Kürtlerine bir hak vermemek için, Suriye Baas Rejimi’ne desteğini devam ettirmektedir. İran diğer yandan ABD ile de anlaşarak (Türkiye ve Irak’ın dostluğuyla) Kandil’i ele geçirmeye çalışmaktadır. Tuhaftır ki Irak Kürt Federe Yönetimi de-ufak tefek tepkilerine karşın(!)-sessiz kalarak bu operasyona destek vermektedir. Irak (ve Kürt Federe Yönetimi?) iç tepkiler karşısında usulen-dostlar alışverişte görsün! tarzında-kendi topraklarını bombalayan, köylerini yıkan, yurttaşlarını öldüren Türkiye’yi protesto edebilmiştir.
Arapsaçı gibi bir politika uygulanmaktadır Ortadoğu’da. İsrail dahi Esad’ı istemektedir. Ve tuhaftır ki İsrail bu politikasıyla da İran’a destek sunmaktadır. Hepsinin ortak bir amacı ve anlaştıkları bir konu var: Kürtlerin Ortadoğu’da insandan sayılmaması! Diğer yandan Türkiye’nin bir “Bölgesel Güç” olma sevdası(?!) türemiştir. Türkiye-AB ve ABD’nin yönlendirmeleriyle-Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla da her tarafa zıplayıp duruyor. Çok sevdiği kardeşlerini-hatta ellerinden barış ödülleri aldıklarını dahi-satabilen özelliğiyle de Türkiye, diğer bir yandan Suriyeli Muhaliflerden “Ulusal Konsey” oluşturmaya çalışıyor. (Bunu da sözüm ona gizliden(!) İstanbul’da yapmaya çalışıyorlar.) Zaten daha önce de (Haziran’da) Muhalifler Antalya’da toplanmıştı. Çünkü “satış” başlamış olmalıydı. Kürtlerin yok edilmesi veya yok sayılması için ne kadar emperyal devlet, Ortadoğu ülkesi, insani kuruluşlar, Birleşmiş Milletler varsa hepsi işbirliği yapabilmektedirler. Çünkü Kürtler yeryüzünün lanetli topluluğudur! Bir ara lanetlenmiş topluluk Yahudilerdi ama şimdilerde Kürtler Yahudilerce de lanetlenmiş topluluk sayılmaktadırlar. Dünya bu konuda haklıdır(!) Kürtler konusunda Rumların dahi Kürtleri istemediğini düşünüyorum. Ve (Kıbrıs) Rum Bakanlar Kurulu’nun Esad Ailesine vatandaşlık verirken Esad Hanedanı’nın son “başkan” oğlunun da Kürtleri, Müslümanları, Dürzîleri, Hıristiyanları, Nusayrileri baskı altında tutan faşist bir lider olduğunu bildiğini düşünüyorum. Salt Türkiye Suriye’yi destekliyor düşüncesiyle vatandaşlık belgesinin iptalini doğru bulmuyorum. Daha insani (haklı) gerekçeleri olmalıydı. Doğru olan antifaşist olmaktır, anti sömürgeci olmaktır! Irklara, dinlere, dillere, kültürlere saygı duymaktır. Ve doğru olan işgallere karşı çıkmak, anti militarist olmaktır; barış’ı, demokrasi’yi, insan’ı ve insan hakları’nı savunmaktır.
19 Eylül 2011 Pazartesi
TÜFEK İCAT OLDU PUŞTLUK ÇOĞALDI!
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Şener Levent’in 24 Ağustos (2011) yazısı (Taş Devri, Tunç Devri, Puşt Devri) bana Köroğlu’nun “tüfek icat oldu mertlik bozuldu” sözünü hatırlattı(KKTC-Afrika Gazetesi). Yazısında Libya’nın petrollerine talip olan (aslında ganimet olarak değerlendirenleri kastediyor) ülkeleri sayıyor: İtalya, Fransa, İngiltere ve hatta taa Avustralya! Doğrusunu isterseniz diktatör Kaddafi’nin 42 yıllık hanedanlığını-hepsine yaptığım gibi-desteklemiyor(d)um. Çünkü böylesi iktidarlar, Taş-Tunç devirlerini yaşamış uygarlıklar tarihinde “komutan+rahip(din adamı)+yönetici” üçlemesi biçiminde “iktidar” olarak Tanrı’nın Yeryüzü Gölgesi’ni betimliyordu. Aslında salt Libya, Suriye, İran gibi diktatörlükleri suçlamak haksızlık gibidir. Türkiye’de olduğu gibi “iktidar üçlüsü”nün iktidar olduğu sözde demokratik ülkeler de vardır. Kaddafi bir zorba, diktatör, katil ve geldiği son aşama olarak da faşistti. Bakmayın siz gençliğimizde bu tip ülkeleri (3. Dünya Diktatörlükleri’ni) küçük burjuva diktatörlükleri olarak ilerici görürdük. Hayat bize bunun sol bir çocukluk hastalığı olduğunu öğretti.
Kaddafi, Beşar Esad ya da Mübarek’e göre daha dürüst(!) bir diktatördü. Onlardan daha az hırsızdı. Diğerlerinin daha büyük milyarderler olduğu ortaya çıkmıştır. Kaddafi bir petrol ülkesini yönettiği halde doğru dürüst bir şeyi olmayan Esad Hanedanı’ndan malvarlığı olarak daha zayıf. Çünkü petrol gelirlerinin büyük çoğunluğunu ülkesi için harcadı. Yurttaşlarına konut ve gelir olarak verdi. Yaşam seviyelerini yükseltmeye çalıştı. Yine de tüm bunlar bir zorbanın, zalimin iktidarını savunacağımız anlamına gelmez. Kaddafi gitmeli ve yerine demokratik bir rejim kurulmalıdır. Başlangıçta muhalefete kendiliğinden (iç dinamiklerle) çıkan bir hareket olarak sempatiyle baktım. Sonradan muhalefetin AB, ABD gibi emperyal ülkelerce piyon olarak kullanıldıklarını gördüm. NATO dahi devreye girdi. Binlerce insan-karşılıklı olarak-katledildi. Barış Ödülü’nü Kaddafi’nin elinden alan Recep Tayyip Erdoğan bile saf değiştirdi, Geçici Ulusal Konseyi’ni destekledi. Belki Libya ganimetinden pay koparırım düşüncesiyle ödediğimiz vergilerden toplanan iki yüz milyon doları(?) elden (yasal olmayan yollarla) Geçici Ulusal Konsey Başkanı (Kaddafi’nin eski bir bakanı olan) Mustafa Abdülcelil’e Ahmet Davutoğlu vasıtasıyla verdi.
Ortadoğu’da ve bu aralar Batı Afrika’dan Afganistan’a (hatta Çin Seddi’ne kadar) ABD jandarmalığına soyunan Türkiye ağabeylik, babalık, patronajlık görevleri yapmaya başladı. İsrail’e bile posta koyduk! Kürtleri bombalıyoruz! Her yaptığımızı nedense AB, ABD gibi ileri demokrasiler destekliyor. Yeniden yapılandırılacak Libya’nın konutlarını, yollarını, fabrikalarını biz yapacağız. Polis teşkilatını da biz eğiteceğiz. Petrolden de nasibimizi alacağız, işleteceğimiz kuyuları olacak. Özal’ın bir koyup üç alacağız zihniyeti yeniden yeşeriyor. Bu kadarını devler liginde adama yedirirler mi, bilmem! Bir zamanlar Arap Birliği zirvesine katılan Berlusconi’ye (petrol ve ticari ortaklıkları nedeniyle) elini öptürmüştü Kaddafi. Şimdi kaçacak delik arıyor. Ve en tuhafı AB, ABD, NATO bir diktatörü indirirken, diktatörün eski adamlarını yeni iyi insanlar olarak pazarlıyor. Arap Baharı denilen bu sözde devrimlerde diktatörler gidiyor ama yine eski rejimin adamları (ya da başka varsıllar) makyaj edilerek, demokrasicilik oyunlarıyla (reformlarla) gelişmiş ülkelerin çıkarlarına hizmet edecekler olarak iktidara getiriliyor. Libya ve diğer Arap ülkelerindeki isyanlar, kan, gözyaşı, ölüm ve yıkımlara karşın ileri ülkelerin petrol savaşından başka bir şey değildirler. Petrol uğruna piyon olarak kullanılanların ve haklı bir dava uğruna savaştığına inanların iradesi yerine, AB ve ABD gibi ileri ülkelerin iradeleriyle yeni iktidarlar kurulacaktır. Bu iktidarlar Kapitalist Modernite çağında Yeni Dünya Düzeni ile örtüşmektedir.
16 Eylül 2011 Cuma
Danimarka ’da Seçimi Kızıl Blok Kazandı!
Faiz Cebiroğlu
15 Eylül’de Danimarka’da yapılan genel seçimleri kızıl blok kazandı!
10 yıldır Danimarka’yı yöneten gerici sağ, nihayet son buldu: Sosyalist. Komümist ve yeşillerden oluşan ”Birlik Listesi” büyük bir başarı göstererek, Amerikan uşağı iktidara son verdi.
Bu seçimde, Danimarka tarihinde, bir değil, iki ”ilkeye” imza attıldı:
Birincisi: Danimarka’da ilk kez bir kadının başbakan olması.
İkincisi: Sosyalist ve komünistlerden oluşan “Birlik Listesi” yine genç bir komunist kadının, Johanne Schmidt Nielsen’in yorulmak bilmez mücadelesi sonucunda, oylarını üç kez artırarak, 4 milletvekilinden, 12 milletvekili çıkarmış olmasıdır.
Bu, bir zaferdir!
Bu, Danimarka ”Kızıl Blok” adına bir zaferdir.
Bu, Danimarka tarihinde bir zaferdir.
Zaferi kutluyoruz.
Bizler, üyesi olduğum , Komünistlerin Listesi, Birlik Listesi, bu zaferi ezilen halklar adına kullanacağız. Bu, bu bağlamda, 10 yıldır, Danimarka’yı, Amerika’ya teslim eden gerici sağ iktidarı ve yandaşlarına taviz vermeyeceğiz, demektir.
Vermeyeceğiz!
Yine bu bağlamda; tarihten silinmek istenen Kürt halkının sesi olan ”Roj Tv” yi kapatmak için büyük şantajlar yapan ve AKP’yi destekleyen bu Amerikan’cı ve sağcı iktidardan da hesap soracağız!
Hesap soracağız!..
Kızıl yola girdik. Aynı yol ve hatta yürüyoruz!
Yürüyoruz!
Yürüyüş devam ediyor!..
12 Eylül 2011 Pazartesi
12 Eylül 1980
Faiz Cebiroğlu
12 Eylül 1980:
Beş general, devleti ele geçirmiş.
Anadolu faşizm altında.
İnsanlar gözaltında
İşkencede
Sürgünde.
12 Eylül 1980:
Diyarbekir Zindan içinde.
Zindan yankı içinde:
”Direnmek yaşamaktır!”
Mazlum Doğan sesinde!
12 Eylül 1980:
Antakya, Asi nehrinde.
Kartal dağlarımız sis tutmuş.
Asi nehrimiz suskun içinde.
12 Eylül 1980:
Eşkiyalar devleti ele geçirmiş.
Anadolu faşizm altında.
-----------
Aralık 1983
11 Eylül 2011 Pazar
Mazlum Doğan’ı Övmekten Ceza Almak
Mustafa Elveren (Em. Öğrt.)
mustafaelveren@gmail.com
Köylüm, ilkokul arkadaşım ve halk arasında “Çağdaş Kawa” olarak kabul edilen sevgili Mazlum Doğan’ı övmekten Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi’nce 3000,_(üçbin) Lira adli para cezasına çarptırıldım.
Adı geçen mahkeme dört sayfalık gerekçeli kararında özetle; “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 9.maddesine göre Türk Milleti adına yargılama yetkisini kullanan bağımsız Tunceli Asliye Ceza Mahkemesi, sanık hakkında açılan kamu davasına ilişkin yaptığı açık yargılama sonunda, atılı suçu ve suçluyu övmek suçundan sanık Mustafa ELVEREN’in eylemine uyan TCK.nın 215/1, 43, 50/1-a, 52/2-3 maddeleri gereğince 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, karar verilmiştir”
Kararın sonuç bölümünde ise; “…sanığa verilen adli para cezası miktarı, sanığın şahsi ve ekonomik durumu göz önünde bulundurularak takdiren TCK.nın 52/4 maddesi uyarınca taksitlendirilmesine yer olmadığına, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesine, sanığa ihtarına…” diye devam ediyor.
Bu ikinci davadır. Sırada daha kaç dava olduğunu bilmiyorum. Yaklaşık 10 defadan fazla ifade verdim. Bunların hangilerinin dava safhasına dönüştüklerini ileride öğreneceğim.
Mahkemenin hukuka aykırı olarak verdiği bu karara karşı yasal süresi içinde Yargıtay’a gönderilmek üzere, temyiz dilekçesi hazırladım. Henüz taslak halinde olan söz konusu dilekçemde açıkladığım bazı hususları kısaca sizlerle de paylaşmak istiyorum;
“Türkiye’de ifade özürlüğü yoktur, kısıtlıdır, ifade özgürlüğü kurumlaşmamıştır. Türk siyasal hayatında resmi ideoloji çok önemli bir kurumdur. Siyasal hayatı belirleyen ve yönlendiren kurum resmi ideolojidir. İfade özgürlüğünü kurumlaştırmayan bir siyasal sisteme demokratik demek mümkün değildir.” (T.Demirer)”
Düşünce ve ifade özgürlüğünün bir toplumda kurumlaşması, demokrasinin, bilim ve sanatın temel koşuludur. (ag)
Savcılık iddianamesinde “suç”unu övdüğüm iddia edilen Mazlum Doğan PKK kurucusu iddiasıyla tutuklanmış ve tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’ndeki baskıları protesto etmek için 1982 yılının 21 Mart’ında bedenini ateşe vermek suretiyle hayatına son vermiştir. Yani 29 yıl önce aramızda ayrılan köylüm ve ilkokul arkadaşım Mazlum Doğan’ın yaşamından bahsetmek, O’na saygı göstermek suç sayılması vicdanlara sığmadığı gibi evrensel hukuka da uymamaktadır.
Sevgili arkadaşım Mazlum’un cenaze töreninde bulunamadım. Cenazesine -muhtemelen- ailesi, akrabaları, yakınları, köylüleri katıldı ve imam cemaate sordu: “Merhumu nasıl bilirdiniz?” Cemaat -yine muhtemelen- bir ağızdan yanıtladı: “İyi bilirdik.”
Bu durumda, Mazlum’a “helallik” veren cemaat, sizce “suçu ve suçluyu övmüş” müdür?
“Adalet, sadece adalet değildir; vicdansız adalet, adalet olamaz; adaletin vicdana olan ihtiyacı büyük ve belirleyicidir…”
Burada, tanıdığım, sevdiğim, köylüm ve arkadaşım olan insana ilişkin kanaatlerimi ifade ettiğim yani vicdani gerekliliklerimi yerine getirdiğim için “cezalandırılıyorum.”
Hiçbir kanun ya da “kanuni olduğunu iddia eden” bir düzenleme benden, vicdani kanaatlarımı ifade etmememi isteyemez! Bu tür düzenlemeler evrensel hukuk kurallarına aykırıdır.
O nedenle; düşüncelerimi, vicdani kanaatlerimi özgür biçimde ifade ettiğim için davanın “Düşünce ve ifade özgürlüğü” çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Evrensel demokrasinin ülkemizde bir an önce tesis edilmesi için demokrasi güçlerinin daha çok çaba göstermesi gerekmektedir. Başaracağımıza inanıyor ve diliyorum.
NOT: 1- Yukarıdaki bazı alıntılar benzer bir davada yargılanan yazar Sayın Temel Demirer’den aktarılmıştır. Sayın Demirer’in katkılarından dolayı kendisine teşekkür ederim.
