14 Haziran 2011 Salı
FERHAT TUNÇ BU VEFASIZLIĞI HAK ETMEDİ
Mustafa Elveren (Em. Öğrt.)
mustafaelveren@gmail.com
Ferhat Tunç; hazineden bir kuruş yardım almadan, kendi öz gücünü kullanarak %10 seçim barajıyla antidemokratik olan bir seçim sisteminde kurt rakipleriyle yarışmak zorunda kalmıştır. Üstelik bir de Kılıçdaroğlu rüzgârının estirildiği bir CHP’yle Dersimde yarıştı.
Ne yazık ki, Kılıçdaroğlu’nun rüzgarı gelip Dersim’de bir tek Ferhat Tunç’a çarptı. Sayın Kılıçdaroğlu sanki Kamer Genç’i milletvekili yapmak için CHP’ye genel başkan oldu. CHP Kılıçdaroğlu şahsında Türkiye çapında Dersim çıkışını yapsaydı Ferhat Tunç’un kaybetmesine bu kadar üzülmezdim. 40 yıllık milletvekili olan Kamer Genç’i bir kez daha Meclis’e göndermenin Tunceliler için belki bir anlam ifade edebilir. Ancak, Dersimliler için çok üzücü bir durumdur.
Ferhat Tunç’un özelde Dersim halkı, Ortadoğu’da Kürtler ve Genelde ise Türkiye halkları için nasıl bir mücadele verdiğini hep birlikte sorgulamak durumundayız.
Sevilay Yükselir seçimlerden birkaç gün önce “Dersimlinin, Dersimlilikle imtihanının sonuçlarını hep beraber izleyeceğiz” belirlemesinde bulunmuştu. Şöyle ki;
“Hatırlarsınız herhalde. Çoğu kimsenin, Kürtçe şarkılar çalıp söyleyemediği zamanlarda Dersimli Ferhat meydanlardaydı. Özgürlük ve haklar mücadelesinde o hep en öndeydi. Birileri sadece cebini doldururken sazıyla, sözüyle, Ferhat bölge halkının mücadelesi için sokaklardaydı. Ve doğup büyüdüğü toprakların ona kazandırdığı o asi ruhla yıkanmış olmanın kendisine kazandırdığı duruşla var olmayı yeğlediği için de sanatından ve toplumsal yaşamından taviz vermeden yürüdü hep o sokaklarda. Dersim Katliamı'nı ilk gündeme getiren ve sorgulayanlardan biri oldu.” (Sevilay yükselir) Ne yazık ki, Dersim bu sınavda sınıfta kalmıştır. Hem de çok kötü bir puanla. İtiraf etmeliyim ki, bu sınavda Tunçeli kazanmıştır.
Tunçeline karşı Dersim mücadelesi devam edecektir. Mazlumların diyarından Seyit Rıza'ya yakışan Dersim'in gülüdür, Ferhat Tunç. O nedenle Ferhat Tunç bu vefasızlığı hak etmedi.
13.06.2010
İNŞALLAH KAZANIRSINIZ(!)
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
BDP, Diyarbakır’da zaten her gün miting yapıyor. Kılıçdaroğlu’nun mitingini Başbakan’ın mitingi, sonra da Bahçeli’nin mitingi izliyor. Diyarbakır yolgeçen hanı oldu! Dilin kemiği yok! Salla sallayabildiğin kadar, nasıl olsa kafa sallayacak adam bulursunuz! Mitingler seçimlere kadar devam edecek, konuşmalar da! Ancak kendileri birer “demokratik parti” olmayan mevcut siyasi partilerimizden nasıl bir “gelecek” ya da “Anayasa” bekleyebiliriz? Liderlerinin istediği kişiyi aday gösterdiği, istediğini-küfür bile olsa!-söyleyebildiği, halka tahakkümü ve zulmü uygulamayı olağan sayan bu “demokratik olmayan” siyasi partilerin adının, unvanının, şanının, namının ne kıymeti harbiyesi var? Siyaset kişisel çıkarlardan soyutlandığı zaman ancak hizmet yapabilir, yolsuzluklar olmaz, ülke kalkınır. Çünkü benim hayal ettiğim ülkede yurttaşlar akıllarına hırsızlığı, adaletsizliği, rüşveti, eşitsizliği, ayırımcılığı bile getiremeyecekler. Çünkü insanımızın genleri değişecek, vergi kaçırmayı düşünmeyecek, ihale düzenini usundan (aklından) silecek, siyaset yapmak ta bir “evrak memuru”nun yaptığı iş gibi sıradanlaşacak. Bir “milletvekili”nin ülke’deki forsu (şöhreti) (geliriyle, göreviyle, dokunulmazlığıyla) bir evrak memuru kadar olduğu zaman bu ülkeye “tam demokrasi” gelecektir. İşte bu ülkeye biz “demokratik cumhuriyet” o zaman diyeceğiz.
Böylesi bir düzende “vekil” olmak cazip gelmeyecek, bu işe gönül verenler sıradan bir yurttaş gibi-küçük bir devlet memuru sınavına girer gibi!-bu seçimlere gireceklerdir. Oysa şimdiki demokrasimizde aslında köle olan halk sanki göklerde tapacağı tanrıları (vekilleri) seçmek zorunda kalıyor. Ve biz hiç sıkılmadan bu rejime “demokrasi”, seçilenlere de “milletvekili” diyoruz! Siyaset ve sosyal bilimciler eğer özgür üniversitelerde araştırma yapan bilim adamları olsalardı bu benim dediklerimi-benden önce!-söylerlerdi. Ama söyleyemezler. Çünkü üniversiteler özgür (özerk) değil ve kimse sistem tarafından kara listeye alınmak istemiyor. Ve ülkenin tipine göre bu ülkede profesör yetişiyor, sistemle temas kuran, nemalanan ve ona hizmet eden. Oysa bu bozuk sisteme önce bilim adamlarının karşı çıkması gerekirdi!
Başbakan Diyarbakır’da Kürtlere Zerdüşt dinine bağlısınız dedi. Kürtleri din düşmanı gösterdi. Sözleri dolaylı da olsa (BDP’yi de kastetse) buna dayanıyordu. Oysa Kürtler şimdi Müslüman! Önceleri Zerdüşt dinine tapmış olabilirler. Çok kadim bir dindir ve tek tanrılı dinlere benzerliği fazladır. Türkler de Şaman değiller miydi? Araplar putlara tapmıyorlar mıydı? Başbakan’ın miting ve seçim konuşmaları-danışmanları kim ise?-çok itici ve kırıcı! Dua etsin ki seçim sonuçları-ülkemizde gerçek bir demokrasi olmadığı için-şimdiden belli. Hopa’da kendisine tepki gösteren kitleye “çete ve terörist” dedi. “Meğer Hopa’ya eşkıya inmiş!” sözünü kullandı. Polisin biber gazıyla öldürdüğü emekli öğretmen Metin Lokumcu meğer eşkıyaymış(!) Demek salt Kürtler eşkıya olmuyormuş, size karşı duran Türkler de eşkıya olabiliyormuş. Bir başbakan Hopa’daki eylemi anlatırken nasıl olur da ölümü (öldürmeyi) meşru hale getirebiliyor? Seçim otobüsünden düşen polise (Servet Erkan) çok üzüldüm(acıdım)! Ekmek parası için Başbakan’ın korumalığını yapan biriydi. Ya Başbakan öğretmen Metin Lokumcu’ya gerçekten acıdı mı? Dilerim bitirdiği imam Hatip’ten dolayı acımıştır! Konuşmalarında BDP’nin MHP’yi destekleyecek ses kasetinin bugün yarın yayınlanacağını söyleyebiliyor. Bu talihsiz açıklamaydı(kendini ele verdi). Bu açıklamayla, kasetten haberi olanın yaptıranın olduğunun anlamı çıkabileceğini düşünmesi gerekirdi. MİT ya da Emniyet İstihbaratı’nın dinlediği bu konuşma önce Başbakan’a servis edilmiş olmalı. Öğretmen’e “eşkıya”, BDP’ye “terörist”, Kürtlere “dindışı” diyebilen bir Başbakanımız var, gerçekten çok şanslıyız(!)
Oysa AKP, CHP, MHP ve hatta BDP (Bağımsızlar) yeni anayasadan ve ülkede sınıflar arası ekonomik farkın kapatılmasından bahsetmeliydiler. Hiçbiri ülkeyi yönetmeye hazır değildir, çünkü kendileri “demokratik partiler” değildirler. CHP’nin yaptığı (hazırlıksız olarak) “anayasa üzerinde etnik kökene vurgu yapılmayacak” açıklamasına rağmen ben CHP’yi samimi görmüyorum. BDP toprak ağaları ve korcubaşlarına yalvarıyor! Toprak ağalarını vekil seçtiriyor. [Leyla Zana gibi sırf Mehdi Zana’nın eşi diye eğitimsiz birini-Avrupa ya da Dünya ödül de verse!-“kadın tanrıça” rolüne soyundurmak? KCK tutuklusu olan ve Omeryan Aşireti ağalarından birinin oğlunun eşi olması nedeniyle Gülser Yıldırım’ı vekil adayı yapmak? Cihan Sincar’ı, eşinin ve kendi babasının yine Omeryan Aşiret ağalarından olması göz önüne alındığında-(eşi Milletvekili Mehmet Sincar’ın Hizbulkontra tarafından öldürülmesi nedeniyle) bedel adına!-yıllarca belediye başkanı seçtirmek, üst yönetimlere seçmek ne kadar adalet ve eşitlik ilkeleri ile uyuşur, bu eleştirimi BDP’nin değerlendirmesini isterim. Bu ülkede aday gösterilecek “halk” tanımına giren-iyi eğitim almış, kendini yetiştirmiş-başka kadınlar, erkekler yok mudur?]Osmanlı’dan beri zorbalara dağıtılmış ülke toprağının reforma tabi tutulacağını BDP misyonu söyleyemiyor. Yani yoksul Kürt, zorba ve güçlü Kürt’ün kölesi kalacak. Ben ne edeyim böyle bir Demokratik Özerkliğe? Ya da beni yönetecek oligarşik bir zümrenin Türk ya da Kürt olması neyi değiştirir? Ha Türk oligarşik diktatörlüğü olmuş, ha Kürt oligarşik diktatörlüğü olacak, ne fark eder? Aydınların, entelektüellerin bilimsel inanç ve vicdanla hareket etmelerini öneriyorum.
Şimdi sizi (ajanslara düşen) vicdani bir manzaraya götürmek istiyorum. 5 Temmuz 2000 tarihinde Burdur Cezaevi’nde düzenlenen operasyonda (gaz bombaları, makineli tüfekler, kepçeler kullanılmıştı!) Veli Saçılık’ın kolu koparıldı ve bu kol bir köpeğin ağzında Burdur sokaklarında dolaştı(rıldı). Kopan kolu köpeklere yedirilen Veli Saçılık 12 yıl sonra bu seçim döneminde (Ankara Seyranbağları’nda) DSP adayı-operasyona emir veren dönemin Adalet Bakanı-Hikmet Sami Türk ile karşılaştı. Saçılık’ın-altı aylık bebeği ve eşiyle gezerken tesadüfen karşılaştığı-Hikmet Sami Türk’le arasındaki diyalogu veriyorum. Saçılık: “Beni hatırladınız mı?” Türk: “Yoo, hatırlayamadım.” Saçılık: “Kolumu koparttınız, nasıl hatırlamazsınız?” Türk: “Öyle bir şey yok.” Saçılık: “Siz Bakan’ken Burdur Cezaevi’ne düzenlenen operasyonda buldozer kolumu kopardı. Hatırlayın. Sonra çöplükte köpekler yerken bulundu.” Türk: “Olayın benimle ilgisi yok. Operasyon talimatını adalet Bakanlığı vermez.” Saçılık: “Size tehlikeli görünüyor muyum?” Türk: “Hayır, niye olsun?” Saçılık: “Bize ‘tehlikeli’ diye neler yaptılar. Siz hatırlamadınız ama biz televizyonda sizi her gördüğümüzde anıyoruz. Kucağımdaki bebeğimi hiç kucağıma alamıyorum. Mecburen boynuma astığım ana kucağında taşıyorum…” Türk: “Operasyonun bizimle ilgisi yok, jandarma yapmıştı, umarım sorumlular cezalandırılmıştır.” Saçılık: “Kimse ceza bile almadı. AİHM’e gittim.” Türk: “İnşallah kazanırsınız.” Saçılık: “Siz de bu tabloyu hiç unutmazsınız umarım.”
11 Haziran 2011 Cumartesi
’Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’na Oy Yer!

Faiz Cebiroğlu
faizce@hotmail.com
Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nu destekliyoruz. Yarın, oyunu düzenin partilerine ( AKP, CHP ve MHP… ) verme! Oyunu, yıllardır direnen Kürt halkına ve onun yasal sözcülüğünü yapan BDP’nin bağımsız adaylarına ver!
Yarın sandığa git ve tarihten silinmek istenen Kürt halkıyla birlikte ol ve oyunu ver!..Unutma, kurtuluş, birlikte olacaktır!
Bu bilinçle, oyunu, BDP’nin öncülüğünde gerçekleştirilen, bağımsız adaylara ver, diyorum.
Unutma, Kürt Ulusal Sorunu çözülmedikçe, Türkiye’de hiçbir sorun da çözülmez!
Unutma, 1965’te Türkiye İşçi Partili ve Bursa doğumlu Behice Boran, Bursa’dan değil, Urfa’dan milletvekili seçilmiştir! Bunun da bir tesadüf olmadığını da unutma!
Yine; Türkiye İşçi Partisi’nin (29 – 31 Ekim 1970) 4. Büyük Kongresi’nde alınan ”Kürt Sorunu ” kararları vesilesyiyle ”bölücülükten” kapandığını unutma!
Yine; 1984’te PKK öncülüğünde gerçekleşen, Eruh ve Şemdinli eylemlerini, Behice Boran: ” Haklı ve meşru eylemler” olarak değerlendirdiğini, unutma!
Unutma, bugün, Türkiye’nin en acil sorunu Kürt sorunun çözümüdür.
Bu bilinçle; TİP, TKP, TKP-İşçinin Sesi, TSİP, TKP-B, THKP-C, THKO, TKP-ML… geleneğinden gelenler ya da bu geleneği destekleyenlere sesleniyorum: Yarın, 12 Haziran 2011, oyunu düzenin partilerine verme!
Yarın, oyunu ’Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’na o yer!
Unutma, oy kimliktir! Kimliğine ve oyuna sahip çık!
Yarın, 12 Haziran 2011 seçim sandığından Türk, Kürt, Arap, Laz ve tüm Anadolu halkları kazançlı çıksın, diyoruz. İstiyoruz.
12 Haziran 2011 seçimleri, Anadolu’nun aydınlık geleceğinin önemli basamakları olsun!
Bugün Türkiye’nin en acil sorunu Kürt sorunun çözümüdür.
”Boykot” gibi ”sol pasifist” tutum içine girenleri uyarıyor; Anadolu’nun kaderinde önemli bir mevzi olacak olan bu seçimlerde, hep birlikte; Demokratik Toplum Partisi’ ne oylarımızı verelim, diyoruz!..
Notumun sonucu; BDP’nin öncülüğünde gerçekleştirilen, bağımsız adaylara oy ver, veriyoruz. Vereceğiz.
Onurumuza ve geleceğimize sahip çıkamanın yolu buradan geçiyor, diyorum.
Onurumuza ve geleceğimize sahip çıkacağız; Demokratik Toplum Partisi ve bağımsız milletvekili adaylara oylarımızı vereceğiz!
9 Haziran 2011 Perşembe
Hakkı Devrim'e mecburi ve gerekli bir cevap hakkı

"...Eğer dürüst bir gazeteci ve yazar iseniz buyrun cevap hakkımı köşenizde yayınlayın!"