NOT: 2- Dört sayfalık gerekçeli mahkeme kararını önümüzdeki zaman dilimi içinde sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
8 Eylül 2011 Perşembe
Saatleri bir ömür ileriye aldılar...
okayadil@hotmail.com
78’lilere
birden silahlar sustu
kim yendi yenilen kim
ya o nur yüzlü delikanlılar
genç kızlar ve erkekler
nereye gittiler
bir ikindi vakti nasıl
akşam oldular
II
birden şarkılar sustu
nergis kokularını şehre getiren
kır çocuklarının düşleri
panzerler altında ezildi
ne gazi unvanı verildi onlara ne şehit
körpe bedenlerde nişan yara izleri
III
birden radyolar sustu
saatleri bir ömür ileriye aldılar
siren seslerinin
postal seslerine karıştığı
karartmalı bir eylül akşamı
o çılgın delikanlılar sır oldular
hüzne boyandı şehir
sokaklar öksüz kaldı
bakışlar soldu pencerelerde
IV
o pencereler ki
hep bizi bekler
bizi severdi
gözlerimiz güneş
sözlerimiz tılsımdı
şifa dağıtır
pembeye boyardık duvarları
tanrı misafiriydik açık kollarla beklenen
V
sonra birden
saatleri bir ömür ileriye aldılar
tanklar ayak izlerimizi sildi
yıkıldı barikatlar
dağlar düz oldu
nehirler kan kızıl
stadyumlar hapishane avlusu
notalar milli marş
birden çocuklar sustu
saatleri bir ömür ileriye aldılar
MİLLİ BİRLİK VE KARDEŞLİK DESTANI
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Kürtleri teslim almak, ırkçı, asimilasyonist politikadan başka planı yok AKP’nin. Kandil’i bol bol bombalıyor/bombaladı/bombalayacak. Kandil ve PKK kamplarının çevresindeki yüzlerce köy bombalanıyor/bombalandı/bombalanacak: İnsansızlaştırılan bir bölge elde etmek istiyor AKP. Türkiye, İran, Irak, ABD ve Kürt Federe Yönetimi’nin işbirliği bu konuda olmasa(ydı) sivillerin ölümüne rağmen dünya bu operasyonlara göz yummazdı. Dünya demek ABD, AB, Rusya, Çin, Kanada ve Japonya demek! Ya da ABD’ye bile tek başına “dünya” diyebilirsiniz. AKP eşittir “devlet” oldu. Devletten nedense ırkçı Türkçülüğün esasları çıkartılamıyor. Hoş, Türkçülüğün esaslarını bir Zaza (Kürt) bulmuştu ya, hakları var! Kendini bu ülkenin sahipleri gören Beyaz Türklerdir(Kürt, Arap, Makedon, Kafkas, Balkan vs.). AKP rejimi, AB yolunda ilerlerken Baasvari bir rejim kurmanın formülünü buldu. Daha fazla özgürlük, demokrasi söylemlerini yeterli bulan AB, 80-100 sene iktidarda kalacak AKP Hanedanı’na evet diyor.
AKP on yıldır iktidardadır. Zeynel Abidin Bin Ali, Muammer Kaddafi, Hüsnü Mübarek, Hafız/Beşar Esad, Kral Abdullahlar gibi 50-100 sene iktidarda kalmayı istiyorlar. Ve tüm bunları AB tipi demokrasi adına yapacaklar(!) Adı bu rejimin ileri demokrasi de olsa-çok sayıda çakma muhalefet partileriyle de sistem desteklense!-aslında bu rejim bir monarşi, otokrasi veya diktatörlük değil midir? İktidarda olanla muhalefette olanlar da aynı devlet partisidir çünkü: Birden fazla da olsa bu partiler kılık değiştirmiş tek devlet partisidir(ler). Meğer AKP, bürokratik ve askeri vesayeti kıracağım derken, kendi otoriter (Ilımlı İslam’ı yani ABD İslam’ını) rejimini kurmak istiyormuş.
Rejimin yeni kalemşorlarının, bir ırkı ortadan kaldıracak düzeyde-hiçbir dinde ve mezhepte yer almayacak kadar!-gözleri dönebiliyor. Biz onları-dünya görüşleri, inançları ne olursa olsun!-akil insanlar bilirdik. Hüseyin Gülerce, “Yepyeni bir dönem var. Türkiye bu kez terörün belini kıracak!” diyor. Tercüme edeyim: “Tüm yöntemleri kullanarak PKK’yi (aslında Türkleşmek istemeyen Kürtleri demek istiyor!) yok edin!” Fehmi Koru ise Sri Lanka modeli(ni) öneriyor. Tercümeye gerek yok ama ben yine de edeyim: “PKK’yi ve bu arada tüm Kürtleri fiziki imhaya (soykırıma) uğratın!”
Ortada yol göstericilerin “kötü” ve aklın vereceği “iyi” düşüncelerin savaşı var. Bu savaşı bu iki düşünce tipi yönlendirecek. Erdoğan’ın (Birinci Yol) yeni konsepti (MGK konseptidir de!) kötü bir arkadaştır: Özel Harekâtçı Polislerle, Jandarma (Ordu) Özel Harekâtçılarla (yani JİTEM’le) eskiye oranla daha inceltilmiş operasyonlar yaparak [deşifre olmuş (göze çokça batmış) faili meçhule(!) girmeden, tutuklamalarla] inkâr ve imhaya tavan yaptırmak. Bu arada (en kıdemlileri ve kedileri dahi olmayan) eski tüfeklerden işbirlikçi Kürt devşirmek. MGK’de de şu özetleyeceğim cümlelerle vurgulanan bu açılıma(!) Milli Birlik ve Kardeşlik projesi diyebilirsiniz: “Var olan güvenlik ve otoritenin en güçlü şekilde hissettirileceği terörle mücadele yeni strateji ve yöntemlerle daha etkin, kararlı ve sonuç alıcı bir mücadelenin ortaya konulacağı vurgulanmıştır.” Yani kısacası demokratik Kürt siyasal mücadelesi ortadan kaldırılıyor. İkinci Yol: PKK ve Öcalan’ın Türk siyaseti ve akademisyenlerince biraz daha ayrıntılı incelenmesi(dir). Yeni Hükümet uzlaşmacı ve paylaşımcı bir tavır takınarak Kürt Sorunu’nu çözüme yardımcı olması gerekir. Hatta bunu-Kürtlerle mutabakatı beklemeden de-sırf AB’ye girebilmek için tek başına AKP yapmalıdır. Çünkü “Tarih” AKP’ye böyle bir görevi yüklemiştir. Görevini yapmayanı Tarih-her zaman yaptığını yaparak!-tasfiye edecek ve adını dahi anmayacaktır!
İÇ SAVAŞ POLİTİKALARI
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
AKP Genel Seçimleri milliyetçi-İslamcı çizgide sürdürmesine karşın %50 oy almıştı. Seçimin diğer galibi de AKP’yi bölgesinde yenen BDP idi. PKK’nin Silvan baskınından (12 şehit’ten) sonra “Ramazan ayını bekleyin!” dedi Başbakan. Bu, uygulayacağı şiddetin yanında BDP, DTK ve bazı STK’ları tutukla(t)ma anlamına da geliyordu. Murat Karayılan’ın devlet televizyonları ve ajanslarında İran’a yakalandığı haberi bir iki gün flaş haber olarak verildi. Normal değildi. ABD’nin organizasyonluğunda sağlanan Irak, Türkiye ve İran işbirliğiyle İran’ın Kandil’i ele geçirme operasyonu devredeydi. Kürt Sorunu karşısında (iki düşman) İran’la ABD dahi bir araya geliyordu. Bu da normal değildi. Kürt Federe Bölgesi’nin kendi topraklarını İran’a karşı korumaması da tuhaftı. Ama tuhaf olmayan bir durum vardı, o da “savaş” iki tarafça da yöntem olarak seçilmişti.
Olaylar Başbakanın konuşmasının dozunu artırmak zorunda bıraktı. “Ramazan’a hürmeten duruyoruz. Bıçak kemiğe dayandı. Bölücü terörle aralarına mesafe koymayanlar (BDP’yi kastediyor) da bedelini ödeyecekler. Açık söylüyorum, faturası ağır olacak.(14 Ağustos)” “Bu cinayet şebekesi (PKK) bertaraf edilecek. Meşruiyet çizgisine gelmek isteyenler (BDP’yi kastediyor) şimdiden pozisyon alsınlar!(16 Ağustos)” Ve nihayet Hakkari-Çukurca’da (17 Ağustos 2011) 8 asker şehit edildi. Bir korucu da öldürülmüştü. Başbakan’ın artık sevap-günah çizgisi kalmadı: “Ramazan’a hürmet kalmadı! Bundan sonra konuşulmaz, uygulanır!” Günlerce Türk uçakları PKK’nin kamplarını bombalamaya başladı. Ve bu arada Türk savaş uçakları Kandil’i vurayım derken biri altı aylık bebek olmak üzere dördü çocuk yedi günahsız kişiyi yolculuk yaptıkları otomobillerinde vurdu. Ölürken anne bebeğine sarılmıştı. Hani biz birilerine bebek katili filan diyorduk ya, işte o unvanı da elde ettik! Bu yazımı yazdığım anda bile Diyarbakır semalarını savaş uçakları yırtıyordu.
Başbakan 18 Ağustos’ta toplanan MGK’ye savaş konseptini kabul ettirdi. OHAL’e rahmet okutacak bir savaş planından söz ediliyor: Kırsalda operasyonlar (Özel Harekât Polis Timleri’yle Jandarma Özel Harekât Birlikleri) yoğunlaştırılacak ve özellikle Hakkari ve Şırnak’ta özel(!) operasyonlar yapılacak, sivil toplum örgütleri susturulacak. Adı konmasa da “Süper Vali” uygulamasına geçilecek.(Bazı korucular uzun bir zamandır Bölge’de kontra görevi yapıyorlar.) Başbakan’a akıl veren akil(?!) yazarlar vardı: Hükümetin, Sri Lanka’nın Tamil’e saldırısını örnek almasını öğütlüyorlardı. Ülkede zaten yer yer “linç” girişimleri yaşanıyor(du). Polis arabuluculuk dahi yapmıyor(du). Olanları benimsemek doğru olamazdı.
Başbakan Kürtlere “terör örgütü üyeleri” gözüyle bakamaz! Özel savaş birliklerinden medet umuyor: Onu bu konuda pohpohlayanların medyadan kazandıkları parayı merak ediyorum! Sık sık görüştükleri Öcalan’a tecrit uygulamaya başladılar, avukatlarıyla görüşemez oldu. AKP’nin yapmayı planladığı yeni anayasada Kürt sorunu çözümünde 12 Eylül Anayasası’nı aşacak bir niyeti yok. Başbakan’a yağ çeken gazete(ci)ler ona dostluk ettiklerini sanmasınlar. Taraf ve Emre Uslu, Hakkari’ye niye bu kadar düşman? Polis kökenli Uslu’ya göre PKK Hakkari’de “İkna Odaları” kurmuş. [Demek ki Hakkari’de AKP’nin oy almama nedeni bu olmalı(!)] Bayramdan sonra olacaklara (devlet terörüne) bahane yaratmaya çalışıyor Emre Uslu. Çoğu kez doğruları yazan Ahmet Altan bu seviyedeki kimi yazarlarının sihirbazlığına yol vermemesi gerekir(di). Sen “büyük” bir yazarsın Ahmet Altan, senin böyle kışkırtıcı tipli yazarlara ihtiyacın mı var? Neden gazeten (Taraf) AKP taraftarı durumunda, neden objektif yayıncılık yapmıyor? Oysa ben sırf seni okumak için Taraf’ı alıyorum.
1990’lara benzer bir konsept hazırlanıyor. 90’lar tekrarlanabilecek mi? Kürtler, Türkler buna müsaade edecek mi? %50 oy’(un)a mı güveniyorsun? İktidar niyetli gözüküyor: Kontra faaliyetleri, maskeli baskınlar, Jitem’in yaptığı gibi gerilla kıyafetleriyle köyleri basıp öldürmeler? PKK’nin de karşısına her çıkanı öldürmesi mümkün mü? Yine aydınlar, gazeteciler, yazarlar, işadamları kaçırılıp öldürülecek mi? “Ölüm Listeleri” hazırlanacak mı? Ya “Tutuklanacaklar Listeleri”? Yeni Mehmet Ağarlara, İbrahim Şahinlere, Korkut Ekenlere iş düşecek mi? Mehmet Ağarlara yüklü paralar vererek isimlerini listeden sildiren Kürt zenginlerin olduğunu gazetelerde okuduk. Bir eski özel harekâtçı her şeyi itiraf ediyor. Devlet (Hükümet) bu kadar çıldıracak mı? AKP bir savaş hükümetine dönüşmüş durumdadır. TSK’yı eline geçirmiş, Ergenekon’u Yeşil’e boyamış bir yönetim olarak-ne yazık ki!-savaştan beslenen bir iktidar biçimine dönüşmüş(tür). Eskiye dönüp bir baksın AKP, Mehmet Ağar nerede şimdi? Tansu Çiller nerede? İbrahim Şahin nerede? DYP diye bir siyasi parti (ve oyu) kaldı mı?
29 Ağustos 2011 Pazartesi
KAHRAMAN TÜRKLER VE KÜRTLER!
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
29 yaşındaki dört çocuk babası, siyahî göçmen Mark Duggan önceden planlanan operasyon yürütülürken içinde bulunduğu taksi durduruldu ve polis tarafından açılan ateşle öldürüldü. İşte 4 Ağustos’ta (2011) bu olayla, Londra’nın göçmen mahallesi Tottenham (İngiliz) polis şiddetine karşı bir isyan girişimi başlattı. Yakıp yıkmalar, yağmalamalar, tahribatlar işte bu öldürme olayından sonra başladı. İngiliz polisinin yalan açıklamalarıyla başlayan (Önce o bize ateş etti!) bu en yoksul mahalledeki ayaklanmalar, “Türk Mahallesi” olarak bilinen Haringey’e ulaşana dek medyamızda-polis tarafından siyahî bir gencin katledilmesi ayrıntısıyla-yer almadı. (Oysa dört çocuklu Mark Duggan silahını bırakıp teslim olurken katledilmişti.)
İşte ne olduysa o Türk Mahallesi işin içine girince oldu, “kahraman Türk ve Kürt esnafı” ellerindeki sopalar ve döner bıçaklarıyla dükkânlarını korumak ve yağmacıları kovalamak göreviyle ekranlarda yer aldılar. Elleri sopalı bakkal, manav, döner bıçaklı lokantacı, demir sopalı kuyumcu Türk ve Kürt kahramanlar, İngiliz polisinin tırsıp korktuğu bir anda tüm Londra’yı ve hatta tüm İngiltere’yi kurtardılar. Bizim kahraman Türk ve Kürt evlatlarımız-zaten aynı kandan gelmemiş miyiz?-İngilizlerin kalplerini fethettiler, onlara cesaretin ne olduğunu gösterdiler. Bir döner bıçağının otomatik silahtan, panzerden, bir ordu asiden daha çok iş yaptığını kanıtladılar. Türk ve Kürt cesaretinin yanında Anglo-Sakson’larınkinin esamesinin dahi okunmadığını herkes gördü. Aferin size kahraman Türk ve Kürt evlatları! Bizim şanımızı, şerefimizi Avrupa’da bir kez daha arttırdınız.
Irkçı ve milliyetçi bir bakış açısıyla olayları değerlendiren medyamız, Afrika’dan açlıktan ya da diktatörlüklerden (baskıdan) kaçanların genelde Avrupa ülkelerine sığındıklarını söylemiyor. Eli sopalı Türk-Kürt esnaf ordusunun, zencilerden farklı, kendi halinde, halim selim insanlar olduğunu ima eden haberlerin dünyanın ciddi kanallarında-bu haliyle(!)-haber olacağını düşünmüyorum. Çünkü ciddi kanallar olayın sosyoekonomik boyutunu ortaya koyar. Olanların mutlaka öncesini (arka planını) anlatır: Mesela, Ekim 1985’te de beş yüz civarında siyahî genç Tottenham sokaklarında polisle çatışmıştı, Keith Blakelock adlı bir polis ölesiye dövülmüştü. Geçen yıl da üniversite harçlarının artırılmasını protesto eden öğrencilerle polis arasında çatışmalar çıkmıştı. En azından ciddi haber kanalları bu söylediklerimi özetlerlerdi. Ve tuhaftır ki-bizimkiler siyahî olmadığı halde(!)-ülkemizde (son günlerde) Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü, geçen yıl YÖK’ü protesto eden kırk beş öğrencisini okuldan attı. Ve ırkçı medyamız bununla da yetinmiyor artık: Kürt meselesine AKP öncesinde-Ordu’ya yağ çekmek amacıyla-dış mihrakların maşası derdi. Artık milat değişince, AKP sonrasında iç mihrak (Ergenekon, derin devlet) maşası olarak dokunuyor. Çiller-Ağar-Güreş üçlüsünün peşinden gitmek isteyen AKP’nin oluşturacağı yeni orduya (polis özel harekâtçılarla, jandarma komando özel harekâtçılara) çok adam gerekiyor. Ben olsam İngiltere’de eli sopalı Türk ve Kürt kahramanları göreve davet ederim. Kuyumcu dükkânlarını savunur gibi ülkelerini savunsunlar, oralarda neye duruyorlar?
21 Ağustos 2011 Pazar
CAN YÜCEL’İ ANARKEN...
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Can Yücel’i (1926-1999) babasından dolayı-1938-1946dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel (1897-1961)-sever miyim, bilmem! Askerliğini Kore’de yaptı. Ankara ve Cambridge’de Latince ve Yunanca okudu. Türkiye’ye döndükten sonra (1958) bir süre Bodrum ve Marmaris’te turistlere rehberlik yaptı. Güler Yücel ile evlendi(1956). iki kızları (Güzel ve Su) ve bir de oğulları (Hasan) oldu. Üyesi olduğum “Edebiyatçılar Derneği”ne eşi Güler Yücel tarafından yazılmış-“3. Datça Edebiyat Günleri” için yazdığını düşündüğüm “CAN’IN VASİYETİ” başlıklı-bir mektup geldi. Bu aynı zamanda bana da yazılmıştı. Sizlerle paylaşmak istedim:
CAN'IN VASİYETİ
Yine Ağustos geldi, yine incir sıcağı, toprak güneş kokuyor, yine
bademler çatladı, yine çırçır böcekleri caz yapıyor, yediveren limon
salkım salkım, Taşçı Mehmet yerli tohumdan on dönüm karpuz ekmiş
yine... Hani vasiyet etmiştin ya ona "yerli tohum bankası kurun"
diye... Sözünü unutmamış... Muhtar yine seni anlatıp duruyor;
yaşadığımız yeri görmek için insanlar akın akın evimize geliyor. Hasan
geldi, Güzel ve Su geldiler, bir sen yoksun...
Vasiyet ettiğin gibi seni Datça'ya yerleştirdik. Önünden her
geçtiğimde selamlaşıyoruz yine. Diğer vasiyetin de tamam. Aklıevvel
bir galerici adını resim galerisine vermek istemişti de "sen de
KERHANEYE adımı vermeyin" demiştin. Hatırladın mı? Vermedik tabii ki.
İçin rahat olsun.
Güç geliyor, zor geliyor kırk yılı aşmış bir yaşanmışlık hakkında bir
şeyler anlatmam. Tenimin sıyrıldığını hissediyorum Zaten yaşam kendi
başına bir yumak. İpin ucunu kaçırmamak için öyle bir dolanıyorsun ki
yaşamın alıp götürüyor, savuruyor, dolanıyor; sen de ipin ucunu tutmak
için çabalayıp duruyorsun. "Yaşam" dediğimiz bu yumağı çözmesi zor.
Zira sıradan bir yaşam değildi benimki. Tuhaf bir adamdı, tuhaf bir
rastlantıydı karşılaşmamız, yaşamımız. Hiçbir şey sıradan değildi.
Acayip gelebilir bazılarına ama bana göre çok anlamlı bir yaşamdı.
Onun için olsa gerek, eskiden bana "Can'la nasıl yaşıyorsun?" diye
sorarlardı. Benden nasıl bir cevap beklediklerini çok iyi tahmin
ettiğim için bu tür soruları cevaplamaz, gözlerimi ufka daldırıp boş
boş bakardım onlara. Şimdilerde "nasıl bir şey onsuz yaşamak?" diye
soruyorlar. Yine cevap vermemeyi yeğliyorum.
Kolay mı bir doğa olayını anlatmak. Yağmurun damlalarını, toprağın
kokusunu, meltemin esintisini, bir hortumun anaforunu, incir sıcağının
yakıcılığını veya ayazın donduruculuğunu anlatmak ne kadar zorsa Can'ı
anlatmak da o denli zordur. Bir doğa olayıydı Can. Bütün duyuları
ayakta, duygularıyla yaşar ve bir o kadar akıllı, coşkulu, heleCANlı,
keyifli, sarsıcı bir yaşam. Bir o kadar da eğlenceli... İnandığını
sonuna kadar savunur. Ve o kadar da doğru. Ve korkusuz.
Zaten yaşamında gıllıgışlı insanlar yanına yanaşamazdı. İnsanların ne
menem olduklarını sezer, sezdiğini de onların yüzüne usturupluca
söylerdi. Kimsenin arkasından konuşmaz, söyleyecek sözü varsa yüzüne
söyler -hele kimi şairler gibi- öldükten sonra arkasından konuşmazdı.
Ödlek değildi yani.
Son zamanlarda onu gerçekte hiç tanımayan insanlar, birilerine
söylemeye cesaret edemedikleri şeyleri Can'a mal ederek söylüyorlar.
Bugünlerde bazı insanların böyle bir cesarete ihtiyaçları olsa gerek!
Hala hiç tanımadığım insanların bana telefon açıp "bu durum karşısında
Can Bey ne düşünürdü?" diye sordukları oluyor. Ben de onlara "ya siz
ne düşünüyorsunuz?" diye soruyorum, "siz de düşündüğünüzü yüksek sesle
söyleyin" diyorum, "Can ile aranızdaki fark bu." Çok ufak bir farkmış
gibi görünse de aslında derin bir ayırım.
Son zamanlarda dikkatimi çeken bir diğer husus da şu: hangi kesimden
olursa olsun insanlar her türlü herzeyi yedikten sonra bir şairin
mısralarına sığınıyorlar kendilerini aklamak için. Kolaysa eğer,
şairler gibi yaşayın. Korkusuz, akıllı, dolambaçsız ve kıvırtmasız!
Bak Ağustos geldi yine. Yine incir sıcağı kavuracak ortalığı, yine
ufuk kızıllaşacak, yine ağustos böcekleri cazlayacaklar, yine
alakargalar bademi çıtır çıtır kıracak, yine Taşçı Mehmet yerli
karpuzları dökecek avluya. Yine, yine de... AMA...
GÜLER YÜCEL
Babasını benim pek sevdiğim belli olmayan Şair’le-Nedense oğlum da beni pek sevmiyor!-paradoksal bir durumumuz var. Çünkü o, babasını seviyordu ve oğluna “Hasan” ismini vermiştir. Benim oğlumun ise beni çok sevdiğini sanmıyorum. Can Yücel’in “Ben Hayatta En Çok Babamı sevdim” şiirine sizleri götürmek isterim. “Ben hayatta en çok babamı sevdim/Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk/Çarpı bacaklarıyla-ha düştü ha düşecek/Nasıl koşarsa ardından bir devin//O çapkın babamı ben öyle sevdim(…)sevinçten uçardım hasta oldum mu,/Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul’a/Bi helallaşmak ister elbet, diğ’mi oğluyla!/Tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,/Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,(…)Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Hakkını yemeyelim Can Yücel’in, salt “baba”sını sevmedi tabii. “Neden hep babanıza şiir yazıyorsunuz?” sorusuna şöyle bir yanıt vermiş: “Anneme olan sevgimi yazacak kadar şair değilim!” Ama biz eşini çok sevdiğini biliyoruz Can Yücel’in: “Bir eşi olmalı insanın/Rüzgâr onun kokusun getirmeli,/Yağmur O’nun sesini/Akşam onu görecek diye, pır pır etmeli yüreği,/Ayakları birbirine dolaşmalı heyecandan eve dönerken,/…Cennetten köşe almışçasına/Sevdiği, sakındığı, bakmaya kıyamadığı…(…)
Biz bu Ağustos sıcağında Şair’i anmak için yazımızı yazdık. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair o şimdi Datça’da yaşıyor. Güler Hanım’la her karşılaştıklarında selamlaşıyorlar. Bir selam da biz çakalım!
13 Ağustos 2011 Cumartesi
Somali’den İngiltere’ye yalanlar ve gerçekler...
Adil Okay
okayadil@hotmail.com
”İngiltere’de siyahların ayaklanma nedeni postmodern ‘çokkültürcülük’ politikasının iflasının, neoliberalizmin derinleştirdiği eşitsizliğin, işsizliğin, aşsızlığın ve bunun müsebbibi olarak ‘ötekilerin’ dışlanmasının yarattığı nefretin sonucudur. Somali’deki açlığın nedeni ve asıl suçlu da kuraklık değil, yoksul ülkeleri nükleer ve kimyasal çöplük haline getiren emperyal güçlerdir.”
Somali’de çocuklar açlıktan ölüyor. Dünya ‘liderleri’ yardım çağrısı yapmaya başladılar. Tayyip Erdoğan’da hemen koroya katılıp, insan yüzünü gösterme gayretine girdi. Uzun yıllardan beri, Avrupa’da çeşitli yardım örgütleri Afrika’da açlara destek kampanyası açar ve yapacakları yardımların vergiden düşüleceği notunu eklerlerdi. Bir zamanlar yaşadığım Fransa’da, dönem dönem kapıma gelen, ciddi olduklarını düşündüğüm kuruluşlar aracılığıyla, ‘Deniz Yıldızı’ öyküsünü düşünerek, yardım kampanyalarına katıldığım olmuştur. Karşılığında gerçekten teşekkür ve vergi iadesi belgesi almıştım. Tabi o zaman da, kapıma gelen idealist - gönüllü gençlere anlattığım gibi, bu yardım kampanyalarının aslında ‘günah kefareti - fitresi’ olduğunu bilmekteydim. Angelina Jolie’nin Afrikalı bir yetimi evlat edinmesinin, Afrika’ya yardım olmayacağını bildiğim gibi. O yardım kuruluşlarında gönüllü çalışan merhametli insanların emeğini de küçümsemiyordum. Bizdeki, yöneticileri hırsızlıktan yargılanan bir STK olan ‘Deniz Feneri’nden daha şeffaf yapıları vardı. Şeffaf olmayan, o yardım kuruluşlarının destek aldığı devletlerdi. Örneğin Fransa’nın uzun yıllar kendi ülkesinde, kendi karasularında değil, neden yeni Zelanda açıklarında, eski sömürge kıyılarında deniz altı nükleer denemeler yaptığını, zehirli atıklarını gömdüğünü, suları ve toprağı kirlettiğini ve oralarda yaşayan yoksul insanların başına kanser illetini sardığını kimse sorgulamıyordu. Türkiye’de olduğu gibi az okunan muhalif basının da sesi duyulmuyor, hiçbir televizyon kanalında da bu konularda bir program yapılmıyor, yapılsa da gece ikiden sonra yayınlanıyordu. L’humanite’nin yanı sıra ara sıra Le Monde, Liberation gibi günlük gazetelerde gerçeği yazan bir gazeteci ile karşılaştığımız da oluyordu.
Somali’de açlığın nedeni kuraklık değildir
Gazeteci Pınar Öğünç,10 Ağustos 2011’de Radikal’deki köşesinde Somali konusunda altına imza atacağım bir yazı yazmış. ‘Somali İkiyüzlülüğü’ başlıklı yazısında, oradaki açlığın nedeninin sadece kuraklık olmadığını, emperyalist ülkelerin ve onların İMF, Dünya Bankası gibi kurumlarının baş suçlu sayılabileceğinin altını çizmiş. “Somali’de 1970’lerde, 1980’lerin başında ara sıra yaşanan kuraklığa rağmen bu ülke açlıktan kırılmıyordu da sonra ne oldu? (..) 1991’de hükümet devrilmeden az önce Amerikan petrol devlerinin ülkeye nasıl konuşlandığını soralım. 80’lerde İMF ve Dünya Bankası’nın aldığı tedbirlerle Somali tarımının nasıl bitirdiğini biri anlatsın sonra. (…) İklim olarak zaten dezavantajlı konumda olan bu kırsal ekonominin suyun ticarileşmesi ile ne hale geldiğini tasavvur edin. (…) kınanan radikal İslamcı El Şebab örgütünün Suudi Arabistan bağlantılarını, batılı istihbarat kuruluşlarından aldığı desteği hiç araştırmayalım mı? (…) Yardım etmek için derisinin minicik kaburga kemiğine yapışmasını beklediğiniz o kız çocuğunun babası, iki yıl önce üzerine Giresun firkateynini yolladığınız bir korsandır. Çok uluslu şirketler sularındaki balığı bitirmiştir, hükümet boşluğunda alemin radyoaktif, kimyasal atığı kıyılarına dökülmüştür. Tek şans haydutluk kalmıştır belki önünde…” diyor Pınar Öğünç, ben devam ediyorum, o çocuğun amcası, dayısı, abisi şimdi umutsuzluk içinde, nefret ve intikam hırsıyla Londra’yı ateşe vermeye çalışmaktadır.
Üzerinde güneşin batmadığı imparatorlukta neler oluyor
İngiltere’de örgütsüz siyahların ayaklanması, Avrupa’nın postmodern ‘çokkültürcülük’ politikasının iflasıdır. Neo-liberalizmin derinleştirdiği eşitsizliğin, işsizliğin, aşsızlığın ve bunun müsebbibi olarak ‘ötekilerin’ işaret edilmesinin yarattığı nefretin sonucudur. On yıllardır alttan alta kanayan yara dikiş tutmaz olmuş, İngiltere’nin göçmen işçi politikası iflas etmiştir. Neo - liberal - emperyal politikalar, AB’ni ideal toplum modelleri olarak savunanların söylediğinin aksine, ne İngiltere emekçilerine, ne göçmen işçilere yarar getirmiştir
Londra’da dedelerinin köle olarak çalıştırıldığını, ata topraklarının yüzyıllarca koloni - sömürge olarak yağmalandığını bilen gençler kimlik bunalımı da yaşamaya başlayınca ayaklanmışlardır. Kaybedecek fazla bir şeyleri olmayan patlamaya hazır kimi Siyah gençler için bir intikam fırsatı doğmuştur. Bu gün yaşananlar, İngiltere’nin emekçi ve göçmen işçi düşmanı politikasına karşı, çoğu İngiliz vatandaşı olmuş siyah gençlerin, bilinçsizce sağa sola saldırmaları ve bir kısmının tüketim kültürünün etkisiyle yağmaya yönelmesidir. Zira onlar da reklamların, “alın, alın daha çok alın” çağrısından, kapitalizmin “tüketiyorum o halde varım” şiarından etkilenerek büyümüşlerdir. Ayaklananların hepsi söylendiği gibi işsiz, güçsüz, haydut veya yağmacı (homojen bir grup, çete üyesi) değildir. Örneğin gösteriler sırasında gözaltına alınanlar arasında 43 yaşındaki organik gıda aşçısı Fitzroy Thomas, 19 yaşındaki Açıkhava opera görevlisi Nan Asante, 24 yaşındaki yüksek lisans öğrencisi Nathasha Red, 21 yaşındaki hukuk öğrencisi Maroune Rouhi de vardır. Tabi vurgulamakta yarar var, bu ne örgütlü, ne programlı bir ayaklanmadır. 2005’te Paris’te ayaklanan Arap gençler gibi. 2005’te ayaklanan Arap gençleri, Paris’te burjuvazinin sembolü sayılan Champ Elysée’ye ulaşamamış, zenginleri rahatsız edememişlerdi. İngiltere’de ayaklanmaların hedefi de büyük burjuvazinin yaşam alanları olamadı, tepkiler ‘ötekiler’in mahallesiyle sınırlı kaldı. Kaldı ki ayaklanmalar o fildişi saraylara ulaştığı takdirde, İngiltere de eleştirdiği Suriye’den aşağı kalmayacak, tanklarını yollayıp demokrasiyi askıya alacaktır. Hatırlarsanız Fransa’da 2000’li yıllarda kamyoncuların grevleri, yol kesme eylemleri (yani barışçıl gösterileri bile) sermaye cephesini rahatsız ettiği için ordu yardıma çağrılmış, neredeyse sıkıyönetim ilan edilmişti.
Bir zamanlar ‘Tarihin sonu’, ‘Medeniyetler çatışması’ tartışmaları çok gözdeydi. Kapitalizmin artık kader olduğunu, en iyi sistem olduğunu bize yutturmak isteyen uyduruk filozofların bu teorileri tartışılıyordu. ‘Tarihin ve ideolojilerin sonu’ tezinin mucidi Fukuyama, Irak işgalinden sonra ‘yanılmışım’ deyip özeleştiri verdi, Bush’u terk edip muhaliflerinin safına geçti. Zamanında Vietnam savaşı propaganda grubunun şefliğini de yapmış olan Huntington’un ‘Medeniyetler çatışması’ tezi, İslam-Hıristiyan dünyasının çatışması olarak algılandı. Aslında Hungtington, kapitalist dünyadaki kaosun, asimilasyon veya çokkültürcülük politikalarıyla değil, daha zalim uygulamalarla, hatta bir tarafın yok edilmesiyle son bulabileceğini açıklamaya çalışıyordu. Liberaller de bu teorilerin özünü, “sosyalizm öldü, kapitalizm kaderdir, demokrasi verelim” babında yorumladı. Bu yazarlar Los Angeles’teki, Paris’teki, İngiltere’deki ayaklanmaları küçümsemiş, Somali’deki kıtlığın nedenlerini, ekolojik felaketlerin sorumlularını yani dünyayı yeni ortaçağa dönüştüren kapitalizmin suçlarını görmezden gelmişlerdir.
Evet, Somali’ye yardım edelim. Halklar arası dayanışma örneği sergileyelim. Ama bu gerçekleri de bilelim ve anlatalım.
----------
Web sitesi: http://www.adilokay.com/
DEVLETİN KEMAL BURKAY AÇILIMI...
Mustafa Elveren (Em. Öğrt.)
mustafaelveren@gmail.com
Ben çocukluğumda Kürtlüğü Kemal Burkay’dan, komünistliği ise TKP’nin “Bizim Radyo”sundan öğrendim. İlk Kürtçe gazeteyi Dersim’in köy muhtarlarına gönderen PSK’nin başkanı Kemal Burkay’dı.