Abdulkadir Ulumaskan
ulumaskan@hotmail.com
Hakkı Devrim’in Radikal gazetesi de “Leyla Zana ile kavga etmeye de sohbet etmeye de hazırım.” Başlıklı yazısı ile ilgili bir e-mail yazıp kendisine göndermiştim. Hakkı Devrim 03.06.2011 tarihinde yine kendi köşesinde “Zana'yı savunan iki mektubun biri cevaba değer nitelikteydi.” başlığıyla bana hakaret eden bir yazı yazmış. Ben Hakki Devrime özetle şunu yazmıştım: “Leyla Zana andilini savunduğu için siz, asimilasyonist bir mantıkla onunla kavga etmeye hazır olduğunuzu yazmışsınız. Kürtler bir yüzyıldır bu inkarcı ve asimilasyonistt mantıkla kavga ediyor. Eğer bu mantık devam ederse bir yüzyil daha kavga edeceklerdir.”
Bunun üzerine O da benim için şöyle yazmış:”Abdulkadir Ulumaskan ciddî bir cevabı hak edecek seviyede değil. Beni asimilasyoncu olmakla suçluyor. Uzun ve terbiye özürlü mektubunun özeti bu. Zana’ya hayran olması da anlaşılır bir haldir, çünkü o da saldırgan tabiatlı birine benziyor.”
Ben de onun bu hakaretine karşı mecburi ve gerekli bir cevap yaziyorum
Sayin Hakkı Devrim, doğrusu siz yaşınıza başınza yakışmayan bir şekilde, bana ahlak, edep ve nezakete uymayan bir tarzda hakaret ediyorsunuz. Tabi siz, Kürtlere hakaret etmeyi kendinize bir hak bildiğiniz için ve bunun da yanınıza kâr kalacağını sanarken, aslında Kürtlerin de bunu, sizin gibi Kemalist asimilasyoncuların sayısıyla çarparak size iade edeceklerini hesaba hiç katmıyorsunuz. Siz Kürtlere basın yolluyla saldırarak hakaret ederseniz -onlarda şimdi benim yapacağım gibi- aynı yolla, misliyle, size cevap vereceklerdir. Çünkü artık sadece sizin değil, Kürtlerin de yazabilecekleri basın-yayın organları vardır. Onun için bundan sonra yaptıklarınız ile yapacaklarınız artık yanınıza kâr kalmıyacaktır.
Ama siz, etik erdem göstererek Kürtlerden özür dilemek yerine, kalkıp hakaret ediyorsunuz. Bu ahlaki değildir. Ben kamuyouna açık değil, size kişisel bir yazı yazıp göndermiştim. Ama siz kalkıp bunu kulanarak ve tahrif ederek hakaret ediyorsunuz. Ben de size bu cavabı yaziyorum ki, kimin terbiye özürlü yada terbiyeden yoksun olduğuna okuyanların kendileri karar versinler.
Benim size yazdığın yazının özü ve başlığına hiç değinmeden sadece size asimilasyoncu dediğim üzerinden, -şimdi size misliyle iade edeceğim- hakaretlerinizi üretiyorsunuz. Benim sizin asimilasyoncu olduğunuzu söylediğim ve öyle olduğunuz da doğrudur. Ama sizin esas yazı başlığınıza karşı: „Kürtler bu asimlasyonist mantıkla daha çok kavga eder!“ anafikiri üzerinden atlayarak kendinize göre çarpıtma ve hakaret malzemesi yapiyorsunuz. Öyle anlaşılıyor ki yılların yaşlılık tercübesi sizi bu konuda da bayağı uzmanlaştırmıştır. İşinize geleni alıp, esası gizleyerek bunun üzerinden insanlara saldırma marifetini iyi öğrenmişsiniz. Bu konuda basın ve yayn terbiyenizin de gözden geçmeye muhtaç olduğunu düşünüyorum.
Sizi eleştirmek neden „terbiye özrü“olsun? Siz, polis, savcı, hakimlikten sonra şimdi de terbiyeci mi oluyorsunuz? Bence siz, mazlumlara terbiye vermek yerine kendi terbiyenizi bir gözden geçirirseiz daha iyi edersiniz. Belki o zaman “özrün”nerede ve kimde olduğunu daha iyi görebilirsiniz. Bu Kemalizmin kendini beğenmişlik ve üstün görme terbiyesi midir nedir bilmiyorum? Ama doğrusu pek anlaşılır bir durum değildir.Yani anlaşılmıyor değil ama mantıksal ve vicdani bir anlaşılırlığı yoktur. Ancak bence en büyük terbiye ve ahlak özrü, bir halkın kendi doğal, insani ve demokratik hakkı olan anadilini savunmasına “ilkellik” demektir. Ben anadilimi savunuyorum ve bu terbiye özrü değildir. Ama bu işte illaki bir terbiye ariyorsanız, ben de size asimilasyonu savunmanın, terbiyeden, ahlaktan ve insanlıktan yoksunluk olduğunu hatırlatmakta bir mahsur görmem.
Sizin başbakanınız Almanya’da “Asimilasyon insanlık suçudur.” Diyor. Ve utanmadan kendi ülkesinde asimilasyonu savunup uyguluyor. Eminim ki siz de Almanya için bunu söyleceksiniz. Ama öbür yandan kalkıp 20 milyon Kürt kalkının anadilini savunmasına da “ilkellik”diyerek bu insanlık suçuna ortak oluyorsunuz.
Benim dilimi yasaklama hakkını kendinizde görürken, müsaade edin bende sizin asimilasyoncu olduğunuzu size söyleyim. Sanırım asimilasyonu eleştirmek asimilasyonu savunmaktan daha ağır insani bir suç değildir.
Sayın Leyla Zana’nın anadil ile ilgili söylediklerine “ilkellik” demek sadece asimilasyonist bir mantık değil, aynı zamanda bir insan hakları ve demokrasi ayıebıdır da. Ben sadece bu mantığınzı ortaya koymaya çalıştım, çalışıyorum. Ama terbiye ile ahlaki yanınızı pek sorgulamadım. Madem siz, terbiye ve ahlakı gündeme getirip hakarete başladınız, o zaman buyrun, bu terbiye ile ahlak meselesini incleyelim ki, terbiye ve ahlak özrünün ne olduğunu ve kime ait olduğu iyice anlaşılsın diye, size bu cevabı yazıyorum.
Benim asimilasyonu eleştirerek anadili savunan sözlerim bunca yaşınıza rağmen neden sizi yerinizden hoplatırıyor? Sayın Zana, Kürtlere “anadilnizi koruyun”derken neden çılgına dönüp kendisine saldırıyorsunuz? En doğal, insani haklara karşı böyle tehamülsüzlük ve saldırı ahlaki mıdır sizce? Ya da Kemalizm dışında, hangi ahlakta böyle bir terbiye vardır acaba?
Ciddi bir cevabı hak etmediğimi söylüyor ve arkasından da hakaretlerinizi savuruyorsunuz. Eğer cevaba değer bulmuyorsanız cevap vermez geçersiniz. Ancak hangi düşüncenin cevaba değer ya da değmez olduğu konusu herkesin düşünceye olan saygısı ya da saygısızlığı ilgili bir şeydir. Bunu izah etmenin de bir terbiyesi vardır ve cevap verirken terbiyeli bir şekilde verilmesi gerekir.
Benim de, Leyla Zana gibi saldırgan olmam ise iki kere yalandır. Çünkü ne ben ne de O, biz kimseye saldırmadık ve biz Kürt olarak hep saldırılan olduk. Yani sizin gibilerin saldırılarına maruz kaldık ve kalıyoruz. Şimdi de saldırılarınıza boyun eğmedik diye sözlü hakaret ve saldırılarınızla karşı karşyayız. Ben bugüne kadar Zana’nın kimseye saldırdığını duymadım. Ama sizin gibi asimilasyoncu düşünen savcının anadil konusunda Leyla Zana mahkemede savunmasını yaparken direkt ona saldırıp dövmek istedigini duydum. Tabi siz de ondan geri kalmayıp yazılı ve sözlü olarak saldırıyorsunuz.
Elbette size göre modernliğin ölçüsü Kemalizm ve asimilasyon ise, siz Leyla Zana ve onun gibi anadillerini savunanları ilkel görebilirsiniz. Sizin gibi modern asimilasyonist olmaktansa biz insani haklarımızı savunma ilkelliğini onur biliriz.
Ancak modern dünyadaki uluslararası bilimsel kurum ve kuruluşlar (UNESCO vb.) sizi yalanlıyor. Size göre ilkel olan bilim, bilim adamları ve pedagoglar, anadilin çocukların zihinsel, ruhsal ve sosyal gelişimleri için temel olduğunu söylüyorlar. Ama siz hala Donkişotvari misali buna karşı direniyorsunuz. Bu konuda onlarca bilimsel araştırmanın sonuçları var. İsterseniz ve haberiniz yoksa size gönderebilirim. Ancak eğer bunları bilmenize rağmen bunu savunuyorsanız, bu daha da vahimdir. Çünkü siz bana ve sayın Zana’ya pedagoji dersi verirken, bu bilimi de çarpıtmaya kalkıp asimilasyonist mantığınıza alet etmek istiyorsunuz. Bu ayiptır. Bilime ve insani etiğe sığmaz.
Padagoji dersini veren Hakkı Devrim’in bu bilimle ne kadar ilgisi var, diye merak edip hayat hikayenize bir baktım. Pedagoji bilim dalında hiç bir selahiyetinizin olmadığını görünce bir kez daha hayret ettim. Pedagoji bilimiyle ilgisi olmayan birinin kalkıp, bu bilim dalında ahkam kesilerek ona, buna bu bilimin dersini vermeye kalkışmasının ne kadar ahlaki olduğunu bilmiyorum?
Sonuç olarak; Hakki bey! Siz, beni babam yaşında olan kendinize teedeb (edebe gel / edepli ol!) demeye cebr ediyorsunuz. Bu da, benim almış olduğum terbiye gereği bana zulümdür. Ama sadece bana hakaret etmekle kalmayıp, benimle birlikte bir halka da hakaret ediyorsanız kusura bakmayın, cebrende olsa size haddininizi bildirmek zorundayım.
Eğer dürüst bir gazeteci ve yazar iseniz buyrun cevap hakkımı köşenizde yayınlayın.
05.06.2011
5 Haziran 2011 Pazar
MERT DAYANIR, NAMERT KAÇAR…
Turgut Koçak / TSİP Genel Başkanı
MERT DAYANIR NAMERT KAÇAR YA DA BAY TAYYİP’İN İNCİLERİ
İster politikacı, ister gazeteci ne olursanız olun tutarlı olacaksınız. Rüzgârgülü gibi rüzgâr ne yandan eserse ona göre bir tutum almayacaksınız. Tutarlı duruşunuzun size zararı olsa da, bu inanç ve kararlılığınızdan asla ödün vermeyeceksiniz. Bir konuda düşünce belirtecekseniz o konu ile ilgili olarak da iyi donanımlı olacaksınız. Nuray Mert bir konu ile ilgili olarak düşüncesini belirtmiş ve bu düşüncesi de Bay Recep Tayyip Erdoğan’ı çileden çıkarmıştır. Nuray Mert kapitalizmin ne olduğunu iyi bildiğinden Güneydoğu’da yapılan yollar ve duble yollar için özet olarak kapitalist sistem para kazanacağını düşünmese böyle bir yatırım yapmaz demiştir. Başbakan ise bu konuda (bu benim düşüncem) sömürüyü, çıkarı, vurgunu, talanı, köşe dönmeciliği iyi bilse de kapitalist sistemin ne olduğunu Nuray Mert kadar bildiğini hiç sanmıyorum. Bu yüzden de Bay Tayyip, Nuray Mert’in görüşlerini ele alarak hakaret etmiş ve Nuray Mert’e “namert” diyerek hezeyanlarına bir hezeyan daha eklemiştir.
İlginçtir, kendisine gün yirmi dört saat yağ çeken gazetecilere dönüp de; bugüne kadar, bu kadarı da fazla dememiş, yağdanlıkları gerçek gazeteci sanarak onların dünyalığına katkı koymak için “açıl susam açıl” örneğinde olduğu gibi bu yağdanlık gazeteciler için şans perisi olmuştur. Nuray Mert’se onun düşündüğü tipten bir gazeteci olmadığı için kurnazlığa ve milliyetçiliğe sarılarak Nuray Mert’e ağzını doldura doldura “namert” diyebilmiştir. Hoş Bay Tayyip bir gazeteci için tersini söylüyorsa biraz o hakaret yerine geçer ya neyse…
Daha önceki yazılarımızda da Bay Tayyip’in üslup bozukluğuna değindik. Onu bu kadar saldırgan yapan şeyinse bir sonun başlangıcı olduğunu düşünüyoruz. Yani kim ne derse desin Bay Tayyip gidici. İşte bu yüzden külhani ağızlarla önüne gelene saldırıyor. AKP’nin 2011 seçimlerinde aldığı oy tek başına iktidar olmasına yeter mi bilmiyoruz ya oyunun olabildiğince düşeceğini daha şimdiden söyleyebiliriz. Hoş tek başına iktidar olsa bile bundan böyle ne mecliste ne de dışarıda rahat yüzü göremeyecektir. Çünkü kendi deyimiyle çıraklık ve kalfalık döneminde bu ülkenin geniş emekçi yığınlarının anasını ağlatmış, şikayetlenen bir vatandaşa da; “ananı da al git” diyerek gerçek kimliğini açıkça ortaya koymaktan çekinmemiştir.
The Economist dergisinin seçimlerle ilgili yorumuyla iyice gözler dışarı fırlayan Bay Tayyip verip veriştirmekten geri kalmamıştır.Herkese haddini bildirdiği gibi bu dergiye de haddini bildirmiş, gözünü korkutmuştur.Çok ilginç,daha önce pek çok uluslararası dergi ya da gazetelerde övgü dolu düşünceler dile getirilmiş,kendisinin dışındakilerse en acımasız şekilde eleştirilmiştir. O zamanlar bu övgüleri kendisi için propaganda olarak kullanan Bay Tayyip’in rüzgâr tersinden esmeye başladığı zaman bu denli değişik tepki veriyorsa biz bunu olsa olsa köylü kurnazlığı olarak görürüz.
Bu seçimler gerçekten de Türkiye emekçileri için yaşamsal öneme sahip.Bu seçimlerde sempati ile baktığımız kimi sol görüşlü adaylar ve dost partiler olsa da durum değişmiyor. Bu seçimlerde Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak temsil edilmediğimize göre herhangi bir sol görüşlü kişi ya da parti üzerinden de AKP ve diğer burjuva partilerine karşı mücadele yürütemeyiz. Bu yüzden de durumun zorluğu bütün çıplaklığı ile ortada duruyor. Parti olarak seçimlere girseydik sistem partilerine karşı daha kararlı mücadele yürütmek için kuşkusuz zorlanmazdık. İşimiz kolay değil, sistem partilerinin meşruiyetini tartışmaya açıyor ve AKP’nin iktidarının yıkılması gerektiğini savunuyoruz. Herkesi ama herkesi, başta AKP olmak üzere düzen partilerine oy vermemeye çağırıyoruz.
Biz sandığa gideceğiz ve kimseye oy yok, oyumuz kendimize, oyumuz sosyalizme diyeceğiz.Ancak o zaman Bay Tayyip gibilerinin mumunu söndürür padişahlanıp durmasına izin vermeyiz. Vermeyeceğiz de… Bay Tayyip’in ne yapacaklarından, ne saldırganlığından, ne de gücünden küçücük bir korkumuz yoktur. Nasıl geldiyse onu öyle göndereceğiz. Bu kez onunla birlikte onu bu noktaya taşıyanlara da hanyayı konyayı göstererek.Mert dayanır namert kaçar.
Bizler dayanacağız. Bay Tayyip’in incilerini ise yarın kimse anımsamayacak…
4 Haziran 2011 Cumartesi
DEVLETİN MÜHRÜ KİMİN ELİNDE?