Bu gün ise, TKP’nin en ulusalcı parti konumunda olduğunu görmekteyiz. Her fırsatta “federasyon” tezini savunan PSK de, “demokratik özerklik” veya “demokratik cumhuriyet” tezini bile kabul etmeyen, aynı zamanda AKParti hükümetinden medet uman kurucusu ve eski başkanı Kemal Burkay’dan başkası değildir.
Alevi Kürt olan Kemal Burkay’ı Ramazan Ay’ında Türkiye’ye getirilmesi AKParti Hükümeti tarafından ülkemiz için “hayırlara” vesile olacağı mantığıyla planlandığı anlaşılmaktadır. Yani devletin yeni bir “açılım” politikası daha yürürlüğe konulmuştur. Bu açılım girişimini “Devletin Kemal Burkay Açılımı” olarak adlandırabiliriz.
Otuz bir yıl sürgünde yaşadıktan sonra havaalanında uçağın kapısında devletin üst düzey resmi memurları tarafından karşılanan Tuncelili Kemal Burkay’ın ilk icraatı; “bölücü değilim, benim bir kedim bile yok, ama Apo’nun ordusu var…” türünden inciler döküp, Apo’ya karşı olmakla övündü.
Daha öncesinde de “Apo devletin işbirlikçisidir, ajandır… vs” diyen Burkay, her ne hikmetse bu gün devlete yaranabilmek için takiye yapabiliyor. Apo yapınca “ajan”, Burkay yapınca “hizmet” oluyor. Öyle mi? Bu olay Apo karşıtı diğer Kürt liderlerin kulağına küpe olsun.
Diyarbakır’da 86 bin oyla bağımsız milletvekili seçilen Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürüp, yerine AKParti’den seçime giren ve 22 bin oy alan bayanı yerleştiren YSK kararını iştahla hazmeden Başbakan, bayram değil seyran değil neden Tuncelili Kemal Burkay’ı öpüyor? Sayın Kemal Burkay da medyada AkParti hükümetine övgüler düzüyor.
Tüm bunlar AKParti Hükümetini de aşan bir devlet politikası olduğunu söylemek daha gerçekçi olur. Belki Milli Güvenlik Kurulu’nda görüşülüp alınmış bir karar da olabilir.
Böylece AKParti hükümeti Tuncelili Kemal’in cemaline hayran olup, onun sayesinde bir “ileri demokrasi” hamlesini daha yaptı. Pardon, yutturdu!
Öyle anlaşılıyor ki, sırada Şıwan Perwer ve diğerleri var. Şıwan Perwer için büyük bir konser de organize edebilirler.
Şıwan bu konserde on binlerce kişiye Kürtçe şarkılarını söylerken tam o sırada Anadolunun yoksul halkların çocukları olan “şu kadar askerimiz ‘Şehid’ oldu” gibi korkunç bir haber yayılırsa, yani tıpkı Kürt sanatçı Aynur Doğan’ın başına geldiği gibi sahnede yuhalanırsa, ya da çatal-bıçak-kaşık-tabak fırlatırlarsa ne yapacak? Bunun böyle olamayacağı garantisi var mı?
Kendi ülkesindeki yangını görmemezlikten gelen, Suriye’deki yangını kendi iç meselesi olarak gören milliyetçi-muhafazakâr bir başbakandan demokratik açılımlar beklemek bence hayaldir.
Keşke ben yanılayım, bu başbakan ülkeyi evrensel demokrasi düzeyine çıkarsın. Keşke ben yanılayım ve binlerce kez özür dileyip, yetkililere aynı oranda teşekkürler edeyim. Hiç sanmıyorum.
Her şeye rağmen AkParti Hükümeti yeni bir “açılım” daha yaptı. Devletin bu yeni “Açılımı” hepimize hayırlı ve uğurlu olsun.
web site: http://www.gomanweb.net/
YEŞİL ORDU...
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Yazımın başlığından kimse-sosyalizmden esinlenmiş-Çerkez Ethem’in ordusundan söz ettiğimi anlamasın. Bahsettiğim Yeni Türk Ordusu’dur. 30 Ağustos terfilerini belirleyecek YAŞ (Yüksek Askeri Şura) toplantısı öncesi Genelkurmay Başkanı ve üç kuvvet komutanı’nın istifa etmesi sonucu bir gecede-istifa etmeyen tek kuvvet komutanı olan-Jandarma Genel Komutanı Necdet Özel Kara Kuvvetleri Komutanlığına ve vekâleten de Genelkurmay Başkanlığına atandı. Deniz’leri, Mahir’leri öldüren bir ordunun bir gecede tepetaklak olmasına üzülmedim. Bu ordu zaten halkın ordusu hiç olmadı. [Daha önce de Şeyh Sait’leri, Seyyit Rıza’ları, yüz binlerce Kürt’ü ve hatta kendi Başbakanlarını (Adnan Menderes’leri) katletmişti.] Kurmay heyetiyle birlikte Meşrutiyet öncesi ve Cumhuriyet’ten bu yana oligarşik zümrenin ve plütokrasinin iktidar bekçileri oldular. Yani uygarlıklarda oluşan “iktidar”ın “komutan, yöneticici, din adamı” üçlüsünden bir ayağı olmayı daima muhafaza ettiler. Bu anlamda Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner, Ergenekon, Balyoz, Jitem, Donanma, Islak İmza, İnternet Andıçı vs. davalarından yargılanan muvazzaf ve emekli subayları (generaller de bunun içinde) koruyamadığı için istifa etti. Aslında beğensek de beğenmesek de –kendi düşüncelerine göre!-en iyisini yapmıştır. Bu kadar katil askerleri koruma adına dahi olsa erkekçe (yürekli) davranmıştır.
Kendi halkını ve Kürtleri katleden Saddam Hüseyin de-tüm canavarlığına ve faşistliğine rağmen-hakkını verirsek, ölüme erkekçe gitmiştir. Faşist Saddam ölümü gülerek karşılamıştır. Tüm faşistliğine ve katilliğine rağmen General Kenan Evren-intihar ederim(!) blöfünü yapmışsa da!-ölümden elinden geldiğince kaçmıştır. Bizim burada karşılaştırdığımız faşistlerin cesaretidir. Bizler desteklemediğimiz, yerdiğimiz ve hatta nefret ettiğimiz yürekli insanlara da yeri geldiğinde hakkını vermeliyiz. Öyle dava arkadaşlarımız olmuştur ki bir menfaate, bir makama, bir paraya bizi satmışlardır. Hele zor ve şiddet karşısında tırsıp bizleri suçlamışlardır. Koşaner kendi düşüncesi gereği dava arkadaşlarının isteği doğrultusunda davranmıştır diye düşünüyorum. Binlerce Kürt’ü bir günde katleden faşist Saddam, Kürt yargıç karşısında dahi tırsmamış kendi ipini kendi çekmiştir. Bu anlattıklarım inanç ve cesaretle ilgilidir.
Başbakan’ın (yani AKP’nin) bu YAŞ’ta yaptığı demokrasi mücadelesi değildir. Bu YAŞ’taki kavganın temeli yeni oluşturulacak rejimde (Yeşil Demokrasi) ordunun yeni rejime angaje edilmesi, TSK’nin “AKP’nin Ordusu” yapılmasıdır. Artık bu ülkede kendini “devletin asıl sahibi” gören milliyetçi-İslamcı klik AKP’dir. Bu son durum itibariyle Necdet Özel başkanlığındaki TSK, iktidarın paylaşılması konusunda (Kürtleri temizlemeyi bana bırak! şartıyla) İmam’ın Ordusu’nun emrine girmeyi kabul etmiştir. Keşke askeri vesayet yıkılsaydı, keşke polis-asker devleti yıkılsaydı! Bu ülkede artık bir numara Polis’tir(Emniyet’tir). TSK olacağı kadar madara olmuş ve kurtuluşu teslim olup İmam’ın Komutası’na girmeyi kabul ederek paçayı kurtarabilmiştir. Vesayet demokrasisini kıracağız şiarıyla %50 oy alan AKP, bu gücünü otokrasi yaratmada kullanacağa benziyor. 17 bin Kürt’ü öldüren bir TSK yönetiminin (Jitem, Korucu, İtirafçı, Hizbulkontra, Polis) Milli Savunma Bakanı emrinde dahi olsa bir otokratın (Tayip Erdoğan’ın) emrinde görev yapması demokrasinin özü açısından neyi değiştirecektir? Polis gücünü (Allah var, MHP’li polisler hâlâ direniyor!) Gülen Hoca’nın emrine geçiren AKP Hükümeti, TSK ile anlaşarak Gülen Hoca’nın Askerleri’ni yetiştirmenin yolunu açmıştır. Tevatür edilir ki Gülen Hoca’nın komutanları da İslam’dan önce-daha çok-milliyetçidirler. Necdet Özel’in 7. Kolordu Komutanıyken Şırnak’ın Ballıkaya (Bilika) Köyü yakınında (11 Mayıs 1999 gününde) 20 PKK’linin “kimyasal silahlar”la öldürüldüğü operasyonu komuta ettiği görüntüleri ajanslara (ve You Tube’e) düştü. Kimyasal silahları kullanmanın bir suç olduğunu herkes bilmektedir. Alman Sol Parti şimdiden bu konuyu kendi parlamentosuna götürmüş durumdadır.
Bir gecede bir generali birkaç makam atlatarak Genelkurmay Başkanı yapabilen AKP, görünen odur ki AB, ABD ve diğer ülkelerin yardımıyla (Irak, Suriye, İran, Japonya, Kanada, Rusya) ülkemizde demokrasi maskeli bir otokrasiyi oluştururken bizlere, AB tipi demokrasiyi getirdim, diye alkış tutturacaktır. Ancak benim bildiğim bundan böyle bu ülkede Polis’in emrinde bir TSK ve onların karışımından bir “Yeşil Ergenekon” var olacaktır. (Bakmayın böyle yazdığıma: Yanılmayı gerçekten çok isterim!) Allah hepimizi korusun!
7 Ağustos 2011 Pazar
ÖLÜM ADASI...
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Norveç’in yüreği 22 Temmuz 2011 (Cuma) günü iki yerden bıçaklandı. Bu vuruşları yapan, başkent Oslo’da Hükümet Binası’na yapılan bombalı saldırıda 8 ve sonra da Oslo’ya 40 kilometre uzaklıkta buluna Utoya Adası’ndaki İşçi Partisi gençlik kollarının kampına elindeki silahla önüne çıkan 68 kişiyi tarayarak öldüren faşist, aşırı sağcı ve Hıristiyan Anders Behring Breivik’ti. Aşırı sağcı (ırkçı ve şovenist) bir parti olan Popülist İlerleme (İlerici?) Partisi üyesiydi canavar. Çok şükür ki bizdeki faşist partiler “hareket mereket, bereket, muhafazakâr, çalışma malışma, birlik mirlik” gibi isimler alarak Avrupa’dakiler gibi “ilerici, nasyonal sosyalist, özgürlük, halkçı” gibi ilk bakışta sol parti iması vere(bile)cek isim hırsızlığı yapmıyorlar. [ 82. vilayetimiz KKTC’de “hareket”i adamlar “adalet” yapmış(tı). Nasıl bir adalet’se(?!)]
Kendini bir tür Haçlı Askeri gibi gören (ve belki de Tapınak Şövalyeleri’nin günümüzdeki şövalyelerindendir) bu yobaz Hıristiyan, faşist Breivik meğer 15-16 yaşlarındaki çocukları Avrupa’yı Marksizm’e ve İslam’a karşı savunmak için öldürmüş. Çarçabuk yakalanıp mahkemeye çıkarılan bu cellât, yaptığının gaddarca olduğunu kabul ederken “gerekli olduğu”nu vurgulamadan edememiş. Yani ülkeye ihanet ettiğini düşündüğü İşçi Partisi’ne önemli bir darbe vurarak daha fazla gelişmesini önlemek istemiş. 76 kişiyi öldüren bu faşiste verilecek ceza ile bizim (çocuk?) faşistimiz Ogün Samast’a verilen ceza hemen hemen aynı(22 yıl). Gerçi Norveç AB üyesi değil ama-işte biz böyle bir hukuk sistemi olan AB’ye girmek için her türlü (dans) figürlerimizi yaparken Dünya’nın Cenneti’ne gireceğimizi düşünürüz. Baksanıza Allah aşkına: Çocuk Mahkemesinden yediği 22 yıllık cezayla Ogün Samast bu azılı faşistin yanında “Melek” kaldı. Üstelik Cellât’ın beş yıldızlı otelin yanında halt ettiği bir hapishanede kalma olasılığı da çok büyüktür. Norveç Ceza Yasası’na göre bu adam(!) tüm Norveç’i de katletse alacağı ceza 22 yıldı(r)(birkaç yıl da artırılabilir belki). Avrupa’nın ve AB’nin bizdeki rejimden bin kat daha refah bir sistem sunması yadsınamaz. Ancak bu olay bilimin ve siyasetin mutlak olmadığını, mevcut doğruların büyük hataları içerdiğini (ya da gizlediğini) göstermiştir. AB, ABD, Kanada, Japonya neoliberal kapitalist küreselleşme, sermaye için sınırsız sömürü, yağma, talan sunarlarken aslında küresel oligarşinin ve plütokrasinin sitemleri olduklarını bize bu olayla hatırlattılar. Dolayısıyla gerçek dünyada barış, adalet ve eşitlik diye bir şey mümkün değildir. Baksanıza AB’ye, hemen hemen iktidar partilerinden sonra ikinci büyük partiler faşist (ırkçı) partilerdir. Bunların iktidara gelmeyeceğine dair bir protokol (vahiy?) var mıdır? Bu partiler yabancı Müslüman göçmenleri “modern çağın (Kapitalist Modernite’nin) yeni barbarları” olarak damgaladılar.
Breivik bu saldırıda yalnız değildir. Arkasında güçlü bir örgüt var(dır). Bu örgütün de temeli tüm Avrupa’daki faşist partilerdir. Saldırıdan önce internete attığı 1516 sayfalık “2083: Bir Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi” yargılama sürecinde kullanacağı bir malzemedir(Manifesto’dur). Katilin Manifestosu Türk ve İslam düşmanlığına karşın oldukça tuhaf bir durumda Kürt dostluğunu içeren bölümler içermektedir: Türkiye Cumhuriyeti’nin Latin Alfabe’ye geçtiği 1 Kasım 1928’den 10 ay sonra Kürtçe yasaklandı yazılmıştır. 1937-1938 yılları arasında modern Türkiye tarihinde en büyük Kürt ayaklanması yaşandı. 50 bin Türk askeri ayaklanmayı bastırdı, 40 bin Dersimli öldürüldü bilgisi yine bu Manifesto’da var. Manifesto’nun teorisi (kullandığı ifadelerin nerdeyse tamamının) bombalı mektuplarla ABD’de 20’ye yakın kişiyi öldüren matematikçi Theodore John Kaczynski’nin (unabomber) “Sanayi Toplumu ve Geleceği” kitabından alındığı tahmin ediliyor. 1942 doğumlu olan Kaczynski bir matematikçi, anarşist teorisyen ve eylemcidir. Tartışmalı bir mahkeme sürecinden sonra ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Kaczynski de Manifesto’sunda “Sanayi Devrimi’nin insanlığın başına gelen büyük bir felaket olduğu”nu yazar ve Amerikan sosyal demokratlara büyük eleştirilerde bulunur. Ve Ezcümle Türkleri, Kürtleri, Norveçlileri, Müslümanları, Hıristiyanları, Yahudileri sevmek/sevmemek(nefret etmek), korumak/kovmak, övmek/sövmek veya cezalandırmak bu faşistlere düşmez. Dikkat ederseniz Ermeni yurttaşımız Hrant Dink’i katleden faşist çocuk(?!) Ogün Samast, Breivik’in yanında mağdur kaldı zavallıcık, neredeyse Ogün’e sen bir meleksin diyeceğiz(!)
1 Ağustos 2011 Pazartesi
ÖLMEK VE ÖLDÜRMEK!
Mustafa Elveren – (Em.Öğrt.)
mustafaelveren@gmail.com
Aile içinde, çevremizde, sokakta insanların birbirleriyle yaptıkları tartışmalarda: “Vallahi öldürürüm seni!”, “Gebertirim lan!” Ya da sohbetlerinde; “ölümü gör”, “Senin için ölürem” gibi söylemlerine çokça rastladığımız bir olgudur.
Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihini yazanlar hep ölmek ve öldürmek konularına ağırlık vermişlerdir. Yani Osmanlı tarihi de, Türkiye Cumhuriyet tarihi de ölmek ve öldürmek üzerine kurgulanmış kanlı savaşlarla doludur.
Yine Dünya’da yaşanmış ve yaşanmakta olan dinlerin tarihleri de kanlı savaşlarla dolu olduğu bilinmektedir.
Böylesi bir tarihe ve dine sahip olan ülkelerin halkları bir arada barış içinde yaşama şartlarını her geçen gün olumsuz yönde etkilemektedir. Ne yazık ki, ölmek ve öldürmek kültürü çok yaygın bir biçimde ülkemizde devam ediyor.
Ölmek ve öldürmek, bu iki sözcüğü yazarken bile çok rahatsızlık duymaktayım. İnsan haklarıyla insandır. İnsanın en kutsal şeyi yaşam hakkıdır. Bu hakkın başka bir insan tarafından yok edilmesi kabul edilemez.
Ne yazık ki, hala ölmenin ve öldürmenin önüne geçemedik.
Dillerinde ölüm sözcüğünü eksik etmeyenler ülkesini de, halkını da insanı da sevemezler. Esas amacımız şehit olmak değil, yaşamak ve yaşatmak olmalıdır. Kendisine aydınım diyen her kesin bu gerçeği iyi kavraması gerekir.
Silvan’da Temmuz sıcağında kavrularak hayatını kaybeden 20 gencimizin ölümünü engelleyememenin çaresizliği ve üzüntüsü içinde olduğumuzu bir aydın olarak itiraf etmek durumundayım.
Öyle anlaşılıyor ki, takunyacılar ile postalcıların iktidar kavgası daha uzun süre devam edeceğine benziyor. Siyah postal baskısından kurtulmaya çalışırken, yeşil postalın altına girmek üzere olduğumuzu da belirtmeliyim. “Al birini vur ötekisine” mi? “Denize düşen yılana sarılır” mı?
Munzur Festivali ve Mazlum Doğan
Ölmek ve Öldürmek amacıyla Dersim’de askeri operasyonlar hızla devam etmektedir. Buna rağmen Mazlumların diyarı Dersim’de “11.Munzur Kültür Ve Doğa Festivali” İl ve İlçelerde oluşturulan festival komiteleri tarafından belirlenen proğramlar çerçevesinde start aldı. Bu satırları yazdığım sırada festivalin başarılı bir şekilde devam ettiğini öğrenmiş bulunaktayım.
Geçen yılki etkinlikle ilgili yazdığım makalede; “Köylüm ve arkadaşım Mazlum Doğan bu festivalde unutulmamalıdır. Pirim Seyit Rıza gibi Mazlum’un da heykeli Dersim’e dikilmelidir…” mealinde bir şeyler söylemiştim. Bu söylemimden dolayı Tunceli C. Savcılığı hakkımda soruşturma açmıştı. Akabinde dokuz soruşturma daha başlatmıştı. Bunların bir kısmı dava safhasına dönüşmüş durumdadır. Birkaç davaya savunma da gönderdim.
Bu yılki yani 2011 yılı festivalinin programını inceledim, ancak yine sevgili Mazlum Doğanla ilgili her hangi bir etkinliğe rastlamadım. Bu tür festivallerin programları çok geniş ve farklı siyasi görüşlerin ortak çabalarıyla hazırlandığını düşünüyorum. O nedenle Mazlum ile ilgili herhangi bir etkinliğin programda yer almamasını yadırgamıyorum.
Ancak, gün gelecek sevgili Mazlum’un heykeli hem Dersim’de Pirim Seyit Rızanın yanına ve hem de doğduğu Goman Köyü mezrası olan Seydan’a mutlaka dikilecektir. Bu arzum ve temennim gerçekleşmesi için çalışacağım.
Ölmek ve öldürmek yerine yaşamak ve yaşatmak, kin ve nefret yerine sevmek ve sevilmek, baskı ve zulüm yerine hak ve özgürlüklerin olduğu bir Dünya dileğiyle….
ŞEREFLİ (ŞAM)PİYONLAR-(İ)KİN(CİLİK)LER(!)
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Şike operasyonunun en iyi kadrosu ve en iyi oynayan Fenerbahçe ile başlaması manidardır. Ancak bu ülkede futbol endüstrisi (futboldan fahiş para kazanma yolları) nedeniyle şike vardır. Geçmişte de oldu, bugün de var. Fener’in bu sene diğer takımlara göre çok iyi olduğu yadsınamaz. Fener bu sene şampiyonluğu hak etti. Alex dahi tek başına bir şampiyondur! Ama AB kriterlerine göre bir futbol istiyorsak, bu operasyonu bekleyeceğiz. Mafya tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de futboldan payını alıyor. Oyuncu transferinde dönen %20 (belki de daha fazladır?) komisyon ücretleri ya da yüz bin TL’ye alınan bir futbolcuyu beş milyon dolar olarak gösterip, oyuncuya kısmen bir miktar (sus payı) verilmesi gibi.
Bir Metin Oktay ya da Lefter Küçükandonyadis o gariban halleriyle ölümüne futbol oynadılar. Onların Jaguar’ları olmadı! Futbol ahlakından bahsediyorum. Ancak operasyon, AKP’nin FB’yi Ergenekon yerine koyan bir operasyon olmamalıdır. Şikeyse, bunu Türkiye’de yapmayan takım kalmamıştır. Adlarını yazmak istemem. Kısacası tümü şike yaptı. UEFA ve FİFA’nın derhal savcılık aşamasında devreye girip operasyonu izlemesi gerekir. Ben TFF’ye güvenmiyorum. Başbakan’ın arkadaşlarından TFF’ler olmaz. Bunlar özerk ve bağımsız kurullar olmalılar.
Geçen yıl Bursa’nın şampiyonluğunu kimse sorgulamadı. Anadolu takımları(!) bilerek, isteyerek Bursa’ya yenildiler. Üstelik bir kısım-azınlık ta olsa-taraftarı “IRKÇI ve KÜRT DÜŞMANLIĞI” tavrıyla Diyarbakırspor’u Süper lig’den düşürttü. Kimse tık demedi. Geçen yıl Beşiktaş son maçta Bursa’dan puan alsaydı FB şampiyon olurdu. Maç ayarlanmıştı ve barış(ma) adına maç verildi. Trabzon da son maçta FB’ten bir gol yeseydi yine (FB) şampiyon olurdu. Trabzon’u kimse sorgulamadı. Bursa şampiyon oldu. Bu operasyonun İslami, dinci, Yeşil Ergenekonvari bir operasyon düşüncesiyle yapılmış olmasını istemem. Ancak Mafya’nın eli futboldan çekilmelidir. Bu ülkede yeni bir sayfa açılacaksa futbolda da temiz sayfa açılsın. Bunu destekliyorum. Ama derin devletin (artık derin AKP devleti diyebiliriz) bir operasyonu olacaksa kabul etmiyorum. Gelin o halde 18 takımı da düşürelim. Hatta 1., 2., 3.liglerdekileri de! Hatta mevcut futbolcuların-gelin!-hepsinin lisansını iptal edelim. Tüm kulüp yönetimlerini lağvedelim. Var mısınız?
Eğer GS, BJK, FB, Trabzonspor, Bursaspor vs. kulüpler başkanlarına (yöneticilerine) illegal iş yapma kamuflâjı sağlıyorsa engelleyelim. Yasalarla bunlar engellenir. Futbol endüstrisini kumarhaneye, bahis’e, şikeye açan aslında Vahşi kapitalizmin ta kendisidir. Her kulübün başına geçen adam çok kısa sürede milyoner oluyor. Diyarbakır gibi takımlarda oldu, her gelen takımı borçlandırdı. Oysa gelenlerin meteliği yoktu. Giderken milyonları oldu. Bazı takımların başlarına geçenler maçları sattılar. KKTC’de oynanan (Türkiye’de illegal kabul edilen) “bahis” oynadılar. Beş milyon dolar yatırdılar tek maça. Kendi takımlarına mağlup ol dediler. Karşılığında bir haftada (yani bir maçta) on milyon kazandılar. Tabii başkalarının adına kolonları yatırdılar. Bunları SAVCI sorgulayacak mı? Kendi takımını kullanarak milyar dolarları olan gizli zenginlerimiz oldu. Hem de taşrada (Anadolu’da)! Yoksa Aziz Yıldırım’la mı yetinilecek? Ya da bir iki kurbanla mı?
Bu ülkede 1990-2000 yılları arasında GS defalarca şampiyon oldu. Nerdeyse tüm Diyarbakırlı çocuklar Galatasaraylı oldu. Çünkü Abdullah Öcalan, “Galatasaraylıyım!” demişti. Gençlerin siyasetle uğraşmaması ve dağ’a çıkmalarını önünü almak için devletin kendisi GS’yi defalarca şampiyon yaptı. BJK’nin derin adamı ve başkanı Süleyman Seba o dönemler “ŞEREFLİ İKİNCİLİKLER”den söz etti. Yani Devlet’in Bekası adına(!) Diyarbakırlılar yeter ki terörist olmasınlar ama GS’li olsunlar: Sarı-Kırmızı ve Yeşil Saha? Size neyi hatırlatıyor?
OHAL dönemlerinde Diyarbakır-bilerek!-1. Lig’e çıkartıldı. Çünkü gençler PKK’li olmasın, futbolcu olsun! Derin devlet ya da en doğrusu DEVLET bunu böyle istemişti. Sonra ne oldu? Bursa’ya, Diyar’ı düşürün! denildi. Ve Kürtler saha dışı kaldı! Helal olsun böyle devlete! Şimdi soruyorum: GS’yi üst üste şampiyon yapan Fatih Terim miydi, DEVLET miydi? BJK’yi ŞEREFLİ İKİNCİLİK’lerde tutan kimdi? MİT mi(ydi)? Birisi bana açıklasın. Ve SAVCI mutlaka bunları sorgulamalıdır. Artık YÜZLEŞELİM! Geçmiş’i bugüne kadar araştıralım? 1965’ten önceye kadar? Hatta 1907’leri istiyorsanız? Gelin araştıralım! Öyle “Türkiye Kupası” iade etmelerle ya da Çarşı’vari kahramanlık bildirileri ile olmaz!
14 Temmuz’da (Diyarbakır) Silvan İlçesi kırsalında 13 askerimizin şehit edilmesine üzüldüm. Allah rahmet etsin ama çeşitli iddialar var. Açığa çıkarılmalıdır. Deniliyor ki (TSK diyor): “El bombasının çıkardığı yangında öldüler.” Zaten ölen PKK’liler de yanmış. Tuhaf bir durum değil mi? Bir el bombasıyla orman tutuşur ve bunlar hemen alevin içinde yanarlar mı? Denir ki (Köylüler ve Korucular diyor): Uçaklarımızdan ve helikopterlerimizden ormana bomba atılmış. Böyle iddialar var. Yangını kim çıkardı, acaba “barış”ı istemeyenler kimlerdir? Uçakların ya da helikopterlerin attığı lav tipi bombalarsa herkes yanar! Maalesef doğrular bize anlatılmıyor ve bize sadece dram kısmı anlatılıyor. Gerçek nedir acaba? Bölgemizde her gün-operasyonlardan dolayı-çatışmalar devam etmekte olup karşılıklı ölü sayısı anbean artmaktadır. Neden bir taraftan Öcalan’la müzakere edip “Barış Komisyonu”nu kuruyorsunuz, sonra da operasyon yapıyorsunuz? Garibanların çocukları ölmüyor mu? İnsan kendi topraklarını bombalar mı? Türk Ordusu’nun yaptığı doğru mu? Nasıl Silvan Dağları’nı bombalar? Tunceli (Dersim) Dağları bombalanmıyor mu? Ayıp değil mi? Düşman toprakları mı buralar? Türk Ordusu kendi topraklarını bombalayamaz: Uluslararası suçtur! Kendi askerini mayınla havaya uçurup PKK’nin üzerine atan Türk Ordusu değil miydi? Bir sorun varsa çözün! Başbakan Erdoğan’ın yeni İçişleri Bakanı’na bir bakın! 13 şehit eylemiyle ilgili şu söylediklerine bakın: “Herkesin aklını başına alması gerekiyor. Bu ülke özgürlüklerin alabildiğince var olduğu ve doya doya yaşandığı bir ülke!” Böylesine bir şahsı nasıl Bakan yaparsınız? Özgürlüğün tanımını bilmeyen bir şahsı ne hakla Bakan yaparsınız? Bu ülkede onlarca gazeteciniz hapislerde olduğunu bu Bakan bilmiyor mu? Bu devletin polisinin hâlâ işkence yaptığından haberi yok mudur? Bu ülkede şimdilerde dahi faili meçhullerin yaşandığından bihaber midir? 17 bin faili meçhulün(!) dosya kapağı henüz açılmadı bile? Bakan bunlardan habersiz görünüyor. Yeni kabine bu tip insanlarla doluysa çok mutlu(!) olacağız demektir. AB’ye girmeye ne gerek var efendim, zaten doya doya özgürlükleri yaşamıyor muyuz(?!) AYIPTIR BE(!)
Bu şehit edilme olayını ERGENEKONVARİ bir eylem sonucu yapıldığını düşünüyorum. Biri insanları bombayla yakıyor. Ve insanlar kaçamıyor! El bombası en fazla (askerler çatışmada yan yana durmayacaklarından) 2-3 kişi öldürür. El bombası 13 askeri yakar mı? Genelkurmay’ı “sivil savcılık” mutlaka dinlemelidir, bunu sorgulamalıdır. Diğer taraftan DTK tek başına Demokratik Özerklik ilan edebiliyor. Bu doğru tavır değildir! DTK böyle bir kararı tek başına vermemeli. Daha “Demokratik Özerklik” nedir, bilinmiyor. Eğer Kürtlere bir “statü” verilecekse TC devletiyle birlikte olmalıdır bu. TC ile anlaşmadan öyle kendi başına karar almak ve istediğin gibi yürürlüğe koymak hatalı davranışlardır. Bu saatten sonra kimse tek başına karar veremez, ne devlet ne DTK! Bir uzlaşma, bir aklıselim yol(u) bulunmalıdır. İstemler ete kemiğe bürünmeden neler ilan ediliyor? Nasıl geçerli olacak? Türk halkını nasıl ikna edeceksiniz? Birlikte ve isteyerek her şey olmalıdır. Öyle bir yol izlenmeli ki, MHP dahi ikna olmalıdır? Bunun yolu bulunmalıdır. Sözde “eylemsizlik” var. Ya eylemlilik hali olsa ne olurdu? Bu savaşın böyle sürmesini kimse isteyemez. Artık “gizli(!)” oyunlara da son vermek gerekir. Hatip Dicle’nin yerine hırsızlamasına atadığınız vekili İnsan Hakları Komisyonu’na getiriyorsunuz? Oya Eronat hırsızlamasına vekil tayin edilmiştir. Başbakan’ın onu derhal istifa ettirmesi gerekir. Bu, “Barış” için iyi bir başlangıç olabilir. Muhatap olarak Kürtlerin (DTK, BDP, PKK ve Öcalan’ın) istemleri de ete kemiğe bürünmelidir. Ve verilecek statü karşılıklı rıza ile olur. Karşılıklı rıza olmadan barış doğmaz. Hak, hukuk, adalet, eşitlik ve özgürlük gözetilerek evrensel değerleri kabullenmek gerekir.
bulenttekin47@gmail.com
Şike operasyonunun en iyi kadrosu ve en iyi oynayan Fenerbahçe ile başlaması manidardır. Ancak bu ülkede futbol endüstrisi (futboldan fahiş para kazanma yolları) nedeniyle şike vardır. Geçmişte de oldu, bugün de var. Fener’in bu sene diğer takımlara göre çok iyi olduğu yadsınamaz. Fener bu sene şampiyonluğu hak etti. Alex dahi tek başına bir şampiyondur! Ama AB kriterlerine göre bir futbol istiyorsak, bu operasyonu bekleyeceğiz. Mafya tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de futboldan payını alıyor. Oyuncu transferinde dönen %20 (belki de daha fazladır?) komisyon ücretleri ya da yüz bin TL’ye alınan bir futbolcuyu beş milyon dolar olarak gösterip, oyuncuya kısmen bir miktar (sus payı) verilmesi gibi.
Bir Metin Oktay ya da Lefter Küçükandonyadis o gariban halleriyle ölümüne futbol oynadılar. Onların Jaguar’ları olmadı! Futbol ahlakından bahsediyorum. Ancak operasyon, AKP’nin FB’yi Ergenekon yerine koyan bir operasyon olmamalıdır. Şikeyse, bunu Türkiye’de yapmayan takım kalmamıştır. Adlarını yazmak istemem. Kısacası tümü şike yaptı. UEFA ve FİFA’nın derhal savcılık aşamasında devreye girip operasyonu izlemesi gerekir. Ben TFF’ye güvenmiyorum. Başbakan’ın arkadaşlarından TFF’ler olmaz. Bunlar özerk ve bağımsız kurullar olmalılar.