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Genç Ağa sevinçle eve dönmüş. Babası: “Ne yaptın?” Oğul: “Barıştık!” Baba: “Barış iyidir. Nasıl barıştınız?” Oğlan olanları anlatmış. Baba öfkelenmiş: “Ahmak oğlum! Bağın içindekiler yalnızca 100 bin lira eder. Toprak giderse, bağ giderse, neyin üzerine aşiretçiliği (hâkimiyeti, ağalığı) sürdüreceğiz?” Oğul: “Ben söz verdim! İnsanlarla tutanak tuttuk, imzaladık!” Baba: “Bunun (tutanağın) üzerinde sultanın mührü mü var? Söz nedir? Ağalıktan da seni indirdim. Sen ağalığı yapamazsın. Ben devam edeceğim. Git şimdi köyün imamına söyle, karşı tarafın ağasına gitsin, bizim anlaşmayı bozduğumuzu söylesin!”
29 Mayıs 2011 Pazar
“HAYALDİ GERÇEK OLDU” ALDATMACASI
MUSTAFA ELVEREN (EM. ÖĞRT.)
mustafaelveren@gmail.com
T.C. Başbakanı Recep Tayip Erdoğan belki de farkına varmadan içindeki gizli düşüncelerini dışa vurmaya başladı. Aleviler, Kürtler, ülkemizde yaşanan hukuksuzluklar ve bazı bakanlarının yaptığı yolsuzlukları konusunda açıklamalarda, Sayın Kılıçdaroğlu’nun deyimi ile “itiraflarda” bulunmaktadır.
Özellikle “Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimin sorunları vardır” açıklaması beni hiç şaşırtmadı.
Yine “Alevi Çalıştayları” aldatmacasıyla bazı çıkarcı Alevi kurumlarını kullanarak Aleviliği din dersi kitaplarına ve diyanetin içine çekip, yozlaştırılması gayretleri de beni şaşırtmadı.
Sayın Başbakan’ın KCK-Karargâh evleri-Ergenekon davaları ile ilgili açıklamaları ve önünde ayağa kalmayan generali Silivri’ye nasıl gönderdiğinin hukuksuzluğu konusundaki tavrı da beni şaşırtmadı.
Çünkü Sayın Başbakan kendisi demokrat değildir. Bir ayağı kışlada, diğer ayağı medresede olan bir kişinin demokrat olması mümkün mü? Demokrat olmayan birinin “İleri demokrasi” söylemi ile halkı aldatması normaldir. Ben daha önce “İLERİ DEMOKRASİ ALDATMACASI” başlıklı bir makalemde bu konuyu dile getirmiştim.
Sayın Başbakan’ın göstermelik Alevi Çalıştaylarıyla Alevileri oyalama taktiğini, “Kürt sorunu yoktur Kürt kardeşlerimin sorunu vardır” söylemini, KCK-Ergenekon davaları ile ilgili olarak yaptığı açıklamalarını göz önünde bulundurduğumuzda; “Önümüzdeki süreçte AKP hükümeti “yeni” bir savaş konseptini devreye sokacağı anlaşılıyor. En masum sivil itaatsızlık eylemlerine bile şiddetle bastıracağının ipuçlarını veriyor. Bunun doğal sonucu olarak, durumdan vazife çıkarmak isteyen Gladyo tipi “yeni” çeteler devreye girecektir.” Rodi Baz’ın bu tespitlerine ben de katılıyorum.
Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan’ın konvoyundaki araçların hızından ve büyüklüğünden etkilenerek, “Oha arabalara bak kocaman” diyen üniversite öğrencisine, Başbakanlık korumaları, “Başbakana küfür ettin” gerekçesiyle Karakola götürülen genç kız, 7 saat gözaltında tutuldu (Hürriyet) İşte bunların demokrasi anlayışı bu kadardır.
Şimdi de “Hayaldi gerçek oldu” aldatmacasıyla halkı oyalıyorlar. İşte AKParti ve lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın gerçekleştirdiği bazı hayalleri;
Okullarda okutulan Din Dersi kitaplarına Alevilik konularını resmi ideoloji bağlamında konularak Alevi sorunu çözüldü. “Hayaldi gerçek oldu.”
“Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimin sorunu vardır” şeklinde Kürt sorunu çözüldü. “Hayaldi gerçek oldu.”
Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nu kendi düşünceleri çerçevesinde değiştirerek Türkiye’de hukuk(suzluk) sorunları çözüldü. “Hayaldi gerçek oldu.”
Başörtülü insanlarımızı “arka bahçesi” olarak gören AKParti zihniyeti türban konusunu sürüncemede bırakmak suretiyle Türkiye’de başörtüsü sorunu çözüldü! “Hayaldi gerçek oldu.”
Üniversite sınavlarını kaldırmak bir yana, mevcut sınav sistemine şifre yolsuzluğu ile bir milyon yedi yüz bin civarındaki öğrenciyi mağdur ettiler. “Hayaldi gerçek oldu.”
Eğer 12 Haziran’da yapılacak milletvekilliği seçimlerinde ezici bir çoğunlukta oy alırsa, “ustalık” dönemindeki hayalleri bizleri hiç şaşırtmasın.
Eğer Ustalık dönemi gerçekleşirse, bu dönemle ilgili şu kehanette bulunmak istiyorum; Cehennem kaldırılacak, herkes Cennet’e gönderilecek, orada her erkeğe ayrıca birer tane de huri tahsis edilecektir. Hatta Cennet’e gidenler için çılgın bir projeyle herkese 50 metre karelik birer tane de saray yavrusu konut edinmeleri sağlanacaktır.
Değerli Aziz Nesin’in deyimi ile “yüzde sekseni aptal” olan bir toplumda yaşadığımıza göre, zamanı geldiğinde yine “Hayaldi gerçek oldu.” aldatmacasına inanacaklar / inanacağız…
Umuyor ve diliyorum ki, hayalcilikten kurtulup gerçekleri gören bir toplum oluşsun. Aksi halde, “Hayaldi gerçek oldu.” diyecekler / diyeceğiz.
12 CESET...
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Ya siz Abdullah Öcalan’la görüşüyorsunuz ve birbirinize sözler veriyorsunuz: Operasyon yapılmayacak, PKK’liler öldürülmeyecek, ortam seçim gününe kadar dinginliğini muhafaza edecek ve çocuklar da polise taş atmayacak! Bu görüşmeleri ve neticelerinin de iyi olduğunu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan birkaç kezdir ikrar etti. Zaten Öcalan örgüte eylemsizlik kararını benimsetmekle ölümlerin yolunu kapamış bulunuyordu. Şimdi siz devlet olarak (Hükümet, MİT, TSK, Polis) bu kararları hiçe sayarak (hata eylemsizlik kararından dolayı PKK’nin bulundukları yerlere kadar olan yerleri gözetlememesinden yararlanıp) PKK’lileri öldürmeye başladınız. Bu nasıl devlet sözüydü? Bunlardan en önemlilerini saymak istiyorum: 1-2 Nisan gecesi Hatay’da (Hassa civarında) 7 kişiyi, 26 Nisan’da Tunceli’de (Dersim-Pülümür civarı sayılacak yerde) 7 kişiyi ve en son (12-14 Mayıs’ta) Uludere kırsalında 12 (10?) kişiyi öldürüyorsunuz(PKK bunu 10 olarak açıkladı). Üstelik bu son operasyonu sınırı aşıp Kürdistan Federe Devleti’nde yaptığınızın emareleri büyük. Çünkü halkın bizzat kendisi sınırı geçip 3 gerillanın cesedini alıp getiriyor. Cenazeleri getiren halkla Bilican Karakolu askerleri arasında karşılıklı taşlaşmalar yapılıyor. Kafa göz yarılıyor.
Bundan böyle her ölümle biten operasyon sonrası Kürt şehirlerinde yas ilan ediliyor. Kepenkler kapanıyor. Siyah bayraklar asılıyor. Hayat duruyor yani. 12 gerillanın ölümüyle tüm bölgede 3 günlük yas ilan edildi. Diyarbakır’da yas bir gün uygulandı. CHP de Diyarbakır’da kepenk kapattı. (Bu aralar kepenk kapatan CHP’yi eleştiren AKP’nin de yas nedeniyle Şırnak, Hakkari ve Diyarbakır’da seçim bürolarını kapattığı ortaya çıktı. Güler misin, ağlar mısın?) Değerlendirin bir: 1-1.5 milyon nüfuslu bir kent in kapalı olduğunu düşünün. Yani yaşam orada duruyor. Alışveriş işleri, kamu işleri, özel işler, her şey. Bu normal sayılabilir mi? Eylemsizlik halindeki PKK Başbakan’ın konvoyundan bir polisi, Silopi’de iki polisi öldürdü. Ölenler kendi ailesinin hayatından çıkıp gidiyor. Her iki taraftan da ölenler gariban çocukları. Mehmetçik te, Polis te, PKK’li de yoksul ailelerin evlatları(dır). Bu savaşta bir vekil’in, bakan’ın, başbakan’ın oğlu ölmüyor. Zaten onlar bedelli ya da (torpille) bir şekilde askerliklerini başka yöntemlerle yapıyor. Dağa çıkanlar da yoksul Kürt çocukları(dır). Parlamentoya giren BDP misyonunun çocukları da askere gidiyor ama dağa çıkmıyor. Bu kangrenleşmiş sorunda Hükümet (devlet) sözünde durmamıştır.
Başbakan’ın “Kürt Açılımı”nı başlattığını söylediği günlerde NTV’nin Diyarbakır’da yaptığı (canlı) bir programa katılmıştım. Ben o yayında Başbakan’ın söylemlerini kuşkuyla karşıladığımı söylemiştim. Ve korkarım ki Kürt Sorunu diyen Başbakan’ın bir gün bu sorun bitmiştir deyip çantasını kapatıp buralardan gideceğini eklemiştim. Diğer katılımcılar daha olumlu şeyler söylemişlerdi, benim gibi kötümser(!) değillerdi. Ben aslında o an Başbakan’ın samimiyetini sorgulamıştım. O sorgulamayla (analizle) görüşlerimi anlatmıştım. Ve itiraf etmeliyim ki içimden-tüm samimiyetimle söylüyorum!-yanılmamı istemiştim. Ama gelinen noktada-son durumda-tarih beni haklı çıkardı, keşke çıkarmasaydı. Dilerim ileriki zamanlarda aklıselimle bu sorun çözülür.
En son, Başbakan 12 Haziran seçimlerine katılacak adaylarını tanıtımında “Kürt sorunu yoktur, bitmiştir!” dedi. Gerçek düşüncelerini söyledi bu kez. . Tıpkı “Akıncılar”, “MTTB” günlerindeki (gençlik) düşünceleri gibi. Tepkiler üzerine yardımcısı Bülent Arınç’ı Diyarbakır’a yolladı, “Kürt sorunu vardır!” dedirtti. Aynı Bülent Arınç, Batıya(Bursa) geçti “Attığını vuran 20 bin askeri Doğu’ya (Kürt bölgesine) göndereceğiz!” dedi. Bu son olanlar ışığında AKP-TSK-POLİS-KORUCU koalisyonunun (salınan Hizbulkontra’nın da yardımıyla) bir SAVAŞ HÜKÜMETİ olduğunu düşünüyorum. Bu gidişle işler (yine “Kart kurt/Kürt yoktur!” meselesine dönecek. Sen daha zavallı 33 Kürt’ü katleden kişinin adının verildiği Muğlalı Kışlası’nın adını dahi değiştirmedin. Genelkurmay’ı Milli savunma Bakanlığı’na bağlama cesaretini gösteremedin. Ama TSK’yla, polisle, korucularla “eti senin, kemiği benim” oyununu oynuyorsun. Çok yazık!
Bana göre Ergenekon Operasyonu bir danışıklı dövüşe (tavize) dönüşmüş ve TSK ile anlaşmaya varılmıştır. TSK, AKP’nin emrine girmeyi kabul etmiş ama karşılığında Kürt sorununu “öldürmelerle” çözeceği yetkisini almıştır. Ve eski Ergenekon evrilerek-maalesef-YEŞİL ERGENEKON’a dönüşmüştür. Halkın eğitim, propaganda, medya aracılığıyla mankurtlaşması sağlanmıştır. AKP’nin, tıpkı Libya, Tunus, Mısır, Yemen, Suriye, Suudi Arabistan’daki diktatörlerin iktidarda uzun süre kalma durumları gibi, demokrasi maskesiyle iktidarda sonsuza dek kalma stratejisi uygulanmaya konmuştur. Adı “ileri demokrasi(!)” de olsa, ABD, AB de savunsa, Başbakan tıpkı Hafız Esad Hanedanı gibi Baas Partisi yöntemleriyle (figüran muhalif partilerin de mevcudiyetiyle) 50-100 sene iktidarda kalma yollarını aramaktadır. AKP’nin artık gerçek stratejisi budur! Hayırlı olsun(!)
12 Mayıs 2011 Perşembe
TERÖRİST!
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
ABD sessiz sedasız uçan helikopterleriyle yaptığı bir operasyonla Usame bin Ladin’i Pakistan’da oğlu ve yanındakilerle beraber öldürdü. Cesedini de-mezarı kutsallık kazanmasın diye(!)-bilinmeyen bir okyanusa (denize) attı. El Kaide ve Usame bin Ladin terör yöntemlerini kullanıyordu. 11 Eylül saldırıları terörist bir saldırıydı ve üç bin masum insanın ölümüne neden olmuştu. Bu olaydan sonra Müslümanlar Avrupa ve ABD’de nerdeyse terörist sınıfına sokuldular. ABD birkaç yandaşıyla beraber Afganistan ve Irak’ı işgal etti. Irakta-tek!-bir milyon masum Müslüman öldürüldü. Buraya kadar olayın özetini anlattım. Ancak Taliban, El Kaide ve Bin Ladin işgalci güçlere karşı Afganistan’da bu kez haklı bir savaş verdiler. Oysa Taliban, Buda’nın kadim heykellerini yıkacak ve seksenlik moruğa 100’ün üzerinde (10 yaş ve üzeri) kız sunacak (kadın haremleri kurdurtacak) kadar insanlıktan çıkmıştı. 80’lik moruklar (mollalar?) 10 yaşındaki kızları dini nikâh maskesi altında iğfal ediyorlardı. Ama ABD öyle bir şey yaptı ki haklılığını bir anda haksızlığa dönüştürdü: Tüm dünya Müslümanları terörist sayıldı!
Ladin’in öldürülmesinde sessiz sedasız sınırı geçme operasyonunda-sözde!-Pakistan’ın haberi yokmuş. Bence Pakistan derhal devlet olma hakkını lağvetmeli ve bunun yerine (Hindistan’a mı, başka bir ülke mi bağlı?) muhtarlığını ilan etmelidir. Bizim köyün muhtarı gibi olmalıdır Pakistan. Böyle bir devlet olmaz zaten! Barack Obama,” Adalet yerini buldu!” dedi. Nasıl bir adaletse? Usame bin Ladin’in Pakistan istihbaratının ve ordusunun ihanetine uğradığını düşünüyorum. Usame bin Ladin-sevin veya sevmeyin!-idealist biriydi. Teori ve pratiği birdi. O savaşarak öldü. Milyar dolarları vardı, isteseydi Arap şeyhleri gibi mal, mülk, para, ihale peşinde koşardı. O öyle yapmadı. İdeali uğruna dağ’a çıktı. O işgale karşı, devasa zenginliğine karşın Afgan dağlarında yıllarca savaştı. Bir de bizim hırsız İslamcılarımıza(!) bakın! Yumurta, gemi, ABD’de çocuk okutmak, ihale falan filan, yalandan bir İslam sevgisi… Ladin hiç ihale peşinde koşmadı. Ben düşmanıma, haklıysa ona haklı derim. Dinci değilim ama idealistleri ve samimileri severim. Bizim hırsızları ise asla!
Ladin şeriat devleti kurmak isterdi. Ben buna karşıyım. Terör silahını kullanırdı, buna da karşıyım. Ama ABD’nin Afganistan’ın işgaline karşı savaştı. Hem de kendi ülkesi olmayan bir ülkede(Che Guevara’nın da başka ülkelerde devrim için savaşması gibi). Bence o bir şehit olmalı. Eğer İslam’da şahadet (şehitlik) denen bir mertebe varsa Ladin de o mertebededir. ABD Ladin’i yakalayıp ABD’de ya da uluslararası bir mahkemede yargılayabilirdi. Bunu yapmadı, öldürdü. İnsan hakları, adalet, eşitlik, demokrasi ve evrensel hukuk kuralları uygulanmadıkça bir değil “bin” Ladinler yine olacaktır! Ve işin içinde ABD olunca, İslami damardan gelen Cumhurbaşkanımız ve Hükümetimiz Ladin’in öldürülmesine, “Sevindik! İyi oldu!” dediler. En azından sağ birinin öldürülmemesi gerektiğini, yargılanmasını, ama öldürülmüşse de İslami kurallarla defnedilmesi gerektiğini söyleyebilmeliydiler. Ve benim bildiğim ölüleri denize ancak “korsanlar” atar!
PKK’nin eylemsizliğine rağmen Dersim dağları’nda yedi kişi öldürüldü. Diyarbakır’a-tek!-dört cenaze geldi. Aileler cesetlerin parçalandığını söylediler. Gözlerin oyulduğu, çenelerin kırıldığı, kafaların ezildiği, kolların koparıldığı gibi. TSK ve AKP Hükümeti anlaşılan operasyon yöntemini sürdürecek. Bu arada Ilgaz Dağları’nda bir polisimiz şehit edildi. Ölüler PKK’li de olsa Mehmetçik te olsa çocukturlar. Çocukların ölmemesinden ve tam demokrasinin gelmesinden anlaşılan AKP ve Başbakan geri adım attı. Savaş istiyorlar herhalde! Bu yöntem kan, gözyaşı, cenaze, öfke, düşmanlık ve ayrılıktan başka bir şey kazandırmaz. Türklerin, Kürtlerin ve hatta tüm ırkların, dinlerin, mezheplerin kardeşçe yaşadığı tam demokratik bir ülkeden vazgeçenler yaşananlardan sorumlu olacaklardır. Diyarbakır’da, İstanbul’da otobüslere, mağazalara, bankalara molotofkokteyli atanlar ve attıranlar da sorumludurlar. Eylemsizlik içinde olanları da fırsat bu fırsat deyip gidip öldürenler de!(Son bir ay içinde 25’in üzerinde PKK’li bu şekilde öldürüldü.) Hepimiz bu gelişmelerden etkileneceğiz. Tabutları saymak istemiyorum artık! Üzerindeki bayraklar da içinde insan cesedi olduğunu unutturmuyor. Düşmanlık, kin, nefret ve acı bir acımasız intikam duygusu yaratır. Birbirimizden utanmayacağımız bir ülke yaratmaktan başka çaremiz yoktur!
YAZAR BÜLENT TEKİN’İN YENİ KİTABI ÇIKIYOR!
Yazar Bülent Tekin’in “Köpekleşmenin Şerefi” adlı kitabı 17-22 Mayıs tarihleri arasında Diyarbakır’da yapılacak Diyarbakır Kitap Fuar’ında okuyucunun beğenisine sunulacak. Köpek bazen uysal, bazen saldırgan, sahibine bağlı, vefakâr bazen de aptallaştırılış veya düşürülmüştür. Günümüz dünyası ve ülkemizde yaşanan olayları farklı bir bakış açısıyla ve kalemin farklı tarzıyla yazılmıştır. Kitabın tabu tanımayan içeriği okurları büyük bir heyecan ve bilgi zevkine ulaştıracak niteliktedir. Dokuz yıldır aralıksız olarak Gırgır Dergisi’nin (güncel) siyasi konularını yazan Bülent Tekin, Türkiye, demokratikleşme ve Kürt Sorunu’nu tüm yönleriyle de yazmaktadır. Mizah ve deneme türünü içeren bu önemli kitapta yazılanlar Türk, Kürt ve insanlık konularını şahdamarından geçirterek “insan” olmanın önemine vurgu yapmaktadır. Pêrî Yayınları’ndan çıkacak ve bir solukta okunacak kitabın yazara ve okurlarına hayırlar getirmesini dileriz.
BÜLENT TEKİN:
1954 yılında Mardin’in Derik ilçesinde doğdu. İDMMA(Galatasaray) Kimya Mühendisliği ve ODTÜ(Gaziantep Kampusu) İnşaat Mühendisliği mezunudur. Edebiyatçılar Derneği, BESAM, TYS ve PEN üyesidir. Halen Gırgır Dergisi’nde yazmaktadır. Yayımlanmış eserleri: Kızıldan Sarıya(şiir), Tarih Tarih Olsun(şiir), Sevdanla Yaşayacaksan(şiir), Kral Situ’nun Hikâyesi(roman), Barışla Güzeldir Sevdam(şiir), Feyyo’nun Felsefesi(roman), Ölümü Vurmak Güneşi Öpmek(şiir), Bir Türkiye Çıkmazı(deneme), Kartal Yuvası-Mardin Tarihçedir-(tarihi roman).
E-posta: bulenttekin47@gmail.com
BÜLENT TEKİN:
1954 yılında Mardin’in Derik ilçesinde doğdu. İDMMA(Galatasaray) Kimya Mühendisliği ve ODTÜ(Gaziantep Kampusu) İnşaat Mühendisliği mezunudur. Edebiyatçılar Derneği, BESAM, TYS ve PEN üyesidir. Halen Gırgır Dergisi’nde yazmaktadır. Yayımlanmış eserleri: Kızıldan Sarıya(şiir), Tarih Tarih Olsun(şiir), Sevdanla Yaşayacaksan(şiir), Kral Situ’nun Hikâyesi(roman), Barışla Güzeldir Sevdam(şiir), Feyyo’nun Felsefesi(roman), Ölümü Vurmak Güneşi Öpmek(şiir), Bir Türkiye Çıkmazı(deneme), Kartal Yuvası-Mardin Tarihçedir-(tarihi roman).
E-posta: bulenttekin47@gmail.com
8 Mayıs 2011 Pazar
FERHAT TUNÇ DERSİMİN’İN AYDINLIK YÜZÜDÜR
Mustafa Elveren (Em. Öğrt.)
Dersim; kendine has Kürt Kızılbaşlığının, devrimci-demokrat ve sosyalist düşüncenin etkili olduğu mazlumların diyarıdır. Aynı zamanda devrimci-demokrat ve sosyalist düşüncenin üretim merkezi olarak da nitelendirebiliriz.
Ferhat Tunç; devrimci-demokrat-aydın kişiliğiyle baskıcı devlet ideolojisine karşı dik duran aydınlık yüzlü Dersimli bir halk sanatçısıdır. Diğer bir ifadeyle Mazlum Dersim’in aydınlık yüzüdür. Dersimle ilgili birçok eylem ve etkinliklerde Ferhat Tunç’un en önde olduğunu görüyoruz. Diğer taraftan, gerek bu etkinliklerde yaptığı konuşmalarda, gerekse Türkçe-Kürtçe söylediği devrimci türkülerden dolayı çok sayıda soruşturmalar, yargılamalar ve tutuklamalar yaşayan “asi” bir Dersim çocuğudur.
Dersim’in adını “Tunç”eli yapan zihniyet aynı zamanda halk içinde birçok kişiye de zorla “Tunç”, “Yıldırımtürk”, “Türkoğlu”… ve benzeri soyadları vermiştir. Ferhat Tunç da bu soyadı şansızlığını yaşayan Dersimli insanlarımızdan biridir. Ancak, devletin Dersim’e dayattığı “Tunç”eli artık geri tepmektedir. Pirim Seyit Rıza ve Çağdaş Kawa Mazlum Doğan’ın direniş geleneğini sürdüren Dersim’in “asi çocuğu” sevgili Ferhat Tunç’un “Tunç”elini Dersimeli yapacağına inancım tamdır.
HADEP’te rahmetli Av. Ali Demir Dersim’de ilk defa milletvekili seçilmişti. O seçimin ne kadar zor şartlarda yapıldığını bizzat yaşayarak görmüştüm. Ne yazık ki halen uygulanmakta olan antidemokratik %10’luk seçim barajını HADEP aşamadığı için Sayın Demir Meclise girememişti.
Sayın Ali Demir’den sonra bu dönem arkadaşım ve meslektaşım Sevgili Şerafettin Halis seçilmişti. Bu dönemde Dersim’i layıkıyla TBMM’de temsil ettiğine inandığım Şerafettin Halis Hoca’ya da teşekkür borçluyum. Önümüzdeki dönemde ise, Sevgili Ferhat Tunç’un Dersim milletvekili olarak TBMM’ye gireceğine kesin güzüyle bakıyorum. Dersimlilerin Ferhat Tunç’u mahcup etmeyeceğine inanıyorum.
Ferhat Tunç, Dersim’i temsil edecek yetenekte ve kapasitededir. “Ferhat Tunc, Dersim'i temsil edecek hem bilince hem de yeteneğe sahiptir. Sanatçı duyarlılığıyla Dersimin sorunlarını, acılarını en iyi bilenlerdendir. Dersim`in, devrimci-demokratik kimliğini, Kürt Kızılbaş Alevi kimliğini, Dersim`in doğasını yok eden barajları, Dersim`in kültürel dokusunu tanıyan, bilen ve Mecliste ya da her yerde bunları dile getirebilecek yapıdadır.” (Haydar Uç) Sayın Haydar Uç’un bu tespitine ve gözlemlerine aynen katılıyorum. Sevgili Ferhat Tunç’un bir kaza sonucunda ayak bileğinde meydana gelen çatlaktan dolayı seçim kampanyasını koltuk değnekleriyle yürütmek zorunda kaldığını üzüntüyle öğrenmiş bulunmaktayım. Öncelikle Sevgili Ferhat’a geçmiş olsun der, bir an önce sağlığına kavuşmasını dilerim.
Tüm bu şansızlıklara ve baskılara rağmen, Sevgili Ferhat Tunç’un Dersim halkını temsilen TBMM’ni gireceğine inanıyor, başarılarının devamını diliyorum. 7 Mayıs 2011 Cumartesi
Adil Okay’dan yeni kitap: Kadın sorunu ve Tekel işçilerinin direnişi
Adil Okay'ın yazdığı -2010 yılında sahneye konulan- kadın sorunu ve tekel işçilerinin direnişi konulu iki ayrı oyunu Gerçek yayınevi tarafından kitaplaştı.
Yazarın Önsözü
‘Kadın Gibi Kadın’ adını verdiğim bu oyunun adı bir sloganı çağrıştırıyor olabilir. Ben bu adlandırmaya içinde itirazın olduğu bir metafor diyorum. Neye itiraz? Öncelikle ‘Adam gibi adam’, Erkek gibi kadın’ deyişlerine itiraz. Bu deyişlerin arka planında yatan egemen dünyaya itiraz. İşte ben bu dünyanın yargılanmasına oyunun adıyla başlamak ve izleyiciye, okuyucuya başka bir dünyanın, başka bir dilin, başka bir ilişkiler ağının mümkün olabileceğini göstermek istedim. Kimi zaman aykırı gibi duran bir cümle−sözcük, içinde dolaylı sezilebilen sembolleri−kodları taşıyabiliyor ve onlarca sayfa betimlemenin yapamadığını yapabiliyor. Şiir nasıl bir sözcük ekonomisiyse, tiyatro oyunlarında da sınır söz konusudur. En uzun oyunun iki saat olabileceğini düşününce yazar ve yönetmen az sözle − hareketle çok şey anlatmak zorunda kalabiliyor. Romanla, tiyatro arasında böyle önemli bir fark var. Hele politik tiyatro oyunlarında amaç izleyiciyi etkilemek, sarsmak, düşünüp sorgulamaya sevk etmek olunca; çok az sözcükle örülmüş sembollerin ve kodların önemi daha iyi anlaşılır. Elinizdeki metnin politik tiyatro oyunu olduğunu düşünürseniz, neden bu konuda bu kadar cümle kurduğum anlaşılır.
‘Kadın gibi Kadın’ adını verdiğim bu metin, altı kadınla sahneye konulmak üzere hazırlanmıştır. Ancak teknik eksikliklerden dolayı oyun dört kadınla da oynayabilir. Dileyen gruplar müzik ve dans bölümlerini uzatarak oyunu iki perde olarak da hazırlayabilirler. Oyunda erkek oyuncuya ihtiyaç duyulmayacaktır. Erkeklerin sesleri perde arkasından gelecek, ya da siluet olarak görünecektir. Bu durum hem oyunun hazırlanmasında bir kolaylık sağlayacak hem de bir tavır olarak anlaşılabilecektir. Ama burada bir yanlış anlaşılmaya meydan vermemek için altını çizmeliyim ki; oyunda erkek oyuncuya yer vermemem, kadınların özgürlük ve eşitlik mücadelesini yalnız yürütmeleri gerektiğine inandığım anlamı çıkmamalıdır.
Elbette ‘adına ister ‘demokratikleşme’ denilsin, ister ‘sosyal haklar’, ister ‘kadın hakları’ ya da ‘toplumsal devrim’, ezilen−sömürülenler lehine biçimlenecek her durum, onların örgütlü güç ve mücadelelerine bağlıdır…”
Oyunun teması da tam buradadır. Kadınlar, kendilerine kötülük yapan erkeklere, bu erkeklerin mikro ve makro iktidarlarına karşı mücadele ederken, ‘özgürlüğü erkekleşme’ ya da ‘bireysel özgürlük’ sanma yanlışlığına düşmektedirler. Bu dünya, erkek egemen mantıkla iktidar olan kadınları da gördü. Erkek iktidar taşıyıcıları olan Margaret Teacher’leri, Tansu Çiller’leri de gördü. Kadınlar, ellerine geçen erki, erkek gibi kullanan bu tiranlar sayesinde değil, ancak kendi örgütlü mücadeleleri sonucu belli haklar elde ettiler. Ve yine kadınlar kimi zaman yalnız, kimi zaman erkeklerle birlikte kurtuluşu düşlediler ve bu yolda kâh yalnız kâh elele yürüdüler. Sibel Özbudun “Tüm yakıştırmalardan soyunmuş, kutsamaları ve ‘küfrü’ tarihin çöp sepetine fırlatıp atmış, birbirini ‘insan’ olarak gören ve seven, yeryüzünde el ele yaşayıp, el ele üretmekten, birlikte ürettiğini paylaşmaktan zevk duyan ve bundan başkaca bir kaygısı olmayan kadın ve erkeklerden kurulu bir dünyayı düşlemek o kadar mı zor?“ diye soruyor. Yanıtı sorusunda gizli: Zor değil.
Ancak ağlamayana ekmek vermez zalimler. Din, devlet ve toplum hukuku ‘Böyle gelmiş, böyle gider’ kaderci felsefeyi doğar doğmaz bize enjekte eder. Bunu aşmak, kanımızı temizlemek de, önce bireysel çaba, sonra kolektif mücadele gerektirir.
Açıktır ki binlerce yıllık erkek egemen bakış açısı, içselleşmiş, doğallaşmış erkek zorbalığı salt iktidar değişikliği ile –bir darbe veya devrimle− bir gecede değişmez. “Erkeklerin, binlerce yıllık iktidarın (“ataerki”) kendilerine sağladığı konforlardan kendiliğinden vazgeçmesi beklenmemeli. Çünkü iktidar, yalnızca devlet düzleminde gerçekleşen makro ölçekli bir görüngü değildir; iktidar ilişkileri gündelik yaşamımızın kılcal damarlarına sinmiştir. Onları içselleştirdiğimiz için, farkına varmayız çoğunlukla.”