Geçen yıl Bursa’nın şampiyonluğunu kimse sorgulamadı. Anadolu takımları(!) bilerek, isteyerek Bursa’ya yenildiler. Üstelik bir kısım-azınlık ta olsa-taraftarı “IRKÇI ve KÜRT DÜŞMANLIĞI” tavrıyla Diyarbakırspor’u Süper lig’den düşürttü. Kimse tık demedi. Geçen yıl Beşiktaş son maçta Bursa’dan puan alsaydı FB şampiyon olurdu. Maç ayarlanmıştı ve barış(ma) adına maç verildi. Trabzon da son maçta FB’ten bir gol yeseydi yine (FB) şampiyon olurdu. Trabzon’u kimse sorgulamadı. Bursa şampiyon oldu. Bu operasyonun İslami, dinci, Yeşil Ergenekonvari bir operasyon düşüncesiyle yapılmış olmasını istemem. Ancak Mafya’nın eli futboldan çekilmelidir. Bu ülkede yeni bir sayfa açılacaksa futbolda da temiz sayfa açılsın. Bunu destekliyorum. Ama derin devletin (artık derin AKP devleti diyebiliriz) bir operasyonu olacaksa kabul etmiyorum. Gelin o halde 18 takımı da düşürelim. Hatta 1., 2., 3.liglerdekileri de! Hatta mevcut futbolcuların-gelin!-hepsinin lisansını iptal edelim. Tüm kulüp yönetimlerini lağvedelim. Var mısınız?
Eğer GS, BJK, FB, Trabzonspor, Bursaspor vs. kulüpler başkanlarına (yöneticilerine) illegal iş yapma kamuflâjı sağlıyorsa engelleyelim. Yasalarla bunlar engellenir. Futbol endüstrisini kumarhaneye, bahis’e, şikeye açan aslında Vahşi kapitalizmin ta kendisidir. Her kulübün başına geçen adam çok kısa sürede milyoner oluyor. Diyarbakır gibi takımlarda oldu, her gelen takımı borçlandırdı. Oysa gelenlerin meteliği yoktu. Giderken milyonları oldu. Bazı takımların başlarına geçenler maçları sattılar. KKTC’de oynanan (Türkiye’de illegal kabul edilen) “bahis” oynadılar. Beş milyon dolar yatırdılar tek maça. Kendi takımlarına mağlup ol dediler. Karşılığında bir haftada (yani bir maçta) on milyon kazandılar. Tabii başkalarının adına kolonları yatırdılar. Bunları SAVCI sorgulayacak mı? Kendi takımını kullanarak milyar dolarları olan gizli zenginlerimiz oldu. Hem de taşrada (Anadolu’da)! Yoksa Aziz Yıldırım’la mı yetinilecek? Ya da bir iki kurbanla mı?
Bu ülkede 1990-2000 yılları arasında GS defalarca şampiyon oldu. Nerdeyse tüm Diyarbakırlı çocuklar Galatasaraylı oldu. Çünkü Abdullah Öcalan, “Galatasaraylıyım!” demişti. Gençlerin siyasetle uğraşmaması ve dağ’a çıkmalarını önünü almak için devletin kendisi GS’yi defalarca şampiyon yaptı. BJK’nin derin adamı ve başkanı Süleyman Seba o dönemler “ŞEREFLİ İKİNCİLİKLER”den söz etti. Yani Devlet’in Bekası adına(!) Diyarbakırlılar yeter ki terörist olmasınlar ama GS’li olsunlar: Sarı-Kırmızı ve Yeşil Saha? Size neyi hatırlatıyor?
OHAL dönemlerinde Diyarbakır-bilerek!-1. Lig’e çıkartıldı. Çünkü gençler PKK’li olmasın, futbolcu olsun! Derin devlet ya da en doğrusu DEVLET bunu böyle istemişti. Sonra ne oldu? Bursa’ya, Diyar’ı düşürün! denildi. Ve Kürtler saha dışı kaldı! Helal olsun böyle devlete! Şimdi soruyorum: GS’yi üst üste şampiyon yapan Fatih Terim miydi, DEVLET miydi? BJK’yi ŞEREFLİ İKİNCİLİK’lerde tutan kimdi? MİT mi(ydi)? Birisi bana açıklasın. Ve SAVCI mutlaka bunları sorgulamalıdır. Artık YÜZLEŞELİM! Geçmiş’i bugüne kadar araştıralım? 1965’ten önceye kadar? Hatta 1907’leri istiyorsanız? Gelin araştıralım! Öyle “Türkiye Kupası” iade etmelerle ya da Çarşı’vari kahramanlık bildirileri ile olmaz!
14 Temmuz’da (Diyarbakır) Silvan İlçesi kırsalında 13 askerimizin şehit edilmesine üzüldüm. Allah rahmet etsin ama çeşitli iddialar var. Açığa çıkarılmalıdır. Deniliyor ki (TSK diyor): “El bombasının çıkardığı yangında öldüler.” Zaten ölen PKK’liler de yanmış. Tuhaf bir durum değil mi? Bir el bombasıyla orman tutuşur ve bunlar hemen alevin içinde yanarlar mı? Denir ki (Köylüler ve Korucular diyor): Uçaklarımızdan ve helikopterlerimizden ormana bomba atılmış. Böyle iddialar var. Yangını kim çıkardı, acaba “barış”ı istemeyenler kimlerdir? Uçakların ya da helikopterlerin attığı lav tipi bombalarsa herkes yanar! Maalesef doğrular bize anlatılmıyor ve bize sadece dram kısmı anlatılıyor. Gerçek nedir acaba? Bölgemizde her gün-operasyonlardan dolayı-çatışmalar devam etmekte olup karşılıklı ölü sayısı anbean artmaktadır. Neden bir taraftan Öcalan’la müzakere edip “Barış Komisyonu”nu kuruyorsunuz, sonra da operasyon yapıyorsunuz? Garibanların çocukları ölmüyor mu? İnsan kendi topraklarını bombalar mı? Türk Ordusu’nun yaptığı doğru mu? Nasıl Silvan Dağları’nı bombalar? Tunceli (Dersim) Dağları bombalanmıyor mu? Ayıp değil mi? Düşman toprakları mı buralar? Türk Ordusu kendi topraklarını bombalayamaz: Uluslararası suçtur! Kendi askerini mayınla havaya uçurup PKK’nin üzerine atan Türk Ordusu değil miydi? Bir sorun varsa çözün! Başbakan Erdoğan’ın yeni İçişleri Bakanı’na bir bakın! 13 şehit eylemiyle ilgili şu söylediklerine bakın: “Herkesin aklını başına alması gerekiyor. Bu ülke özgürlüklerin alabildiğince var olduğu ve doya doya yaşandığı bir ülke!” Böylesine bir şahsı nasıl Bakan yaparsınız? Özgürlüğün tanımını bilmeyen bir şahsı ne hakla Bakan yaparsınız? Bu ülkede onlarca gazeteciniz hapislerde olduğunu bu Bakan bilmiyor mu? Bu devletin polisinin hâlâ işkence yaptığından haberi yok mudur? Bu ülkede şimdilerde dahi faili meçhullerin yaşandığından bihaber midir? 17 bin faili meçhulün(!) dosya kapağı henüz açılmadı bile? Bakan bunlardan habersiz görünüyor. Yeni kabine bu tip insanlarla doluysa çok mutlu(!) olacağız demektir. AB’ye girmeye ne gerek var efendim, zaten doya doya özgürlükleri yaşamıyor muyuz(?!) AYIPTIR BE(!)
Bu şehit edilme olayını ERGENEKONVARİ bir eylem sonucu yapıldığını düşünüyorum. Biri insanları bombayla yakıyor. Ve insanlar kaçamıyor! El bombası en fazla (askerler çatışmada yan yana durmayacaklarından) 2-3 kişi öldürür. El bombası 13 askeri yakar mı? Genelkurmay’ı “sivil savcılık” mutlaka dinlemelidir, bunu sorgulamalıdır. Diğer taraftan DTK tek başına Demokratik Özerklik ilan edebiliyor. Bu doğru tavır değildir! DTK böyle bir kararı tek başına vermemeli. Daha “Demokratik Özerklik” nedir, bilinmiyor. Eğer Kürtlere bir “statü” verilecekse TC devletiyle birlikte olmalıdır bu. TC ile anlaşmadan öyle kendi başına karar almak ve istediğin gibi yürürlüğe koymak hatalı davranışlardır. Bu saatten sonra kimse tek başına karar veremez, ne devlet ne DTK! Bir uzlaşma, bir aklıselim yol(u) bulunmalıdır. İstemler ete kemiğe bürünmeden neler ilan ediliyor? Nasıl geçerli olacak? Türk halkını nasıl ikna edeceksiniz? Birlikte ve isteyerek her şey olmalıdır. Öyle bir yol izlenmeli ki, MHP dahi ikna olmalıdır? Bunun yolu bulunmalıdır. Sözde “eylemsizlik” var. Ya eylemlilik hali olsa ne olurdu? Bu savaşın böyle sürmesini kimse isteyemez. Artık “gizli(!)” oyunlara da son vermek gerekir. Hatip Dicle’nin yerine hırsızlamasına atadığınız vekili İnsan Hakları Komisyonu’na getiriyorsunuz? Oya Eronat hırsızlamasına vekil tayin edilmiştir. Başbakan’ın onu derhal istifa ettirmesi gerekir. Bu, “Barış” için iyi bir başlangıç olabilir. Muhatap olarak Kürtlerin (DTK, BDP, PKK ve Öcalan’ın) istemleri de ete kemiğe bürünmelidir. Ve verilecek statü karşılıklı rıza ile olur. Karşılıklı rıza olmadan barış doğmaz. Hak, hukuk, adalet, eşitlik ve özgürlük gözetilerek evrensel değerleri kabullenmek gerekir.
551 VEKİL(!)
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
%50’lik bir oy alışına karşın-yani her iki kişiden birinin oyunu alan-AKP ve Recep Tayyip Erdoğan demokrasi anlayışından ve hoşgörüden uzak olduğunu-ezbere konuştuğundan olmalı!-çarçabuk gösterdi: “Muhalefet ister (Meclis’e) gelsin, ister gelmesin fark etmez!” Bu düşünce ancak diktatör(lük)lerde ve tek partili rejimlerde (Suriye Baas Partisi gibi) olur. Suriye de bir cumhuriyettir! Ve çok sayıda (bizdeki gibi) çakma muhalefet partisi vardır. Ve her zaman seçimleri %100’lere varan oylarla Baas Partisi ve Esad Hanedanı kazanır. Bu gidişle bundan böyle de ülkemizde seçimleri %50-70-90-100’lere varan oylarla AKP ve Erdoğan (Başbakan ya Devlet Başkanı sıfatlarıyla) kazanacaktır. Bunu söylemek için kâhin olmaya gerek yoktur. Hanedan’da Erdoğan olmasa onu temsilen bir benzer zihniyet olacaktır mutlaka. Sanırım Başbakan Erdoğan da AB, ABD, ileri demokrasi, özgürlükler diyerek-AB, ABD ve bilumum ülkelerin desteğini alarak-ülkeye Baasvari bir demokrasi getirme düşüncesindedir. Zaten gençliğinde İslami faşist diktatörlüklerin peşinde koşan bir kişinin-büyük bir evrim geçirmemişse!-kolay kolay demokrat, insanhaklarıcı olması pek olası değildir.
Şu an Parlamento’da hak’ka ve hukuk’a göre [Türkiye kanunlar devletine göre demeyeceğim(!)] Hatip Dicle’yle 550 milletvekili vardır. Ancak hırsızlamasına bir operasyonla [kanunları(!) kullanarak!] AKP, Hatip Dicle’nin yerine bir atama (Oya Eronat) yaptırmıştır. Fiilen şu anda Meclis’te 551 Milletvekili bulunmaktadır. Zaten Türkiye bir hukuk devleti olsaydı, ya da bu ülkede demokrasi olsaydı, bu haliyle genel seçimler geçersiz sayılır ve seçimler yenilenirdi. Çalıntı oylarla vekil kazanma zihniyetinde olan bir Başbakan’ın bu ülke için büyük hayalleri yoktur, olamaz da. Büyük hayalleri olanların hırsızlıkla, hileyle, hurdayla, kumpasla işi olmaz. Büyük hayalleri olanlar tarihe not düşenlerdir. Unutulmayacak olanlardır. Teorileri ve pratikleriyle (iyilikleriyle) insanlara daha güzel bir dünya bırakanlardır. Seksen bine yakın oy almış Hatip Dicle’nin yerine “atama” ile (seçimle değil!) bir AKP’liyi vekil yapanların büyük hayalleri olamaz! Bu tip insanların ufukları çok dardır, her zaman onların küçük hayalleri vardır. Bu tiplerin büyük hayalleri kişisel, ailesel, cemaatsel (grupsal) yükselmelerle ve güçlenmelerle ilgilidir. Belki %50 oyla ve halkın dezenformasyona uğramış beyni (yıkanmış beyni) ile ve markurtlaşmış haliyle devlet başkanı olabilirsiniz! Partiniz de bundan böyle AB, ABD ve bilumum ülkelerin desteğiyle 50-100 sene iktidarda kalabilir. Ama siz bu ülkeye bu zihniyetle, çalıntı oylarla, hırsızlama operasyonlarla hakkı, hukuku, adaleti, eşitliği, demokrasiyi getiremezsiniz! Ama dilerim bir gün vicdanınızı dinler ve o hiç dilinizden düşürmediğiniz Allah’ın gazabından korkarsınız! Tabii ki sözlerim gerçekten (İman’dan) Allah’a inanan ve sorgusundan korkanlar içindir.
Milletvekili Yemin Töreni’nde Devlet Bahçeli ve MHP “İYİ ÇOCUK”u oynadılar. Oysa Hatip Dicle’ye yapılan haksızlığa MHP’nin ilk karşı çıkmasını isterdim. “Türkiye Barışı” adına çok önemliydi. Oysa o(nlar) kendi Balyozcusuna (tutuklu vekiline) dahi sahip çıkamadı. İYİ VE USLU ÇOCUK’u oynayarak bir “AFERİN”i hak ettiler! Biz de onlara bir “Aferin(!)” diyelim. CHP, Yemin Töreni’nde egoizmi oynadı. Ergenekoncuları yemin etse, gerisi vız gelir tırıs giderdi! Oysa ülkemizdeki bu genel seçimde (aslında ülkemizde demokrasi, seçim, seçme-seçilme hakkı yoktur!) demokrat olmanın kıstası Hatip Dicle’ye sahip çıkmaktan geçer. Dilerim BDP, taktiksel ve stratejiksel söylemleriyle, Hatip Dicle’yi satmaz! Benim Hatip Dicle’ye bakış açım ilkesel bir duruştur. Aynı haksızlık bir MHP’liye yapılsaydı aynı tavrı gösterecektim. Hırsızlamasına yöntemlerle bir MHP’linin oylarıyla bir AKP’li ve hatta bir BDP’li vekil atansaydı aynı duyarlılıkla karşı çıkacaktım. Türkiye, Cumhurbaşkanımızın mecburi bir müdahalesiyle bu olayı kısmen belki atlatacaktır. Ancak-bir kez daha!-bu ülkede ifade özgürlüğü, insan hakları ve azınlık haklarının güvence altında olmadığı ortaya çıkmıştır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
EYLEMSEL YETKE
Bir Kitap: 'Eylemsel Yetke"-Faiz Cebiroğlu
Kitap
Fadil Ölmez
BİYOGRAFİM
Faiz CEBİROĞLU:
1959 Hatay / Antakya - Dursunlu Köyü doğumlu. Liseyi Antakya’da bitirdi. Lise yıllarında şiire ve Halk müziğine eğilim gösterdi. Halk müziği ağır bastı. Bağlama çalmayı öğrenerek, türküleri kendine özgü bir tarzla yorumlamaya başladı. İlk kasedi “ Şafağın Gülleri” oldu. Yasaklandı. 2.kasedi “Yağmur Çiseliyor” çok az kesime ulaştı.1986 da Danimarka’ya geldi. Danimarka’da müzik çalışmaları yanında, pedagojiye ilgi gösterdi. Pedagoji (çocuk eğitimcisi) bölümünü bitirdi. Halen Danimarka’da pedagog, “çocuk yetiştirme sanatçısı” olarak çalışmaktadır. Türkiye’de, Dönem Yayıncılık tarafından basılan “TOPLUMSAL KURTULUŞ NOTLARI” (İstanbul 1991) isimli bir kitabı bulunmaktadır. Türkçe, Arapça, Danimarkaca (Danca) ve İngilizce bilmektedir. Değişik site, gazete ve dergilerde her konuda yazılar yazmaktadır. Türkiye’de, Ocak 2005 te yayın hayatına başlayan, ”Sanat, Edebiyat ve Eğitim’de YOĞUNLUK dergisinin Danimarka sorumlusudur. Ayrıca bu derginin de yazarıdır.