Ancak buradan karamsar olduğum ve bu karamsarlığın oyuna yansıdığı sonucu çıkmamalı. Tersine, mücadele sonucu elde edilen kazanımların az olmadığı kanısındayım. Tamam erkekler esas oğlan ama benim bir derdim de, erkek gibi düşünen ve yaşayan kadınlardır. Kimi zaman da asıl düşüncelerini gizleyen, modern, çağdaş, ilerici görünen ama yaşam biçimleriyle, önemli bir olayda koydukları tavırla ‘erkek’ zorbalığını, iktidarlarını besleyen kadın arkadaşlarımız. Oyunda bunu da sorgulamaya çalıştım. Ve büyük olasılıkla, oyunu izlemeye gelecek olan bu kadınları da sarsmayı−utandırmayı hedefledim. ‘Valizini karısına hazırlatan erkek ‘faşist’ sayılır mı’ adlı kitabımdan alıp, oyunda kullandığım bir replik bu konuya şöyle değiniyor:
Öteki dünyanın kadınları flört edebiliyor ve diğer dünyevi hazları alabiliyorlar. Ama hemcinslerinin çektikleri acıları, erkek egemenliğinin kurbanlarını görmezlikten geliyorlar. ‘Namus belden aşağı değildir’, diye ezberlenmiş sözcüklerle konuşan bu kadınların ‘beyin namusu’ nerede. Güldünya’lara, Kadriye’lere kıyılırken neden ses çıkarmazlar. Bu konuda tavır almayan, ‘toplumun değer yargılarına saygı’ adı altında ikiyüzlü bir hayat süren kadınlar, ilerici olamazlar. Namuslu tavır bu değildir. Kadınlar birbirlerini ‘namus özürlü’ ya da ‘gerici−çağdışı’ diye suçlayacaklarına neden dayanışma içerisinde olmazlar…
Ve cevap bekleyen, kimi zaman da cevabı içinde olan diğer sorular…
Oyunda yer alan tüm olay ve kişiler gerçektir. Gerçeklerden yola çıkıp yorum yapmaya ve olayları yeniden sorgulamaya çalıştım. Kimi zaman kanıksanan ilişkilerin, davranış biçimlerinin aslında gündelik hayatta kadınlar için bitmek tükenmek bilmeyen bir işkence makinesi olduğunu göstermeye çalıştım. Peki ne yapmalı? Bu sorunun yanıtını da oyun kahramanları şu veya bu biçimde veriyor. Ve izleyiciye de sorgulaması ve yanıt araması için ipuçları sunuyor.
Oyun ilk bakışta bir ‘okuma tiyatrosu’ olarak görülebilir. Ya da birçok solo ve korodan oluşan, anlatıları ve tanıklık edilen olayları harmanlayan bir sözel oratoryo. Oyunda gerçek yaşam öykülerinden oluşan bölümler arasına, ‘kahramanların’ yanı sıra diğer tanıkların ve destekçilerin söylediği kısa lirik cümlecikler – replikler serpiştirmeye çalıştım. Bunları yaparken, yazarken sanatın kadife sesinden uzaklaşmamaya çalıştım. Zira herkesin bildiği gibi, kuru ajitatif bildiriler, sloganlar sanatın yarattığı etkiyi yaratamıyor.
Belki de sanat, her gün yaşadığımız ya da ötekilerin yaşadığı, bizim de tanık olduğumuz gerçekliğin, bize, sanatın kadife sesiyle yeniden yeniden sunulmasıdır. Tiyatro oyunlarında sadece metnin başarılı olması yetmiyor. Metindeki öz−biçim diyalektiği, estetik düzey, oyun sahneye konulduğu an daha iyiye ya da daha kötüye doğru değişebiliyor. Okurken bizi alıp götüren, büyüleyen imge yüklü bir mısra, paragraf oyunda−sahnede sıkıcı olabilmektedir. Veya oyunda bizi coşturan bir replik, aynı bölümü kitaptan okuduğumuzda çok kuru kalabilmektedir. Bu anlamda tiyatro oyunlarında yazar ve yönetmen seyirciyi de –tabi popülizmin tuzağına düşmeden− düşünmek zorundadır.
İsteyen grup oyuna yeni isimler ekleyebilir. Eklemem için öneride bulunabilir. Doğaldır ki dünyada erkek egemenliğine, zorba iktidarlara karşı savaşmış, bu uğurda bedel ödemiş, hayatını kaybetmiş sayılamayacak kadar çok kadın kahraman vardır. Kimi törelere karşı geldiği için, kimi de sınıfsız, sınırsız bir dünya mücadelesinde, özgürlük ve eşitlik kavgasında katledilmiştir.
Hepsini saygıyla anıyorum.
--------------
Sibel Özbudun’dan oyun hakkında
Adil Okay, “Haykırış − Kadın Gibi Kadın” oyunuyla böyle bir göreve soyunmuş. Oyun, üçüncü sayfalarda yitip giden kadın öldürümlerinin, olaylar arka arkaya dizildiğinde nasıl bir vahşet boyutunu yüklendiğini, çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Hepimizi, elini kolunu sallaya sallaya içimizde dolaşan, her gün bir kadının boğazına sarılan bu sıradan, gündelikleşmiş vahşet üzerine kafa yormaya, bizi günlük yaşamımızı dönüştürme ve sağaltma çabasına çağırıyor.
Tıpkı; “Yürüyoruz yürüyoruz, günün aydınlığında…/ Yaşamak için ekmek, ruhumuz için gül istiyoruz!/ Yürüyoruz yürüyoruz kol kola /Saflarımızda ölüp gitmiş arkadaşlarımız/ Ve türkümüzde onların kederli ‘Ekmek!’ çığlıkları/ Çünkü bir köle gibi çalıştırıldı onlar/ Sanattan, güzellikten, sevgiden yoksun/ Biz de bugün hâlâ onların özlemini haykırıyoruz/ İş ve ekmek istiyoruz/ Ama gül de istiyoruz,” dizelerindeki üzere…
Tıkanan soluk borularımız, hiç kuşku yok ki, bu anlayış ve pratiğiyle açılacak…
Sibel Özbudun
--------------------
Adil Okay: 1957’de Antakya’da doğdu. Politik nedenlerden Adana ve Ankara cezaevlerinde yattı. 12 Eylül darbesinden çok kısa bir süre önce Adana cezaevinden firar etti. 1981’de yurtdışına çıktı. Bir süre Lübnan’da, Filistin kamplarında kaldı. 1983’te Fransa’ya yerleşti. Fransa’da iki arkadaşıyla beraber ‘Fransa Postası’ adlı aylık dergi yayınladı. Türkiyeli politik mülteci derneklerinde uzun yıllar aktif görev aldı. Ücretsiz danışmanlık ve tercümanlık yaptı. Bu süreçte ‘Mültecinin Bunalımı’ adlı öykü ve ‘Yeşillerini Giyin de Gel’ başlıklı şiir kitapları yayınlandı. Yirmi yıl sürgünden sonra Türkiye’ye dönebildi.
Şiirleri Fransızca ve Arapçaya çevrildi.
Türkiye’de ve ülke dışında; birçok ulusal gazete, dergi ve antolojide şiir, öykü, deneme, makale ve araştırma yazıları yayınlandı. Özgür Üniversite’nin ‘Kavram Sözlüğü’ çalışmasına ‘Barış ve Burjuvazi’ maddelerini yazarak katkı sundu.
Çalışmalarıyla 15. Ömer Seyfettin Öykü Yarışması ile 6. Hasan Bayrı şiir yarışmasında ödüle layık görüldü.
1999’da ‘Hançerini Ay Işığına Çalan Adam’ (şiir), 2001’de ‘Kaç Kişi Kaldık’ (şiir), 2003’te ‘Ah Çocuk’ (şiir), 2005’te ‘Yolcu’ (öykü), 2006’da ‘Yirmi Beşinci Saat’ (şiir), 2006‘da ‘Az Çalışmalı Aşka Zaman Ayırmalı’ (deneme), 2008’de ‘12 Eylül Ve Filistin Günlüğü’ (anı-belgesel), 2008’de ‘Konuşan Fotoğraflar’ (fotoğraf), 2009’da ’12 Eylül ve Filistin Günlüğü−Genişletilmiş İkinci Baskı‘ Ütopya Yayınevi tarafından yayınlandı. Ve yine 2009’da ‘Valizini Karısına Hazırlatan ‘Faşist’ Sayılır mı’ adlı deneme kitabı, Yoğunluk yayınları tarafından okuyucuya ulaştı.
‘Karanlığın İçinde Aydınlık Yüzler− Ölülerimiz Konuşuyor’ adlı tiyatro oyunu 2009 ‘da sahnelendi. 2010’da kitaplaştı.
‘Kadın Gibi Kadın’ ile ‘Tekel İşçisi Bir Kadının Uyanışı’ adlı oyunlar, 2011 yılında Gerçek yayınevi tarafından yayınlandı.
İletişim: adilokay@hotmail.fr www.adilokay.com
----------------
1- Sibel Özbudun. Kadın Cesetlerini Saymak.“Liberalizm/ Muhafazakârlık Kıskacında Kadın” Kaldıraç Yayınevi.
2- A.g.e.
3- Adil Okay. Valizini karısına hazırlatan erkek ‘faşist’ sayılır mı? Yoğunluk yayınları. Ankara.
ÇAKAL ÇUKAL EDEBİYATI(!)
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Önce size bir hikâye anlatayım: İdil’de nam yapmış Melle Ğızo’nun başından geçen bir olayı anlatayım(çok şakacı bir imamdı). Melle Ğızo gençken yani daha bir medrese öğrencisi (feka) iken tesadüfen bir Mihellemi köyünden geçmiş(Mıhellemi sözcüğü Melle Ğızo’nun başından geçen salt bir olaya özgü olarak kullanıyorum. Hoşgörüyle karşılanmasını dilerim!). Köyde bir telaşın olduğunun farkına varmış. Kafasındaki beyaz külahı gören köylüler (beyaz külah feka’ların bir giysisidir) onu durdurmuşlar. “Hocam seni Allah gönderdi. Köyde bir kadın ölmüş. Nasıl olsa karın da yanında, karın ölüyü yıkasın sen de talkın’ı oku.” Tabii o sıralar daha medrese öğrenciliğine yeni başlamıştı, bir şey bilmiyordu. Ne Kur’an ne dua? Bu işin kaçamağının olmadığını anlayınca karısı ölüyü rasgele yıkamış, sonra da hep beraber kadını mezara götürüp gömmüşler. Gömme işi tamamlandığında Ğızo korkuyla-işini garantiye almak istiyordu-cenazeye katılanlara sormuş: “İçinizde Kur’an okumasını bilen var mı?” Hep bir ağızdan: “Yookkk!” “Peki, bir iki süre müre, cüz müz falan filan?” Yine hep bir ağızdan: “Hiçbir harf okuyanımız yok!” Feka rahatlamış, kendisi de bir şey bilmiyormuş zaten. “Ne okuyayım ne okuyayım?” diye düşünürken aklına kız çocuklarının top oynarken birbirlerine söylediği bir şarkı gelmiş: “Verzine verzine!” Mıhellemilerin Kürtçe bilmediklerini de bildiğinden-çünkü onlarla Arapça konuşmuştu-o Kürtçe şarkıyı (Verzine verzine!) söylemiş. Şarkı bittiğinde oradakiler hep bir ağızdan, “Âmin!” demişler. Kalabalıktan ölünün bir yakını Ğızo’ya sormuş: “Ya Hocam, bu kadının öbür dünyadaki yeri neresidir?” Genelde hocaların, ölülerin öbür dünyadaki yerini bildikleri kanaati vardır. Ğızo gözlerini kapamış (sanki ölünün yerini görüyormuş gibi yapmış), biraz beklemiş ve sonra da heyecanla söyleyeceklerini bekleyen cemaate şöyle aktarmış: “Ölünün benim hanım tarafından yıkanışı ve Feka Ğızo’nun talkın’ı ile merhumenin öbür dünyadaki yeri esfeli safilin’dir!”[Esfeli safilin, cehennem’de en kötü (en dip) yerdir.]
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Başbakan’ın YGS’yi protesto eden öğrenciler için söylediği söze yanıtı bir Rus aristokratının kendisini düelloya davet eden rakibine söylediğinden eksik olmayan bir yanıttı: “Buradan bir kez daha meydan okuyorum. Başbakan’a ve yanaşmalarına bir defa daha söylüyorum: Madem gençlerin karşılarına on bin kişilik milis gücün ve Kara Gömlekliler’in vardır, o zaman ben de seni Taksim’de bin Bozkurt’umla karşılamaya hazırım. Titreye titreye Kasımpaşa’ya arkana bakmadan kaçacağından eminim.” Bana göre sokak kavgası, kabadayılık, bitirimlik bir kaba güce dayanır. Bu alanlarda namı olanların sesi daha çok dolaşır. Başbakan tırsmadığını kanıtlamak için efendilik(!) kokan laflar etti: “Sen bozkurtlarla mı dolaşıyorsun? Bozkurtların hayırlı olsun! Ben eşrefi mahlûk (yaratılmışların en şereflisi) insanlarla dolaşıyorum.” Sanki bu sözde birisinin hayvanlarla ve diğerinin insanlarla dolaşma iması vardı.
Başbakanın efendiliğinden anlamayan Bahçeli pek yenir yutulur olmayan sözler etti: “Ben bir Bozkurt olarak elbette Bozkurtlarla dolaşırım. Ama senin, etrafında eşrefi mahlûk olarak gördüklerin aslında esfeli safilin’dir(sefillerin en sefili). Sen onları iyi bilirsin. Başbakan Erdoğan, sen asil Bozkurtlarımı yanındaki çakallarla mı karıştırıyorsun?” Başbakan yine efendiliğini bozmadı: “Sizler bize ‘yürü’ derseniz biz yürürüz. Bildiğiniz gibi birileri ‘ben bozkurtlarımı yürütürüm’ diyor ama biz ‘milletle yürürüz’ diyoruz.” Haklarını vermek gerekiyorsa efendilik her iki liderin paçalarından akıyordu. Böyle liderlerimiz olduğu için çok şanslıydık. Ne kadar terbiyeli, ağızlarından bal akan, halka örnek olacak liderlerimiz var. İyi ki de Devlet Bahçeli, Recep Tayip Erdoğan gibi liderlerimiz varmış Ya onlar olmasaydı ne yapardık acaba? Sonumuz ne(resi) olurdu? Cehennemin orta göbeği mi olurdu? Ne dersiniz?
Ve bu çakal çukal edebiyatının yaşandığı ülkemizde yepyeni olaylarımız da vuku buldu tabii: Ucube Heykel’in kellesini önce tekbirle kopardılar. Allah sevabınızı kabul etsin! Ve bir kaset skandalı bu kez MHP’yi vurdu: Seks herkesin başına bela olabiliyor. Toplumsal politikayı ve ahlakı esas alanlar-ancak!-bundan sıyrılabilir. Birileri-özel hayatıyla ilgili!-yanlış yapıyorsa kasete almak doğru değil. Yalnız politik siyaset yapanların da toplumun ahlakıyla oynamaya hakları yoktur. Seks skandalları sadece aşırı sağcılar, MHP için değil İslamcı geçinenler için de olabilir. Şimdilerde iktidarda oldukları için onlarınki piyasaya sürülmeyebilir belki. Bunu yapanlar-mutlaka bir sırasını bekliyorlardır. Seksin solcusu sağcısı olmaz. Ama politik ahlak sahibi olanlar seksi helalliyle yapar. Kimsede gözü olmaz. Toplum namusuna leke sürmez.
Ve Başbakan’ın Çılgın Proje’si: Kanal İstanbul! İçinden iki deniz geçen kent. Bu proje İstanbul’un kaderine meydan okuyor gibiydi. İstanbul’un sağında ve solunda yeni iki kent kurulacak. Üçüncü Boğaz Köprüsü ve Kanal etrafında yeni kent(ler). Çin’le Hong Kong gibi: Komünist Çin’e bağlı çılgın kapitalist, eğlence merkezi Hong Kong! Dilerim böyle bir şey düşünmüyor(lar)dır: Kadim tarihiyle, zengin ve yoksuluyla birlikte yaşadığı İstanbul’un yanında salt üst sınıf insanların yaşadığı yaşam alanları (kentler) hayvan türleri, bitkisel örtüler, tarihi eserler yok edilerek inşa edilmek istenmiyordur. Doğal kaynakları, kültür varlıkları, tümülüs ve terasları yok eden (AKP’li müteahhitlere milyarları kazandıracak) bir inşaat şantiyesi olmamasını dilerim. Oluşturulmak istenen Kanal ve Kentlerde plazalar, gökdelenler, kumarhaneler, gece eğlence merkezleri belki olabilir ama tarihsel uygarlıktan soyut, uzayvari bir yaşamın yanında sönük (sorunlarıyla) eski İstanbul olmamalıdır. Her yönüyle düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü kapitalist modernitede kentler sınıf, iktidar (baskı) ve ulus devlet demektir ve doğal toplumu (inanç, kültür, dil, din, tarih) yok eden modern makineler gibidir. Başbakan Kanalvari modernleşmenin yanında ülkenin demokratik özgürlük alanlarını genişletmesi daha doğru olur. Yeni özgürlükçü bir anayasa ile modernleşme bir arada olmazsa bu ülkede çakal çukal edebiyatı eksik olmayacaktır.
bulenttekin47@gmail.com
Önce size bir hikâye anlatayım: İdil’de nam yapmış Melle Ğızo’nun başından geçen bir olayı anlatayım(çok şakacı bir imamdı). Melle Ğızo gençken yani daha bir medrese öğrencisi (feka) iken tesadüfen bir Mihellemi köyünden geçmiş(Mıhellemi sözcüğü Melle Ğızo’nun başından geçen salt bir olaya özgü olarak kullanıyorum. Hoşgörüyle karşılanmasını dilerim!). Köyde bir telaşın olduğunun farkına varmış. Kafasındaki beyaz külahı gören köylüler (beyaz külah feka’ların bir giysisidir) onu durdurmuşlar. “Hocam seni Allah gönderdi. Köyde bir kadın ölmüş. Nasıl olsa karın da yanında, karın ölüyü yıkasın sen de talkın’ı oku.” Tabii o sıralar daha medrese öğrenciliğine yeni başlamıştı, bir şey bilmiyordu. Ne Kur’an ne dua? Bu işin kaçamağının olmadığını anlayınca karısı ölüyü rasgele yıkamış, sonra da hep beraber kadını mezara götürüp gömmüşler. Gömme işi tamamlandığında Ğızo korkuyla-işini garantiye almak istiyordu-cenazeye katılanlara sormuş: “İçinizde Kur’an okumasını bilen var mı?” Hep bir ağızdan: “Yookkk!” “Peki, bir iki süre müre, cüz müz falan filan?” Yine hep bir ağızdan: “Hiçbir harf okuyanımız yok!” Feka rahatlamış, kendisi de bir şey bilmiyormuş zaten. “Ne okuyayım ne okuyayım?” diye düşünürken aklına kız çocuklarının top oynarken birbirlerine söylediği bir şarkı gelmiş: “Verzine verzine!” Mıhellemilerin Kürtçe bilmediklerini de bildiğinden-çünkü onlarla Arapça konuşmuştu-o Kürtçe şarkıyı (Verzine verzine!) söylemiş. Şarkı bittiğinde oradakiler hep bir ağızdan, “Âmin!” demişler. Kalabalıktan ölünün bir yakını Ğızo’ya sormuş: “Ya Hocam, bu kadının öbür dünyadaki yeri neresidir?” Genelde hocaların, ölülerin öbür dünyadaki yerini bildikleri kanaati vardır. Ğızo gözlerini kapamış (sanki ölünün yerini görüyormuş gibi yapmış), biraz beklemiş ve sonra da heyecanla söyleyeceklerini bekleyen cemaate şöyle aktarmış: “Ölünün benim hanım tarafından yıkanışı ve Feka Ğızo’nun talkın’ı ile merhumenin öbür dünyadaki yeri esfeli safilin’dir!”[Esfeli safilin, cehennem’de en kötü (en dip) yerdir.]
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin Başbakan’ın YGS’yi protesto eden öğrenciler için söylediği söze yanıtı bir Rus aristokratının kendisini düelloya davet eden rakibine söylediğinden eksik olmayan bir yanıttı: “Buradan bir kez daha meydan okuyorum. Başbakan’a ve yanaşmalarına bir defa daha söylüyorum: Madem gençlerin karşılarına on bin kişilik milis gücün ve Kara Gömlekliler’in vardır, o zaman ben de seni Taksim’de bin Bozkurt’umla karşılamaya hazırım. Titreye titreye Kasımpaşa’ya arkana bakmadan kaçacağından eminim.” Bana göre sokak kavgası, kabadayılık, bitirimlik bir kaba güce dayanır. Bu alanlarda namı olanların sesi daha çok dolaşır. Başbakan tırsmadığını kanıtlamak için efendilik(!) kokan laflar etti: “Sen bozkurtlarla mı dolaşıyorsun? Bozkurtların hayırlı olsun! Ben eşrefi mahlûk (yaratılmışların en şereflisi) insanlarla dolaşıyorum.” Sanki bu sözde birisinin hayvanlarla ve diğerinin insanlarla dolaşma iması vardı.
Başbakanın efendiliğinden anlamayan Bahçeli pek yenir yutulur olmayan sözler etti: “Ben bir Bozkurt olarak elbette Bozkurtlarla dolaşırım. Ama senin, etrafında eşrefi mahlûk olarak gördüklerin aslında esfeli safilin’dir(sefillerin en sefili). Sen onları iyi bilirsin. Başbakan Erdoğan, sen asil Bozkurtlarımı yanındaki çakallarla mı karıştırıyorsun?” Başbakan yine efendiliğini bozmadı: “Sizler bize ‘yürü’ derseniz biz yürürüz. Bildiğiniz gibi birileri ‘ben bozkurtlarımı yürütürüm’ diyor ama biz ‘milletle yürürüz’ diyoruz.” Haklarını vermek gerekiyorsa efendilik her iki liderin paçalarından akıyordu. Böyle liderlerimiz olduğu için çok şanslıydık. Ne kadar terbiyeli, ağızlarından bal akan, halka örnek olacak liderlerimiz var. İyi ki de Devlet Bahçeli, Recep Tayip Erdoğan gibi liderlerimiz varmış Ya onlar olmasaydı ne yapardık acaba? Sonumuz ne(resi) olurdu? Cehennemin orta göbeği mi olurdu? Ne dersiniz?
Ve bu çakal çukal edebiyatının yaşandığı ülkemizde yepyeni olaylarımız da vuku buldu tabii: Ucube Heykel’in kellesini önce tekbirle kopardılar. Allah sevabınızı kabul etsin! Ve bir kaset skandalı bu kez MHP’yi vurdu: Seks herkesin başına bela olabiliyor. Toplumsal politikayı ve ahlakı esas alanlar-ancak!-bundan sıyrılabilir. Birileri-özel hayatıyla ilgili!-yanlış yapıyorsa kasete almak doğru değil. Yalnız politik siyaset yapanların da toplumun ahlakıyla oynamaya hakları yoktur. Seks skandalları sadece aşırı sağcılar, MHP için değil İslamcı geçinenler için de olabilir. Şimdilerde iktidarda oldukları için onlarınki piyasaya sürülmeyebilir belki. Bunu yapanlar-mutlaka bir sırasını bekliyorlardır. Seksin solcusu sağcısı olmaz. Ama politik ahlak sahibi olanlar seksi helalliyle yapar. Kimsede gözü olmaz. Toplum namusuna leke sürmez.
Ve Başbakan’ın Çılgın Proje’si: Kanal İstanbul! İçinden iki deniz geçen kent. Bu proje İstanbul’un kaderine meydan okuyor gibiydi. İstanbul’un sağında ve solunda yeni iki kent kurulacak. Üçüncü Boğaz Köprüsü ve Kanal etrafında yeni kent(ler). Çin’le Hong Kong gibi: Komünist Çin’e bağlı çılgın kapitalist, eğlence merkezi Hong Kong! Dilerim böyle bir şey düşünmüyor(lar)dır: Kadim tarihiyle, zengin ve yoksuluyla birlikte yaşadığı İstanbul’un yanında salt üst sınıf insanların yaşadığı yaşam alanları (kentler) hayvan türleri, bitkisel örtüler, tarihi eserler yok edilerek inşa edilmek istenmiyordur. Doğal kaynakları, kültür varlıkları, tümülüs ve terasları yok eden (AKP’li müteahhitlere milyarları kazandıracak) bir inşaat şantiyesi olmamasını dilerim. Oluşturulmak istenen Kanal ve Kentlerde plazalar, gökdelenler, kumarhaneler, gece eğlence merkezleri belki olabilir ama tarihsel uygarlıktan soyut, uzayvari bir yaşamın yanında sönük (sorunlarıyla) eski İstanbul olmamalıdır. Her yönüyle düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü kapitalist modernitede kentler sınıf, iktidar (baskı) ve ulus devlet demektir ve doğal toplumu (inanç, kültür, dil, din, tarih) yok eden modern makineler gibidir. Başbakan Kanalvari modernleşmenin yanında ülkenin demokratik özgürlük alanlarını genişletmesi daha doğru olur. Yeni özgürlükçü bir anayasa ile modernleşme bir arada olmazsa bu ülkede çakal çukal edebiyatı eksik olmayacaktır.
2 Mayıs 2011 Pazartesi
HIZLI SİYASET TEKNİKLERİ
Bülent Tekin / bulenttekin47@gmail.com
YSK, “Emek, Özgürlük ve Demokrasi Blok’u” adı altında seçimlere BDP adına katılacak yedi bağımsız adayı süre bitiminde (yasayla kalkmış bir belgenin sunulmadığını gerekçe göstererek) veto etti. Bu arada ÖDP de sessiz sedasız sudan nedenlerle veto yemişti. Oysa sonuçları (eksikleri) önceden-süre bitmeden!-ilan (tebliğ) etmeliydi. Böylesi bir davranış “tuzak” gibi değerlendirilebilecek bir durumdu. YSK’nın bu tavrı ve kararı ülke ve dünya kamuoyunda infial yarattı. Tuhaftır ki Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğunun aday listelerinden Ağrı adayı Murat Öztürk’ün adaylık başvurusu “memnu haklarına kavuşmadığı” gerekçesiyle kabul edilmemişti. Öztürk’ün yedeği yoktu. Bu yedi adayın da yedekleri yoktu. Bağımsız adayların yeniden aday gösterme şansları yoktur. Blok daha seçim başlamadan sekiz eksik milletvekiliyle işe başlıyordu. Zaten Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk yasaklıydılar. BDP’nin TBMM’de grup kurması zordu, olanaksız gibiydi. Sanki birileri artık Meclis’te Kürt milletvekilleri görmek istemiyordu. Ya da olacaksa bizim Kürt’ümüz (AKP’li) olsun demişti. YSK’nın bu tuhaf tutumunu hukuka (yasalar) bağlamak, doğrusunu isterseniz, aklımın ucundan bile geçmiyor. Polis’ten bilgi alabilen bir gazetede, YSK’ya yapılan ve bu vetolara neden olan Ergenekonvari bir ihbardan(!) bahsediliyordu.
YSK’nın veto kararı hukuki yönünden çok siyasi yönü ile konuşuldu. Özellikle AKP’nin bölgede zayıf ve antipatik bazı adayları gösterme nedenine bağlanıldığı düşünüldü. Başbakan adaylarını tanıtma konuşmasında, “Kürt meselesi (sorunu) yoktur! Kürt kardeşlerimin sorunu vardır!” dedi. Çok farklı anlamları olan iki cümleydi: Yani kolektif Kürt hakları yoktur ama ihale, ticaret, bayilik için Kürt kardeşlerim (bana göre bunlar milletvekilleri ve çevreleridir) bana gelsinler demek istemişti. Ben öyle yorumladım. Başbakan’ın Bölgede gösterdiği adaylarla ilgili (il düzeyinde) iki örnek vermek istiyorum: Diyarbakır’da AKP’nin ilk iki adayı (Mehdi Eker ve Galip Ensarioğlu) Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel merkezi politikasını savunuyorlar. Zaten biri için organik tarım adına devletin arazilerini kullandırdığı, diğerinin de sadece uğraştığı ticaretiyle ilgilendiği söyleniyor. İkisinin de Kürtlükle ya da Kürtlerin kolektif haklarının kullanımıyla ilgili bir mücadeleleri yoktur. Mardin’in birinci sıra adayı: Muammer Güler! Hrant Dink cinayetinde Celalettin Cerrah’la beraber ihmali olduğu halde bundan sıyrılan biri. Üstelik Mardin halkının pek te sempatiyle bakmadığını biliyorum. Son göreviyse ilginç: Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı! Ya, Başbakan bu bölge insanının bir zamanlar JİTEM’in, Jandarma’nın yaptığı görevle eş tuttuğu bu makamla mı Kürt sorununu çözmeyi düşünüyor? Bana göre-eğer varsa!-akrabalarının dahi oy vermeyeceği biridir. İkinci aday Gönül Bekin Şahkulubey’in de kadın kotasından girdiğini düşünüyorum. İlk iki sıranın Arap kökenlilere verilmesiyle Mardinlilerin AKP’yi pek sevindireceğini düşünmüyorum. AKP Mardin’de milletvekili çıkarırsa nedeni, orada CHP ve MHP’nin zayıflığından olacaktır.
YSK’nın veto kararı Türkiye ve dünya kamuoyunda bir siyasal darbe olarak görüldü. Kürtlere %10 seçim barajını dolanarak bağımsız adaylarla seçime girme yolları da YSK’ca kapanıyordu. Hukuka dayanmayan bu yöntemi YSK tek başına yapamazdı ve sonuçlarına da katlanamazdı. [Zaten bu böyle anlaşıldığı ve infial yarattığı içindir ki çok geçmeden (21 Nisan) aynı YSK biri hariç (İsa Gürbüz) diğer altı aday (Hatip Dicle, Leyla Zana, Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Ertuğrul Kürkçü ve Salih Yıldız) hakkında vermiş olduğu veto kararını kaldırdı. Bu yeni karara-kim ne derse desin-YSK’nın ülkede olan ve olacakları-bir kişi ölmüştü, çok yaralı vardı ve birçok yer tahrip edilmişti-görmesi sonucu sağduyulu bir davranış sergilemesi neden olmuştur. ] AKP bu haksızlık karşısında suskun durdu. Başbakan duymamış gibi yaptı. Kılıçdaroğlu dürüst bir tavır takındı. Meclisi toplayalım sorunu çözelim dedi. Onu kutluyorum. Has Parti’yi de tavrından dolayı kutlamak isterim. Cumhurbaşkanı dünya kamuoyunun infialinden sonra belki bir girişim yapmayı denedi. Yine de Cumhurbaşkanı’nı demokrasiden yana tavrından dolayı kutluyorum. Medya’yı demokrasi yanlısı tavrından dolayı kutluyorum. Ergenekonvari bir eylemle karşı karşıya kalmıştık. Seçim meşruiyetini yitirecekti ama yine de AKP sessiz kaldı. Ülkede işler iyi gitmiyordu: Tiyatrovari bir hal almış bir KCK davası, Artık Kürt sorunu yoktur! söylemi ve nihayet YSK vetosu! Veto kararı Türkiye demokrasisinin güçlenmesine katkıda bulunmayan bir karardı. Ülkede Kürt sorununa siyasi ve barışçıl bir yaklaşıma engel oluyordu. Anlaşılan Kürt sorununu bastırmayla çözmeyi planlamışlardı ve SAVAŞ isteniyordu. AKP de Savaş Hükümeti olacaktı. Birileri artık Ergenekonvari (JİTEM, kontrgerilla) taktikler (cinayetler) kullanmıyordu ama siyasi ve barış ortamının oksijenini yok ederek yüzleri yeşillendirerek âdeta boğma yöntemleri kullanıyordu. Ben buna, bir süredir teorisini verdiğim YEŞİL ERGENEKON diyor(d)um. YSK ise evrensel hukuka dayanmalıydı ve bir yargı organıydı, ülkenin allak bullak olmasına neden gösterilmemeliydi. Bunun ayırdına vardığını düşünüyorum. Ama yine de olan olmuş ve kan dökülmüştü.