1959 Hatay / Antakya - Dursunlu Köyü doğumlu. Liseyi Antakya’da bitirdi. Lise yıllarında şiire ve Halk müziğine eğilim gösterdi. Halk müziği ağır bastı. Bağlama çalmayı öğrenerek, türküleri kendine özgü bir tarzla yorumlamaya başladı. İlk kasedi “ Şafağın Gülleri” oldu. Yasaklandı. 2.kasedi “Yağmur Çiseliyor” çok az kesime ulaştı.1986 da Danimarka’ya geldi. Danimarka’da müzik çalışmaları yanında, pedagojiye ilgi gösterdi. Pedagoji (çocuk eğitimcisi) bölümünü bitirdi. Halen Danimarka’da pedagog, “çocuk yetiştirme sanatçısı” olarak çalışmaktadır. Türkiye’de, Dönem Yayıncılık tarafından basılan “TOPLUMSAL KURTULUŞ NOTLARI” (İstanbul 1991) isimli bir kitabı bulunmaktadır. Türkçe, Arapça, Danimarkaca (Danca) ve İngilizce bilmektedir. Değişik site, gazete ve dergilerde her konuda yazılar yazmaktadır. Türkiye’de, Ocak 2005 te yayın hayatına başlayan, ”Sanat, Edebiyat ve Eğitim’de YOĞUNLUK dergisinin Danimarka sorumlusudur. Ayrıca bu derginin de yazarıdır.
Etiketler
- Bülent tekin in yeni kitabi
- terörist - bülent tekin
- 1 mayis ütopyasi
- 1. dünya savasi - adil okay
- 12 ceset - bülent tekin
- 12 eylül 1980 - faiz cebiroglu
- 12 Eylül Cunta Anayasası - mustafa elveren
- 12 Eylül Darbesinin Edebiyatta İzdüşümü - Murat Altunöz Haberi
- 12 Eylül dershane ve yaris atlari - adil okay
- 12 haziran 2011 secimleri - faiz cebiroglu
- 12 haziran milletvekili - mustafa elveren
- 12'ler üzerine - bülent tekin
- 15 16 Haziran - adil okay
- 15 agostus - bülent tekin
- 15- 16 Haziran - M. Sehmus Güzel
- 2 ci misir devrimi - faiz cebiroglu
- 2014 - adil okay
- 21 yüzyilin baslangici ve ittihatcilarin sonu - nadir nadi celik
- 24 e 24 - bülent tekin
- 33 kursun - ahmed arif
- 33 kursun ahmet arif ve sonrasi - m sehmus güzel
- 551 vekil - bülent tekin
- ab bayrak islam -mustafa elveren
- abdüko yumusama ve baris - bülent tekin
- Abidin Dino - M. Sehmus Güzel
- acik savas tezkeresi - faiz cebiroglu
- Aciklama 2 - eylemsel yetke
- aciklama1 - eylemsel yetke
- acilim politikasi ve sivil darbe anlayisi - ismail besikci
- acilis ve kapanis - hasan bildirici
- adalet bakanina acik mektup - adil okay
- adi özgecan - adil okay
- adil okay
- adil okay dan yeni kitap
- adil okay ile soylesi
- adilos bebem - ahmed arif
- ahlakli devlet - bulent tekin
- ahlaksiz erdogan - ali emin ileri
- ahmet altan ve kürtler - hasan bildirici
- ahmet kaya anisina - mustafa elveren
- ahmet kaya ve ferhat tunc - mustafa elveren
- ahmet türk'ün istifasi - hasan bildirici
- akdeniz multeci mezarligi - adil okay
- akilsiz aklin serüvenleri - nadir nadi celik
- akilsiz aklin serüvenleri3 - nadir nadi celik
- aklinizdan cikmayanlar - bülent tekin
- akp cözüme yanasmiyor - abdullah öcalan
- akp fasizmi - hasan bildirici
- AKP Halk iradesi - yener orkunoglu
- akp halk iradesi 2 - yener orkunoglu
- akp ile chp - mustafa elveren
- akp ile chp nin irkcilik yarisi - mustafa elveren
- akp kapatilmadi - turgut kocak
- akp ordu ve abd - yener orkunoglu
- akp ve kürt sorunu - ismail besikci
- AKP’li Geçinen Sarhoşlar - mustafa elveren
- AKP'nin Degirmenine Su Tasimak - Abdulkadir Ulumaskan
- aksam olunca - adil okay
- aleviler
- alevilerde kafa karisikligi - ismail besikci
- alevilerin büyük sirri - ismail besikci
- aleviligin islamla hicbir iliskisi yoktur - ismail besikci
- Aleviligin sunni diktatörlüge karsi direnisi - hasan bildirici
- alevilik bir insan sevgisidir - serra güneyli
- alevilik dünün sosyalizmidir - serra güneyli
- alevilik müslümanlik midir - devran asmen
- aleviliki dersim ve cumhuriyet - mustafa elveren
- ali yüce - muslum kabadayi
- alin size amerikan usakligi - turgut kocak
- Alintilar ve Yorumlar - Mustafa Elveren
- allah kuran bayrak - mustafa elveren
- alt üst kimlik meselesi - mustafa elveren
- altta kalanin - adil okay
- Amik'te Bir Yaz Yolculugu ve Dostluklar - Müslüm Kabadayi
- ana tanricadan - bülent tekin
- analiz ve yorum üzerine - fadil ölmez
- anarsizm nedir - faiz cebiroglu
- anarşik sistemdir - faiz cebiroglu
- anayasa - turgut kocak
- anayasa arilar kovanlar - bülent tekin
- anma - adil okay
- anma - mihrac ural
- anneler de ölür - bülent tekin
- Anneme - Mahmud Dervis
- antakya adi degil hatay adi silinsin - demir bilgin
- antakya da 14 gözalti
- aramice dili - murat altunöz
- asik ishsani
- asimetrik asklar - bülent tekin
- asimilasyon bitti aldatmacasi - mustafa elveren
- askere gitmeyin-mustafa elveren
- Askin isterik cigliklari - bülent tekin
- avukat - bülent tekin
- ayak izlerindeki yazilar - halil ibrahim özcan
- azinligin cogunluga tahakkümü
- baglar belediyesi - bulent tekin
- bahar operasyonlari - hasan bildirici
- bahcelievler katliami
- balon erken patladi - hasan bildirici
- baris ve demokrasi - mustafa elveren
- barzani semaya bak - serra güneyli
- bas kim ayak kim - turgut kocak
- Baskin Oran'in AKP'si - Yener Orkunoglu
- basörtüsü... - fikret baskaya
- Başın öne eğilmesin – Turgut Koçak
- baykal amerikan in ve fasizmin truva ati - faiz cebiroglu
- ben dersimli kemal - mustafa elveren
- besikciye mail - abdulkadir ulumaskan
- besikciye selam - adil okay
- bir adim ileri iki adim geri - abdulkadir ulumaskan
- Bir amblem ve bir not - faiz cebiroglu
- bir erkek bir kadin - bülent tekin
- bir heykel - adil okay
- bir mayis üzerine düsünceler - m.sehmus güzel
- bir proresörün evhamlari - faiz cebiroglu
- Bir Ressam - Serpil Odabasi
- bir ressam bir kitap - adil okay
- bir sairden - adil okay
- bir tekme bir yumruk - faiz cebiroglu
- bir yazardan - adil okay
- bir yazi hirsizi - faiz cebiroglu
- Bir yorum: Reyhanlı katliamı - faiz cebiroglu
- biraz ahlak -faiz cebiroglu
- birey laik olmaz devlet laik olur - yener orkunoglu
- bireysel gelisim 1 - faiz cebiroglu
- bireysel gelisim 2 - faiz cebiroglu
- bireysel gelisim 3 - faiz cebiroglu
- birlesmis milletler ve cocuklar - faiz cebiroglu
- birlik ve beraberlik - abdulkadir ulumaskan
- bismillah diye ilk geri adim - abdulkadir ulumaskan
- biutiful - adil okay
- biyikli göbekli - serra güneyli
- biz nasil insanlariz - bülent tekin
- bombalar patlarken - bülent tekin
- bonzai - m kabadayi
- bozkurt sembolu calintidir - sevra kurtulus
- bölücülük ve yandaslik - mustafa elveren
- börü dizisi - bülent tekin
- bu basbakanla - mustafa elveren
- bu hoca beni dinsiz yapacak - mustafa elveren
- bu kalp seni unutur mu - adil okay
- bu sistemde katliamlar - mustafa elveren
- bu telas niye - turgut kocak
- bu yaziyi okumayin - bülent tekin
- bulent tekin
- bulmaca - bülent tekin
- buyuk kafalar - bulent tekin
- büyükler sokakta dans etmeye utaniyor
- Büyüklerimiz Devlette Görev Almamızı İstiyorlardı - mustafa elveren
- cagdas egitim yalani - mustafa elveren
- cagdas kawa - mustafa elveren
- cakal cukal edebiyeti - bülent tekin
- cakallarin ulumasi - emine engin
- calismak üzerine - faiz cebiroglu
- Can Yücel i anarken - bülent tekin
- cek - müslüm kabadayi
- cellatlarin ölümü - hasan bildirici
- cephede ebu nidal - faiz cebiroglu
- cetelesmenin boyutu - murat altunöz
- Che yasiyor - Faiz Cebiroglu
- chp ve secim ittifaklari - mustafa elveren
- chp ve secim ittifaklari 2 - mustafa elveren
- cinsel fasizm - hasan bildirici
- cocuk cigliklari - adil okay
- cocuk ve okuma kültürü sempozyomu - müslüm kabadayi
- cocukluk isgal altindadir - faiz cebiroglu
- cocukluk ve edebiyat -müslüm kabadayi
- cok mutluyuz - bulent tekin
- cukurova kitap fuari - müslüm kabadayi
- cumartesi anneleri / mustafa elveren
- cumhurbaskanligi - faiz cebiroglu
- cumhuriyet ve atatürk - mustafa elveren
- danimarka da ´secim - faiz ceniroglu
- Dar Sokak - Dergi
- Dar Sokak - Sayi 2
- darbeler
- Darbeler Ve Resmi İdeoloji - mustafa elveren
- degistirilmis kuran - mustafa elveren
- deli dumrul - bülent tekin
- deliler akillilar cocuklar - bülent tekin
- delirmis krallar - bülent tekin
- demokrasi - mustafa elveren
- demokrati acilim - bülent tekin
- demokratik özerklik - mustafa elveren
- deneyin isterseniz - bülent tekin
- denge - halil ibrahim özcan
- Deniz gezmis yasasaydi - Abdulkadir Ulumaskan
- deniz ve basbakan - bülent tekin
- denizden isiklanmak - muslum kabadayi
- dershaneler - bülent tekin
- dershaneler 12 eylül elstiriler ve yanitlar - adil okay
- dersim aleviligine operasyon - mustafa elveren
- dersim den antakya ya - adil okay
- dersim halkini tümden suclamak - mustafa elveren
- dersim katliami - mustafa elveren
- dersimizden caktik - bülent tekin
- dersimliler - mustafa elveren
- deveye sormuslar - turgut kocak
- devin trajedisi - bülent tekin
- devlet patron - adil okay
- devletin agalari - ismail besikci
- devletin kemal burkay acilimi - mustafa elveren
- devletin ömrü - bülent tekin
- dijle tv - bulent tekin
- dil ve aile - faiz cebiroglu
- dillerin ölümü - faiz cebiroglu
- din ahlak - mustafa elveren
- dinci ile ateist arasindaki fark - mustafa elveren
- dis mihraklar - abdulkadir ulumaskan
- diyarbakir seni sevmiyor - bülent tekin
- DKÖ lerin gücü - mustafa elveren
- dogrular gibi yalanlama - abdulkadir ulumaskan
- dokuz köyden kovuldum - bülent tekin
- dönülecek ev yok - hasan bildirici
- dönüsü olmayan yol - hasan bildirici
- dövüs kulübu ve posmodern sinema - adil okay
- dtp kapatilamaz
- dursunlulu ressam fehmi - faiz cebiroglu
- ebu cehil - faiz cebiroglu
- ece ayhan'la düsünmek - m.sehmus güzel
- egitim - adil okay
- Ekin Van - Adil okay
- el rakka dan rojava ya - adil okay
- elde var ayten - bülent tekin
- ele alinmasi geciken sorun - fadil ölmez
- elestiri kültürü - mustafa elveren
- elestiri üzerine - faiz cebiroglu
- elestiri üzerine bakis - faiz cebiroglu
- elestiriye evet - mustafa elveren
- elezig daki safii ve kizilbas - mustafa elveren
- ellerimiz kirilsaydi da - turgut Kocak
- emperyalizm - faiz cebiroglu
- emperyalizm hersey kâr icindir - faiz cebiroglu
- emperyalizm terör egemenligidir - faiz cebiroglu
- emperyalizm vandalizmdir - faiz cebiroglu
- emperyalizm ve anti emperyalizm üzerine - fikret baskaya
- emperyalizm ve dil - faiz cebiroglu
- emperyalizme karsi savas - ismail besikci
- emperyalizmin usagi arap bilrligi - turgut kocak
- en iyi patron - adil okay
- enternasyonal 120 yasinda - m.s. güzel
- erdal ölümsüzdür - faiz cebiroglu
- ergenekon cetesi - abdulkadir ulumaskan
- ergenekon dan yesil ergenekon a - bülent tekin
- ergenekon istisna degildir - prof. fikret baskaya
- ergenekon tarzi - bülent tekin
- ermeni sempozyumu - adil okay
- ermenilerden özür diliyorum - adil okay
- ermenilerle sürgünde kesisti yollarim - adil okay
- ermeniýe düsman - mustafa elveren
- esege özür - bülent tekin
- esekten utanmayanlar - bülent tekin
- esitlik
- eti senin kemigi benim - mustafa elveren
- etnik kimlik - faiz cebiroglu
- evet hayir - mustafa elveren
- Ey isa - Macid Ebu Gosh
- Eylemsel Yetke - Faiz Cebiroglu
- eylemsel yetke - hasan bildirici
- eylemsizlik karari ve sonrasi - mustafa elveren
- facebook üzerine - faiz cebiroglu
- ferhat tunc - mustafa elveren
- ferhat tunc - mustafa elveren
- ferhat tunc u - mustafa elveren
- feslegene agit - halil ibrahim özcan
- fikret baskaya - adil okay
- Filistin - adil okay
- filler - bulent tetkin
- fotograflar - bülent tekin
- gazeteciler ayakta - müslüm kabadayi
- gerekirse seytanla isbirliyi yapilabilir - mustafa elveren
- gerileme sonun baslangicidir - abdulkadir ulumaskan
- gezi direnisi - adil okay
- gomanweb sitesi - mustafa elveren
- görülmüstür ama cözülmemistir - selma akkaya
- görülmüstür sergisi - adil okay
- göstermelik demokrasi - mustafa elveren
- Grup Yorum Antakya'da - Murat Altunöz
- gunay aslan ve ben - hasan bildirici
- gurbette bile gökyüzü varmis - adil okay
- günesin sürprizleri - müslüm kabadayi
- hak arama yürüyüsü - murat altunöz
- hakki devrim e cevap - abdulkadir ulumaskan
- halic te yasayan simonlar - bülent tekin
- halis in istifasi - mustafa elveren
- halkin yarattigi simgeler - mustafa elveren
- halklarin kardesligi - adil okay
- halklarin ya da din kardesligi - mustafa elveren
- hapishane mektuplar 2 - adil okay
- hapishane mektuplari - adil okay
- hasan gülbahar dan mektup - adil okay
- hasan mantici - adil okay
- hasta tutsaklar - adil okay
- hatay sorunu - sevra kurtulus
- hayaldi gercek oldu - mustafa elveren
- haydutluk - hasan bildirici
- haziran direnisi - adil okay
- hdp ile ak parti - serra güneyli
- hdp ve linc ordusu - adil okay
- hdp ve selahattin demirtyas -bülent tekin
- her sey para icin -bülent tekin
- herkesi iceriye mi atacaksiniz - turgut kocak
- HIRSIZ VE POLİS - Bülent Tekin
- hirsiz ve yalanci - bülent tekin
- hizli siyaset teknikleri / bülent tekin
- hortlaklar - m sehmus güzel
- hukuk
- hukuksuzluk iddianame ve savunma - mustafa elveren
- hukukun olmadigi yerde - mustafa elveren
- hypatia - bülent tekin
- ic savas politikalari - bülent tekin
- icimde kuslar göcüyor - murat altunöz
- icimizdeki niyet - bülent tekin
- icisleri bakani istifa etmedilir - bülent tekin
- icraatlarda terörizm fantazileri - bülent tekin
- ifade özgürlügü ve yargi - ismail besikci
- ifade vermek - adil okay
- iki mustafa - mustafa elveren
- iktidarin kürt yazarlari - hasan bildirici
- ileri demokrasi aldatmacasi - mustafa elveren
- ilgili makama - bülent tekin
- iman gücüyle siyaset - abdulkadir ulumaskan
- inan - faiz cebiroglu
- inanarak mücadele etmek - bülent tekin
- insallah kazanirsiniz - bülent tekin
- insan birazda düsündügüdür - bülent tekin
- İnsan Nasıl İnsan Olur - ismail besikci
- insanciklar karincalar krallar - bulent tekin
- insanliga mukavemet