Diyarbakır’da 20 Nisan’da bir emekçi genç kızla konuştum. “Babam dün (19 Nisan) KCK davası için adliye önüne gitmişti. Öyle dayak yemişti ki, yine de gözünün önünde paramparça edilen 7-8 gence acımıştı. Polis çok acımasız davranıyor. Ya Kürtler insan değil mi?” Kızın gözleri dolmuştu, o çocuk yaşında saatlerce bir işyerinde ekmek parası için çalışıyordu. KCK davası ve daha sonra da YSK veto kararlarını protesto eden insanlara polis çok acımasız davrandı. Gaz bombası, panzer, Toma, Akrep tipi araçlar! Polis’in yurttaşların (özellikle ilçelerde) ev ve işyerlerini (ses veya gaz bombaları ile) tahrip ettiği söylentileri çoğalıyor. Zaten göstericilerin bir kısmı bazı yerleri tahrip ediyor, ya polise ne oluyor(du)? Polis tabii ki izinsiz nümayişlere engel olacaktır ama Anayasa, yasa, hukuk ve evrensel insan hakları düzleminde. Polislerin Diyarbakır BDP il binasının camlarını indirmeleri ve bıçakla tekerlekleri patlatmaları da eylemcileri aratmıyordu. Savcılığın Belediye iş makinelerini hangi nedenle Parti binası önüne getirme nedenlerini araştırması doğaldır. Ama aynı savcılığın devlet malı olan iş makinelerini taş atarak ya da bıçaklayarak tahrip eden polislere bunun nedenlerini sormasını isterim. Dilerim soruşturma bu kapsamda olur. BDP il binasının önünde yakalananlar AKP il binasına götürülüyor. Bırakın binanın içine götürmek, önüne bile-gözaltına alınanları-götürmek büyük bir skandaldı(r). AKP il binası gözaltı merkezi olarak kullanılıyor. Yakalananlar buradan Emniyet’e götürülüyor. Bu tür bir davranış (eskiden) 12 Eylül’de Merkez Komutanlıklarında olurdu. Toplama merkezi gibiydi oralar. Şimdilerdeyse ancak Suriye’de Baas Partisi il/ilçe binalarında oluyor. Baasvari bu davranışın ülkeyi ileri bir demokrasiye götürmeyeceği bilinmelidir. Devlet (maalesef Hükümet?) Diyarbakır polisi ve amirleri hakkında soruşturma açmalıdır. Diyarbakır Valisi ve Emniyet Müdürü AKP il binasının nasıl ve hangi nedenle(?!)-belki de bilmediğimiz bir yasa vardır?-toplama merkezi olarak kullanıldığını müfettişliklere ve savcılıklara izah etmelidirler.
Bismil’de (20 Nisan) YSK’nın veto kararını protesto eden kitleye polisin ateş açtığı iddia ediliyor ve İbrahim Oruç adlı bir genç ölüyor. Denir ki polis, ölen ve orada o anda yaralı yatan gençlere tekme ve dipçik vuruyor. Yerde yatan Oruç’un cesedinin yanında kırık dişlerinin bulunduğu anlatılıyor. Bunlar birer iddiadır. Doğruluk derecesi mutlaka araştırılmalıdır. Savcılığın ve adli tıp’ın bu araştırmaları yapacağını diliyorum. İçişleri Bakanı Osman Güneş’in tavırlarından polis müdahalelerini orantılı bulmuş gibi anlıyorum. Ülkeyi güvenlik içinde seçime götürecek bağımsız(!) bir bakandan bahsediyorum, değil mi ya?
Kimse bu yazdıklarımızdan BDP’yi övdüğümüzü ya da AKP’yi yerin dibine soktuğumuzu çıkarmasın. Yeri geldiğinde BDP dâhil her kişi, kurum ve devlet(ler)e en ağır eleştirileri yaptığımı okurlarım bilir. Benim amacım bu ülkede AB tipi demokratik, sosyal hukuk devletinin inşa edilmesidir. Bu ülkede eşit yurttaşlık temelinde yeni bir sözleşme (anayasa) yapılması ve BARIŞ’ın tesis edilmesidir. Ancak gördüğüm, askeri vesayeti (TSK ile anlaşarak) AKP’nin devraldığıdır. En önemi emareyi de MGK’nun (24 Şubat) toplantısında (Terörle Mücadele Strateji Belgesi) ve Başbakan’ın AKP adaylarını tanıtım toplantısında gördüm: “Camilere ve din adamlarına terörle mücadelede görev!” “Terörle mücadelede üniversitelerle, STK’larla, düşünce kuruluşları ile işbirliği!” “Bölgede akil adamlarla(!) işbirliği!” “Kürt bölgesine on bin imam!” “Kooperatifçilik(?!)” “Kürt sorunu yoktur!” “Kürt olacaksa benim Kürt’üm!” “Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek dil!” “YGS ve şifre olayını protesto eden gençlerin karşısına beş bin, on bin tane genci koyarız!”(Bu söylem Ortadoğuda’ki otoriter ve diktatör rejimlerde düzenlenen gösterilerde diktatör devlet başkanlarının-Beşar Esad örneğinde olduğu gibi-“rejim yanlıları”nı sokağa dökmelerini anımsattı.)
Başbakan’a-sanırım “GIRGIR” okumuyor olacak ki!-anlatamadık: Seçtiğin adayların-seçimi kanırsan-parmak kaldırarak belki seni devlet başkanı yapabilirler. Seçtiğin Kürtlerin zaten Kürtlük diye bir idealleri yoktur! Alevileri asimile ederek Sünnileştirmeye son hız verebilirsin! Polis Teşkilatı’nı saf kan YEŞİL ERGENEKON’a dönüştürebilirsin! Ya, Ortadoğu diktatörlüklerinde yükselen “Özgürlük” taleplerini görmüyor musun? ABD Mübarek’i koruyabildi mi? Esad veya Kaddafi Hanedanlarının yarım asır daha iktidarda kalacaklarını mı düşünüyorsun? Bizler tüm siyasi partilerden ve sizden herkesin eşit ve özgür olduğu bir ülke istiyoruz! İnsanı merkeze alan özgürlükçü bir anayasa istiyoruz! Modern ve evrensel bir hukuk (adalet) sistemi talep ediyoruz! İnanç ve düşünce özgürlüğünün AB düzeyinde olmasını istiyoruz! Kadın ve erkek eşitliğini, ekolojiye saygıyı istiyoruz. Yoksulluğun olmadığı bir ülke istiyoruz. Eğer bu ülkeye özgürlük, gerçek demokrasi, adalet, eşitlik, kardeşlik ve ekonomik refah getiremezsen seni alkışlayanlar seni götüreceklerdir!
1 MAYIS ÜTOPYASI
Adil Okay / okayadil@hotmail.com
1 Mayıs’ta
Kimler yoktu ki alanlarda
İşçiler Memurlar Köylüler
İşsizler Öğrenciler
Mangal yürekli devrimciler
Anarşistler
Komünistler
Kimler yoktu ki
1 Mayıs’ta alanlarda
Nazım ile bakkal Garabet
Mustafa Suphi ile Doktor Hikmet
Behice ablayla Ayşe Şan
Paramaz ile Deniz
Gök gözlü İbrahim
Yıldız bakışlı Mahir
Diyar−ı Bekir’den Dörtler
Ve Ahbarik Hrant
Toz toprak
Davul zurna
Halay ve slogan arasında
Ape Musa ile elele
Ayağında terlikle
Küçük Uğur giriyor alana
Ve ansızın
Güzel günleri muştulayan
Binlerce balonla
Güvercin semalarda
“Yepyeni bir güneş doğuyor
Dağların doruklarında
Mutlu bir hayat filizleniyor
Kavganın ufuklarında”…
23 Nisan 2011 Cumartesi
12 HAZİRAN MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ ERTELENMELİDİR
Mustafa Elveren (Em. Öğrt.)
mustafaelveren@gmail.com
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) önce BDP’li bağımsız milletvekili adaylarını veto etti. Kürt halkı ile bazı aydınların gösterdiği sert tepkilerden dolayı Cumhurbaşkanı’nın devreye girmesiyle YSK bu kararını yeniden düzenleyerek geri adım attı. Bu karar Türkiye ve Dünya kamuoyu tarafından hayretle izlenmektedir.
YSK’nın verdiği bu kararlar hukuki değil, siyasidir. Veto kararı da düzeltme kararı da siyasidir. Çünkü Prof Doğu Ergil’in dediği gibi; “Hukuk fakültelerinde yetişen öğrenciler ‘önce devlet sonra hukuk’ anlayışıyla yetiştirilmektedir.” Sayın Ergil’in bu tespiti çok doğrudur. Buna bir ilave yapmak istiyorum. Türkiye’de mevcut hukuk fakültelerinde yapılan bir ankette; “Önce devlet mi, hukuk mu?” sorusuna öğrencilerin büyük çoğunluğu “önce devlet” yanıtını vermişlerdir. Bu anketi kaynağıyla birlikte daha önce yazdığım bir makalemde belirtmiştim.
Bu tespitlerden anlaşılıyor ki, YSK veto kararını “önce devlet” anlayışına göre siyasi olarak vermiştir. Verilen bu karara karşı Kürt halkının çok sert tepkisi ile birçok yazar ve aydının eleştirileri sonucunda Cumhurbaşkanı devreye girmek zorunda kalmıştır. Bunun üzerine YSK karar düzeltme gereğini duymuştur. Bazı belgelerin zaman aşımına uğradığı halde, yine de kabul etmiştir. Yani karar düzeltme de siyasidir. “… Cumhurbaşkanı Gül’ün son iki gündür, geçmişte Süleyman Demirel döneminde görülen türden yaptığı (haydi müdahale demeyelim) katkı önemliydi. / Murat Yetkin-Radikal” Sayın Cumhurbaşkanı’nın YSK’ya müdahale ettiği Murat Yetkin’in bu ifadelerinden anlaşılmaktadır.
Dolayısıyla YSK’nin verdiği her iki kararın da siyasi olduğunu çok net olarak görmekteyiz. O nedenle 12 Haziran’da yapılacak olan milletvekili seçimlerine gölge düşürülmüştür. Bence YSK tarafsızlığını yitirmiştir. Bu şartlarda yapılacak seçimlerin de sağlıklı olamayacağını söylemek abartılı olmayacaktır.
BDP’nin bağımsız milletvekili adayları YSK’nın bu siyasi kararına karşı, sonucu beklemeden derhal seçimden çekilmeliydiler. Ne yazık ki bu basireti göstermediler. 70 milletvekili yerine 25 milletvekilliğine razı oldular.
Bence, mevcut YSK üyelerinin tümü derhal istifa etmeli ve yerine yenileri seçilinceye kadar seçimler ertelenmelidir. TBMM’nin de muhalefet tarafından hemen olağanüstü toplantıya çağrılmalıdır. Aksi halde bu YSK ile yapılacak seçimlerin sonuçları da hukuki değil, siyasi olacaktır.
Bu öneriyi yapmak için ille de hukukçu olmak gerekmez. Benim gibi sıradan her insan da bu tür önerileri yapabilmelidir.
Şimdi bazı okuyucuların; “Yahu! Ortalık ancak yatışmışken sen de ‘pişmiş aşa su katmak’ mı istiyorsun?” diyerek, bana bir serzenişte bulunabilirler.
Zaten bu güne kadar verdiğimiz demokrasi mücadelesinde çok yetersiz kalmamızın en önemli nedenlerini sıralarsak;
Etliye-sütlüye karışmayan ve “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” deyip, zehirli aşı bize yedirenlere göz yumanlardır.
Kıbrıs’tan nemalanıp, “Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür” diyen Mümtaz Soysal gibi kafaları bize solcu diye yutturanlardır.
Diyarbakır’da yakaladığı eylemcileri AKParti binasında sorgulayan, Van’da camide zorla aldığı kişiye “kaç rekât namaz kıldın?” diye soran polislere karşı hiçbir tepki vermeyenlerdir.
Hakkımızda uyduruk gerekçelerle soruşturmalar-davalar açan savcı ve hâkimlere ücret karşılığında bilirkişi raporu veren sözde aydın prof.lerdir.
Neyse, biz yine esas konumuza dönelim.
Dünya kamuoyu gözü önünde açıkça siyasi kararlar alan mevcut YSK ile 12 Haziran seçimlerinin sonuçlarına nasıl güvenebiliriz? Ben güvenmiyorum. Yapacağım önerilere “deli saçması”, “hayal âleminde yaşıyor” istedikleri kadar desinler. Tarihin beni haklı çıkaracağına inanıyorum.
Sonuç olarak;
TBMM hiç zaman kaybetmeden derhal olağanüstü toplanmalı ve öncelikli olarak 12 Haziran’da yapılacak milletvekili seçimlerini ileriki bir tarihe ertelenmelidir.
Barajlı bir seçim demokratik olamaz. O nedenle, Seçim Kanunu’nda değişiklik yapmak suretiyle yüzde on baraj kaldırılarak, tüm siyasi partiler eşit olarak yarışmalıdır.
Gerçekleşmesi dileği ve umuduyla...
22.04.2011
Web site: http://www.gomanweb.net/
15 Nisan 2011 Cuma
ZAR TUTMAK!
Bülent Tekin
bulenttekin47@gmail.com
Hükümet’in bizi tüm dünyaya rezil eden “telekulak” olumlaması haklı/hasız, suçlu/suçsuz, kadın, erkek, genç, yaşlı ayırımı yapmaksızın herkesi kapsadı. Oysa dinlemelerin, mahkeme kararlarıyla ve suç işleme şüphesinin yüksek olasılık taşıması gerekçesiyle uygulanması gerekirdi. Dinlemelerin bir kısmı-yasal ya da yasal olmasa da!-medyaya düştü! İyi de oldu: Komplocu, faşist, darbeci ya da askerini ölüme gönderen kimi komutanlar deşifre oldu! Bazı kirli ilişkiler, illegal işler ortaya çıktı. Kendi öldürttüğü Mehmetçikleri PKK’ye yükleyecek zihniyette komutanların olduğunu bu ülke öğrendi. Bunlar iyi şeylerdi. Ama AKP ve Hükümet içindeki dinlemeler yansımadı ya da olmadı. AKP ve Hükümet içindeki görüşmeler, ilişkiler dışarıya yansımadığı için sorgulanması gerekebilecek bazı olaylar konuşulamadı. Polis sınavlarında bazı dinci tarikatlara yakın adaylara dağıtılan soru ve cevapların yanında bir de geçen sene KPSS’de yaşanan skandal ise az da olsa konuşulabildi. O sınavdan bazı adaylar tam puan almıştı.