- internet - mustafa elveren
- intikam sözcügü - faiz cebiroglu
- ipotek krizi - fikret baskaya
- iran - nadir nadi celik
- irkci sovlar - abdulkadir ulumaskan
- irkcilik-prof.dr.m.sehmus güzel
- irklar ve inanclar - mustafa elveren
- isid nedir - faiz cebiroglu
- isid veya öso - adil okay
- isimiz gücümüz - bülent tekin
- islam
- islam kardesligi - ismail besikci
- israil yine - adil okay
- ittihat ve terakki - bülent tekin
- ittihatcilarin soykirim refleksleri - nadir nadi celik
- iyiler ve kötüler - bülent tekin
- jet fadil - hasan bildirici
- kâbemiz dünyadir - serra güneyli
- kadin eylem daha fazla eylem - fadil ölmez
- kahraman türkler ve kürtler - bülent tekin
- kalkinma bir efsanenin sonu - prof. fikret baskaya
- kandil e telgraf - faiz cebiroglu
- Kapitalizm
- kapitalizm emperyalizm barbarliktir - sevra kurtulus
- kapitalizm: önce para sonra insan - faiz cebiroglu
- kardeslik
- kardeslik ve dostluk üzerine - mustafa elveren
- karsi saldiriya karsi saldiri - canan ates
- kasabalilar - müslüm kabadayi
- kastelli canina kiydi
- katil kerpic - bülent tekin
- Kawa heykeli - bülent tekin
- kayiplar haftasi - adil okay
- kazim icin bir film
- kazim koyuncu
- keklik ve sahin - bülent tekin
- kemal burkay in iddialari - hasan bildirici
- kemal karkajier - adil okay
- kemalist ve anti-kemalistlerin uzlasmasi - abdulkadir ulumaskan
- kemalizm renk degistiriyor - mustafa elveren
- kenan evren'e mektup - ali emin ileri
- kent - m sehmus guzel
- kic devlet - adil okay
- kiniyorum - bülent tekin
- kirilgan zamanlar - murat altunöz
- kiskancligin daniskasi - bülent tekin
- kitap - eylemsel yetke
- kitap tanitimi - adil okay
- kitasal bilivarci hareket - canan ates
- kitasal bolivarci hareket in manifestosu
- kitasal bolivarci hareket kurulus kongresi
- kizilay da bir hayalet dolasiyor - sibel özbudun
- kobane rojeva - adil okay
- kolombiya da toplu mezar - canan ates
- kongreler sürecinde Egitim Sen
- Kosova bagimsizlgi - Ali Emin ileri
- kromsanin zehirli varilleri - adil okay
- kurd1 - abdulkadir ulumaskan
- kurnaz adam piyasada - bülent tekin
- Kutlu olsun - bülent tekin
- Kültür Düsmanligi - Yener Orkunoglu
- kültürel yabancilasma - faiz cebiroglu
- kürd kimligi - faiz cebiroglu
- kürd ordularinin basarisi - hasan bildirici
- kürt acilimi - turgut kocak
- kürt devleti - faiz cebiroglu
- kürt dili ve edebiyati - ismail besikci
- kürt edebiyati ve ben - hasan bildirici
- kürt edebiyeti üzerine - ismail besikci
- kürt güvenligi - hasan bildirici
- kürt sorunu degil - hasan bildirici
- kürt ve türk sorunu - yener orkunoglu
- kürtaj hakkinda - adil okay
- Kürtler Aleviler ve Raporlar- ismail besikci
- laiklik milli birlik - ismail besikci
- Laiklik elden gidiyor mu - fikret baskaya
- latife tekin'e yanitlar - bülent tekin
- Lazlar da ayni oyuncaktan istiyor - nadir celik
- lenin - yener orkunoglu
- lenin 3.bölüm
- lenin 4.bölüm
- lenin 5.bölüm
- lenin 6.bölüm
- lenin 7.bölüm - yener orkunoglu
- liberal kontrgerilla - bülent tekin
- liberal teorilerin cöküsü - yener orkunoglu
- liberalizm ve demokrasi
- liberalizmin hegel düsmanligi - yener orkunoglu
- Liberalizmin muhafazakarlik ile evliligi - yener orkunoglu
- liberalizmin yükselisi - yener orkunoglu
- linc ve baris - adil okay
- makale - faiz cebiroglu
- makale - fikret baskaya
- makale - ismail besikci
- mamak mektuplari - adil okay
- marks'i asanlar - faiz cebiroglu
- marks'in önemi - yener orkunoglu
- marksi asanlar - faiz cebiroglu
- mayis 1968 in getirdikleri I - m sehmus güzel
- mayis 1968 in getirdikleri II - m sehmus güzel
- mayis 1968 in getirdikleri III - m sehmus güzel
- mazlum dogan - mustafa elveren
- mazlum dogan i övmekten ceza almak - mustafa elveren
- mazlum dogan icin ne yaptin - mustafa elveren
- mazlum dogan in kabrine - mustafa elveren
- mazlumlarin diyari yasaklanamaz - mustafa elveren
- mecburuz - hasan bildirici
- medaya baskısı - faiz cebiroglu
- medlerin dönüsü - hasan bildirici
- mehmet metiner in 10 yil marsi - mustafa elveren
- memleketin silivri manzaralari - bülent tekin
- merhaba dostlar - sevra kurtulus
- merkel sarkozy'yi sevmiyor - m.sehmus güzel
- mert dayanir - turgut kocak
- metin can ve hasan kaya anisina - mustafa elveren
- metin can ve hasan kaya nin anisina mustafa elveren
- midesel egitim - müslüm kabadayi
- mihrac ural a ne oldu? sevra kurtulus
- mihrac ural muammasi - sevra kurtulus
- mihrac ural yanitladi - bülent tekin
- milli birlik ve kardeslik destani - bülent tekin
- milli irade - bülent tekin
- minareler süngü mü - bülent tekin
- minna - faiz cebiroglu
- mit in cinayet aciklamasi - hasan bildirici
- modern köleler - bülent tekin
- morglar yine doldu - hasan bildirici
- muhammed ataturk erdogan uclusu - mustafa elveren
- muhterem insanlar - bulent tekin
- munzur festivali - mustafa elveren
- musa agacik - mustafa elveren
- musa agacik 2 - mustafa elveren
- musluman aleviler -mustafa elveren
- mustafa balbay - adil okay
- mustafa balbay hakkinda - adil okay
- mustafa önal - müslüm kabadayi
- muzaffer tansu dan mektup - adil okay
- mücüzevi özlemler - bülent tekin
- müslüm kabadayi dan acik mektup
- narrativ - faiz cebiroglu
- Nazim Hikmet'ten Kamuran Bedirxa'na Mektup
- nefret söylemi- adil okay
- nelson mandela - adil okay
- nereden nereye - hasan bildirici
- newroz - faiz cebiroglu
- newroz kutlu olsun - faiz cebiroglu
- newroz mektubu - faiz cebiroglu
- newrozdaki mesajlarin algilanmasi - abdulkadir ulumaskan
- newrozlasan mazlum - mustafa elveren
- newrozlasan mazlum dogan - mustafa elveren
- noel yemekleri - faiz cebiroglu
- NTV de yazi isleri - bülent tekin
- nükleer cöplük olmayin - adil okay
- olümün 2. yildinömü ali yüce - müslüm kabadayi
- on kisilik imza - bülent tekin
- operasyon isleri - bülent tekin
- ortak aciklama
- osman turanli nin celiskisi - mustafa elveren
- osmanlica - adil okay
- osmanlica nedir - faiz cebiroglu
- oyunlar - bulent tekin
- ozgur gundem - hasan bildirici
- ozgur ve lorin bebek - adil okay
- ozgürlük - bülent tekin
- Oztin Akguc'un miliyetcilik tanimi - demir bilgin
- Öcalan - Türk’e saldırı tesadüf değildir
- öcalan erdogan'a cözüm cagrisi yapti
- öcalan: imrali diyarbakir cezaevi'ne dönüstü
- ögrenirken ögretenler - müslüm kabadayi
- öldürmenin itibari - bülent tekin
- ölmek ve öldürmek - mustafa elveren
- ölü bedenimiz - adil okay
- ölüm adasi - bülent tekin
- ölümün 1. yildönümünde ali yüce
- ölümün ardindan dersim de olmak - mustafa elveren
- ömrün cetelesi - adil okay
- önce insan ol - adil okay
- önce insan olmak gerekir - mustafa elveren
- özel ordu mu - bülent tekin
- özgür basin - bülent tekin
- özledigimiz erudi insandir - faiz cebiroglu
- pamuk iplikler - bülent tekin
- patlama - bülent tekin
- payanda ya da takla - bülent tekin
- pedafoli ve fasizm - adil okay
- pedagoji
- pedagojik metodlar - faiz cebiroglu
- piponya - bülent tekin
- pkk nin adalet ve hukuk anlayisi - hasan bildirici
- pkk ve bdp nin erdoga beklentisi -hasan bildirici
- polat alemdar demokrasisi - bülent tekin
- postalcilar - mustafa elveren
- postmodernizm ve osman sahin - adil okay
- postmodernizmin fikir babasi - yener orkunoglu
- Raif Dikçe'de gitti! - Faiz Cebiroglu
- rejimin niteligini tartisabilmek - fikret baskaya
- resmi ideoloji - ismail besikci
- resmi ideoloji - mustafa elveren
- roboski - adil okay
- rojawa dan sesleniyoruz - sevra kurtulus
- rolatindeyiz - hasan bildirici
- ruh halimizin tedirginligi - mustafa elveren
- Ruhi Su: Bir Komünist Ozan - Faiz Cebiroglu
- ruyalarim - bulent tekin
- saatleri bir ömür ileriye aldilar - adil okay
- sagir ölüm - halil ibrahim özcan
- sair adnan yücel - adil okay
- sair kapilari - adil okay
- saka gibi bir sey - bülent tekin
- sallanan parmaklar- bülent tekin
- salyangoz davasi - adil okay
- samimiyet testi - bülent tekin
- sanal alem - adil okay
- sanal sevgililerim - bülent tekin
- sanat - adil okay
- savas ahlakinda örselenmeler - bülent tekin
- savasta tecavuze ugrayan - adil okay
- secimler ve hainler - serra guneyli
- sehid kavrami - demir bilgin
- sempatik fasistler - bülent tekin
- seni oldugum gün- bulent tekin
- serafli sampiyonlar - bülent tekin
- serdar yesilyurt - bülent tekin
- sermaye birikimi ve özgürlükler - ismail besikci
- serpil odabasi'ndan yeni calismalar
- sessiz devrim demogojisi - mustafa elveren
- sevda kusun kanadinda - bulent tekin
- Sevgi ve Aşk Üzerine - Adil Okay
- sevgililer gününde aski tanimlamak - faiz cebiroglu
- sevmeme sucu - abdulkadir ulumaskan
- seytani saldirilar - faiz cebiroglu
- siddet - faiz cebiroglu
- siir - mahmud dervis
- siir üzerine - faiz cebiroglu
- sil bastan - bülent tekin
- simdi ne olacak - turgut kocak
- sinemardin - bülent tekin
- sinif kimlik ve dil - adil okay
- sinirlari zorlamak - bülent tekin
- sira akp de - turgut kocak
- sise cam iscileri - adil okay
- sistem - mustafa elveren
- Sitki Öner - Müslüm Kabadayi
- sivas katliami - müslüm kabaday
- siyasi haklar taninmadan - ismail besikci
- siz hic mülteci oldunuz mu - adil okay
- sokaklar - hasan bildirici
- sol dersim ve alevi örgütleri - mustafa elveren
- sol ici siddet - ali emin ileri
- sol liberalizm ve ulusal solculuk
- soma - muslum kabadayi
- soma devlet patron - adil okay
- somali den ingiltereye - adil okay
- son dakika haberi - faiz cebiroglu
- son ürece iliskin - murat altunöz
- son yagmur - murat altunöz
- sorgulanan tahliyeler - bülent tekin
- sorumlu amerikadir - turgut kocak
- sovenizmin bombalari - abdulkadir ulumaskan
- suriye de bahar olacak mi - bülent tekin
- suriye de kadin - demir bilgin
- suriye secimleri - faiz cebiroglu
- suya sabuna - adil okay
- sürgündasim sivan - adil okay
- sürgünlerde - mustafa elveren
- sürüler dünyasinda insan - demir bilgin
- tahir elci - bulent tekin
- Taksim Direnişi - mustafa elveren
- takunycilar ile posyalcilar - mustafa elveren
- tanriya degil - mustafa elveren
- tarihi mektup - fadil ölmez
- tarihte provokasyonlar - mustafa elveren
- tayyip ve gap - abdulkadir ulumaskan
- tc nin cumhurbaskanligi - serra güneyli
- te goti ci goti - bülent tekin
- tek tanrili dinler - mustafa elveren
- tek tip elbise - bülent tekin
- tek yol diyalogdur - abdullah öcalan
- Temel Demirer e selam - adil okay
- temel demirer le dayanisma - adil okay
- terbiye - bülent tekin
- terörle depresen deprem - bülent tekin
- Teyze amca savas basladi - adil okay
- tilkiler savasi - bülent tekin
- tini rakisiyla büyüdük 2 - gaiz cebiroglu
- tini rakisiyla büyüdük ve yürüdük - faiz cebiroglu
- tokatla gelen özgürlük - bülent tekin
- toplumdaki celiskiler - r.yürükoglu
- toplumsal kurtulus notlari - faiz cebiroglu
- tövbekârlik ve itirafcilik - demir bilgin
- trafik cezasi - bülent tekin
- tunceli savciligi - mustafa elveren
- turkiye kurdistan - bulent tekin
- tüfek icat oldu - bülent tekin
- tüm anti emperyalist gücler - abdullah öcalan
- türban - fadil ölmez
- türban - m.sehmus güzel
- türban sorunu - yener orkunoglu
- türk egitim sistemi - mustafa elveren
- türk hanceri - hasan bildirici
- türk islam paketi - serra güneyli
- türk kökenli kelaynaklar - mustafa elveren
- türk modernlesmesinde iktidar kavgasi - yener orkunoglu
- türk yargi sistemi - mustafa elveren
- Türkiye - Suriye yazarlari arasindaki iliskiler
- türkiye de siyaset - mustafa elveren
- türkiye soluna soldan bakmak - fikret baskaya
- Türkiye’de 12 Eylül Filmi Yapılamamıştır - Murat Altunöz
- türkler icin yeni anayasa - hasan bildirici
- ucu birden gitti - temel demirer
- ucube insanlik - bülent tekin
- uludere den agrimisken - adil okay
- unesco - demir bilgin
- usta er den - bülent tekin
- utancin fiyaskosu - bülent tekin
- utangac kapitalizm - adil okay
- uzun yürüyüslerin yönü - müslüm kabadayi
- Üç ayda üç can - faiz cebiroglu
- üfürükten teyyare - bülent tekin
- ülkemiz ates ve kan gölü olmadan - mustafa elveren
- ütopya toplantilari - yenerorkunoglu
- vahsilige wikileaks ayari - bülent tekin
- vatan millet diyarbekir - bülent tekin
- vicdani tahliyeler - bülent tekin
- yagma savasi - faiz cebiroglu
- yakindogu nun imhasi - ismail besikci
- yalan cemberi - yener orkunoglu
- yalanci peygamber - bülent tekin
- yalanci yazar - bülent tekin
- yalanlar - bulent tekin
- yalcin usta - m sehmus güzel
- yargitay muhtira - abdulkadir ulumaskan
- yasaklanan kimligi savunmak - mustafa elveren
- yasama bakisim - bülent tekin
- yavuz un torunlari - mustafa elveren
- yaz izlenimleri - adil okay
- yazar aziz tunc - mustafa elveren
- yazboz - bülent tekin
- yazgimiz demokrasi - bülent tekin
- yazi hirsizlari - faiz cebiroglu
- yazismalar - faiz cebiroglu
- yeni chp - mustafa elveren
- yeni yil - müslüm kabadayi
- yeniden trafik cezasi - bülent tekin
- yerel secim - adil okay
- yesil ergenekon - bülent tekin
- yesil ordu - bülent tekin
- yeter artik - hasan bildirici
- yilmaz güney ve aydin - m.sehmus güzel
- yine israil dsevleti yine terör - adil okay
- yirmialti yildir türkce konusmuyor
- ysk ve akp - bülent tekin
- yuksekler - bulent tekin
- yuzlesme - bulent tekin
- yükselis ve düsüs mu - serra güneyli
- yürüyüs devam ediyor - faiz cebiroglu
- zalimler ve mazlumlar - bülent tekin
- zamani vardi artik - m sehmus guzel
- zar tutmak - bülent tekin
- zenginlerin dünyasi - fikret baskaya
- zigzaglar - bülent tekin
- zindanda acan cicekler -adil okay
- zor zamanlardi - adil okay
- zorbaligin böylesi - turgut kocak
- إلـى أمّــي
- غزّة ليلا - Gazze Geceleri
- ناظم حكمت NÂZIM HİKMET - macid ebu gosh