Ve en son üniversiteye yerleştirme sınavlarında bir sorun çıktı. Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda (YGS) sorularda (ya da cevap anahtarlarında)-algoritmalar ya da aritmetik dizilere benzer-şifreler vardı. Bu aritmetik diziden ya da şifreden haberi olan bir öğrencinin ilgili tüm soruları doğru yanıtlayacağı kesindir. Hükümet, Milli eğitim Bakanı, YÖK bu işten sorumludur. ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir’in sorumluluğu ise en fazla olanıdır. Hükümet, YÖK ve ÖSYM tarafından bu işte bir art niyet olmadığı ya da tesadüf olduğu şeklinde açıklamalar yapılıyor. Ve ilginçtir ki ÖSYM Başkanı kabahati kitapçıkları basan matbaaya yükledi. Oysa soruların yanıtlarının şıkkı-bu tür sınavlarda!-her seferinde rasgele atılan bir zarın geldiği sayıyla belirlenir. [Bunu (doğru cevabın yerleştirilmesi gereken şıkkı) bize ODTÜ’de Probablity and Statistic(s) dersinde “(at) random” (rasgele) olması gerektiğini öğretmişlerdi.] Yani doğru şık rasgele atılmış zarın geldiği sayı olmalıydı.(Bir örnek vermek istiyorum: Bir soru için atılan rasgele zarda gelen sayı 2 ise, o sorunun doğru yanıtı b’ye yerleştirilecektir.) Hükümet ya da ÖSYM, anlaşılan hileli zar kullanmış ya da zar tutmuştur. Öyle bir hileci kumarcı bulmuşlar ki, attığı her zarla istenilen (aritmetik)diziyi ya da şifreyi sağlamıştır. Bunun böyle olmamış olmasını dilerim! Bu sınavı yapmış olan kurum sınava giren her öğrenciye (bir milyon yedi yüz bin kişiye mi?) ayrı soru kitapçığı dağıttığı anlamında açıklamalar yaptı. Buna şaşmadım dersem yalan olur: Eğer bu doğruysa bunun hangi bilimsel yönteme göre veya akılla(?!) yaptıklarını açıklayabileceklerini düşünmüyorum. Eğer bir tesadüf değilse bu işte de-hiç düşünmek istemiyorum!-polis sınavı, KPSS skandalı benzeri bir kurnazlık düşünülmüşse bu ülkede birileri (devlet) bizleri (yetmiş milyonu) tek tek kontrol ediyor demektir.
Melle Hasan’ın (bir arkadaşımın babasıdır) imamlık yaptığı bir köyde hem muhtar, hem ağa olan Mehmet adlı biri varmış. Artık orta yaşlıydı. İkinci bir hanım almayı düşünmeye başlamıştı. Cemaatte de arada sırada bu niyetini söylüyordu. Bir gün cemaatte bir köylü: “Yahu Mehmet Ağa, evlen artık!” “Vallahi nasipse evleneceğim!” Köylü bu işi ağırdan aldığını bildiği ağaya çatmış: “Vallahi billahi, talakıma, dinim imanıma, bir genç kız kendi ayağıyla gelse, benle evlen dese, evlenmezsin!” “Öyle söyleme!” Köylü: “Madem kararlısın, benim on dört yaşında bir kızım var, onu sana veriyorum. Sen de kızını oğluma ver!” Köylüler de kızını verecek köylüye sırt çıkarak ağayı sıkıştırmışlar. Ağa o ateşli tartışma içinde parlamış: “Vermeyenin karısı ondan boşansın mı?” Köylü: “Âmin! Almayanın da öyle olsun!” Melle Hasan da cemaatteydi ve olanları gözlüyordu. Mehmet: “Hoca, nikâhımızı kıy!” Israr ve dayatma karşısında Melle hemen oracıkta nikâhlarını vekâleten (kız huzurda olmadan) kıymış. Zaten Ağa’nın kızı 30-40 yaşlarında, yaşı geçmiş biriydi ve fırsat eline düşmüşken-Ağa-bir taşla iki kuş vurmuş(tu). Ancak Melle Hasan bir tavsiye etmekten de kendini alamamış: “Bak Mehmet! Sen bu kızla ilişkiye girme, yaşı daha çok küçük!” “Zaten banim hanımım var Melle. Ne acelem var? Yavaş yavaş bana alışsın, ne zaman o büyür ve ihtiyacımız olursa?” Ve böylece Mehmet Ağa’nın ikinci evliliği başlamış. Tabii yeni gelin tek başına odasında kalmış, Ağa ona hiç uğramamış bile. Bir süre sonra köylüler, biraz da kızın anlatımıyla olayı fark etmişler. Bir gün çeşmede köylü kadınları yeni gelini sıkıştırmışlar: “Evlilik nasıl gidiyor?” “Mehmet’le hiç alakam yok. O eski karısıyla kalıyor. Onu hiç görmüyorum!”Bunun üzerine köylü kadınları her yerde dedikodu etmişler: “Mehmet’in bu kıza karşı erkekliği yok!” İnsanlar gelip bunu Mehmet’e söylemiş. Mehmet Ağa’nın kanı beynine fışkırmış ve dama çıkıp avazı çıktığı kadar bağırmış:”Ulan karınızı getirin, gelininizi getirin, küçük kızlarınızı getirin! Onlara öyle öyle yapayım!” Bu kez Melle Hasan damdaki Ağa’ya çıkışmış: “Hacı Mehmet ne yapıyorsun? Ayıptır! Sen köyün ileri gelenisin! Bu nasıl söz?” Ağa zorla nefes alarak yanıt vermiş: “Yahu Hoca, baksana! Yatak işlerimize kadar karışıyorlar!”
Yasadışı olarak yurttaşların yatak odalarına kadar dinleyenleri, polis adaylarına cevap kâğıtlarını verenleri, KPSS skandalını işleyenleri ve üniversiteye girecek öğrencilere şifreleri verenleri sorgulayamayan bir hükümet var. Ve bu yetmez gibi Kürtleri, sosyalistleri, gerçek dindarları ve radikal demokratları kontrol altında tutan bir hükümete dönüşmüş. Ve yurttaşların vaveylasını Mehmet Ağa’nın bağırması gibi değerlendiren bu hükümet yeni bir seçim kazanmaya göz dikerken ikinci bir gelin aldığını unutur gibidir. Tunus, Mısır, Libya faşist diktatörlüklerine açıktan tavır alan AKP hükümeti ve Tayip Erdoğan, Suriye faşist diktatörlüğüne-Kürt sorunundan dolayı-destek vermektedir. “Gelin, Kürtlere fazla taviz vermeyelim!” anlamındadır. Mehmet Ağa, çokeşlilik ve zavallı köylülük bu ülkenin yazgısı olmamalıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
EYLEMSEL YETKE
Bir Kitap: 'Eylemsel Yetke"-Faiz Cebiroğlu
Kitap
Fadil Ölmez
BİYOGRAFİM
Faiz CEBİROĞLU:
1959 Hatay / Antakya - Dursunlu Köyü doğumlu. Liseyi Antakya’da bitirdi. Lise yıllarında şiire ve Halk müziğine eğilim gösterdi. Halk müziği ağır bastı. Bağlama çalmayı öğrenerek, türküleri kendine özgü bir tarzla yorumlamaya başladı. İlk kasedi “ Şafağın Gülleri” oldu. Yasaklandı. 2.kasedi “Yağmur Çiseliyor” çok az kesime ulaştı.1986 da Danimarka’ya geldi. Danimarka’da müzik çalışmaları yanında, pedagojiye ilgi gösterdi. Pedagoji (çocuk eğitimcisi) bölümünü bitirdi. Halen Danimarka’da pedagog, “çocuk yetiştirme sanatçısı” olarak çalışmaktadır. Türkiye’de, Dönem Yayıncılık tarafından basılan “TOPLUMSAL KURTULUŞ NOTLARI” (İstanbul 1991) isimli bir kitabı bulunmaktadır. Türkçe, Arapça, Danimarkaca (Danca) ve İngilizce bilmektedir. Değişik site, gazete ve dergilerde her konuda yazılar yazmaktadır. Türkiye’de, Ocak 2005 te yayın hayatına başlayan, ”Sanat, Edebiyat ve Eğitim’de YOĞUNLUK dergisinin Danimarka sorumlusudur. Ayrıca bu derginin de yazarıdır.
1959 Hatay / Antakya - Dursunlu Köyü doğumlu. Liseyi Antakya’da bitirdi. Lise yıllarında şiire ve Halk müziğine eğilim gösterdi. Halk müziği ağır bastı. Bağlama çalmayı öğrenerek, türküleri kendine özgü bir tarzla yorumlamaya başladı. İlk kasedi “ Şafağın Gülleri” oldu. Yasaklandı. 2.kasedi “Yağmur Çiseliyor” çok az kesime ulaştı.1986 da Danimarka’ya geldi. Danimarka’da müzik çalışmaları yanında, pedagojiye ilgi gösterdi. Pedagoji (çocuk eğitimcisi) bölümünü bitirdi. Halen Danimarka’da pedagog, “çocuk yetiştirme sanatçısı” olarak çalışmaktadır. Türkiye’de, Dönem Yayıncılık tarafından basılan “TOPLUMSAL KURTULUŞ NOTLARI” (İstanbul 1991) isimli bir kitabı bulunmaktadır. Türkçe, Arapça, Danimarkaca (Danca) ve İngilizce bilmektedir. Değişik site, gazete ve dergilerde her konuda yazılar yazmaktadır. Türkiye’de, Ocak 2005 te yayın hayatına başlayan, ”Sanat, Edebiyat ve Eğitim’de YOĞUNLUK dergisinin Danimarka sorumlusudur. Ayrıca bu derginin de yazarıdır.
Etiketler
- Bülent tekin in yeni kitabi
- terörist - bülent tekin
- 1 mayis ütopyasi
- 1. dünya savasi - adil okay
- 12 ceset - bülent tekin
- 12 eylül 1980 - faiz cebiroglu
- 12 Eylül Cunta Anayasası - mustafa elveren
- 12 Eylül Darbesinin Edebiyatta İzdüşümü - Murat Altunöz Haberi
- 12 Eylül dershane ve yaris atlari - adil okay
- 12 haziran 2011 secimleri - faiz cebiroglu
- 12 haziran milletvekili - mustafa elveren
- 12'ler üzerine - bülent tekin
- 15 16 Haziran - adil okay
- 15 agostus - bülent tekin
- 15- 16 Haziran - M. Sehmus Güzel
- 2 ci misir devrimi - faiz cebiroglu
- 2014 - adil okay
- 21 yüzyilin baslangici ve ittihatcilarin sonu - nadir nadi celik
- 24 e 24 - bülent tekin
- 33 kursun - ahmed arif
- 33 kursun ahmet arif ve sonrasi - m sehmus güzel
- 551 vekil - bülent tekin
- ab bayrak islam -mustafa elveren
- abdüko yumusama ve baris - bülent tekin
- Abidin Dino - M. Sehmus Güzel
- acik savas tezkeresi - faiz cebiroglu
- Aciklama 2 - eylemsel yetke
- aciklama1 - eylemsel yetke
- acilim politikasi ve sivil darbe anlayisi - ismail besikci
- acilis ve kapanis - hasan bildirici
- adalet bakanina acik mektup - adil okay
- adi özgecan - adil okay
- adil okay
- adil okay dan yeni kitap
- adil okay ile soylesi
- adilos bebem - ahmed arif
- ahlakli devlet - bulent tekin
- ahlaksiz erdogan - ali emin ileri
- ahmet altan ve kürtler - hasan bildirici
- ahmet kaya anisina - mustafa elveren
- ahmet kaya ve ferhat tunc - mustafa elveren
- ahmet türk'ün istifasi - hasan bildirici
- akdeniz multeci mezarligi - adil okay
- akilsiz aklin serüvenleri - nadir nadi celik
- akilsiz aklin serüvenleri3 - nadir nadi celik
- aklinizdan cikmayanlar - bülent tekin
- akp cözüme yanasmiyor - abdullah öcalan
- akp fasizmi - hasan bildirici
- AKP Halk iradesi - yener orkunoglu
- akp halk iradesi 2 - yener orkunoglu
- akp ile chp - mustafa elveren
- akp ile chp nin irkcilik yarisi - mustafa elveren
- akp kapatilmadi - turgut kocak
- akp ordu ve abd - yener orkunoglu
- akp ve kürt sorunu - ismail besikci
- AKP’li Geçinen Sarhoşlar - mustafa elveren
- AKP'nin Degirmenine Su Tasimak - Abdulkadir Ulumaskan
- aksam olunca - adil okay
- aleviler
- alevilerde kafa karisikligi - ismail besikci
- alevilerin büyük sirri - ismail besikci
- aleviligin islamla hicbir iliskisi yoktur - ismail besikci
- Aleviligin sunni diktatörlüge karsi direnisi - hasan bildirici
- alevilik bir insan sevgisidir - serra güneyli
- alevilik dünün sosyalizmidir - serra güneyli
- alevilik müslümanlik midir - devran asmen
- aleviliki dersim ve cumhuriyet - mustafa elveren
- ali yüce - muslum kabadayi
- alin size amerikan usakligi - turgut kocak
- Alintilar ve Yorumlar - Mustafa Elveren
- allah kuran bayrak - mustafa elveren
- alt üst kimlik meselesi - mustafa elveren
- altta kalanin - adil okay
- Amik'te Bir Yaz Yolculugu ve Dostluklar - Müslüm Kabadayi
- ana tanricadan - bülent tekin
- analiz ve yorum üzerine - fadil ölmez
- anarsizm nedir - faiz cebiroglu
- anarşik sistemdir - faiz cebiroglu
- anayasa - turgut kocak
- anayasa arilar kovanlar - bülent tekin
- anma - adil okay
- anma - mihrac ural
- anneler de ölür - bülent tekin
- Anneme - Mahmud Dervis
- antakya adi degil hatay adi silinsin - demir bilgin
- antakya da 14 gözalti
- aramice dili - murat altunöz
- asik ishsani
- asimetrik asklar - bülent tekin
- asimilasyon bitti aldatmacasi - mustafa elveren
- askere gitmeyin-mustafa elveren
- Askin isterik cigliklari - bülent tekin
- avukat - bülent tekin
- ayak izlerindeki yazilar - halil ibrahim özcan
- azinligin cogunluga tahakkümü
- baglar belediyesi - bulent tekin
- bahar operasyonlari - hasan bildirici
- bahcelievler katliami
- balon erken patladi - hasan bildirici
- baris ve demokrasi - mustafa elveren
- barzani semaya bak - serra güneyli
- bas kim ayak kim - turgut kocak
- Baskin Oran'in AKP'si - Yener Orkunoglu
- basörtüsü... - fikret baskaya
- Başın öne eğilmesin – Turgut Koçak
- baykal amerikan in ve fasizmin truva ati - faiz cebiroglu
- ben dersimli kemal - mustafa elveren
- besikciye mail - abdulkadir ulumaskan
- besikciye selam - adil okay
- bir adim ileri iki adim geri - abdulkadir ulumaskan
- Bir amblem ve bir not - faiz cebiroglu
- bir erkek bir kadin - bülent tekin
- bir heykel - adil okay
- bir mayis üzerine düsünceler - m.sehmus güzel
- bir proresörün evhamlari - faiz cebiroglu
- Bir Ressam - Serpil Odabasi
- bir ressam bir kitap - adil okay
- bir sairden - adil okay
- bir tekme bir yumruk - faiz cebiroglu
- bir yazardan - adil okay
- bir yazi hirsizi - faiz cebiroglu
- Bir yorum: Reyhanlı katliamı - faiz cebiroglu
- biraz ahlak -faiz cebiroglu
- birey laik olmaz devlet laik olur - yener orkunoglu
- bireysel gelisim 1 - faiz cebiroglu
- bireysel gelisim 2 - faiz cebiroglu
- bireysel gelisim 3 - faiz cebiroglu
- birlesmis milletler ve cocuklar - faiz cebiroglu
- birlik ve beraberlik - abdulkadir ulumaskan
- bismillah diye ilk geri adim - abdulkadir ulumaskan
- biutiful - adil okay
- biyikli göbekli - serra güneyli
- biz nasil insanlariz - bülent tekin
- bombalar patlarken - bülent tekin
- bonzai - m kabadayi
- bozkurt sembolu calintidir - sevra kurtulus
- bölücülük ve yandaslik - mustafa elveren
- börü dizisi - bülent tekin
- bu basbakanla - mustafa elveren
- bu hoca beni dinsiz yapacak - mustafa elveren
- bu kalp seni unutur mu - adil okay
- bu sistemde katliamlar - mustafa elveren
- bu telas niye - turgut kocak
- bu yaziyi okumayin - bülent tekin
- bulent tekin
- bulmaca - bülent tekin
- buyuk kafalar - bulent tekin
- büyükler sokakta dans etmeye utaniyor
- Büyüklerimiz Devlette Görev Almamızı İstiyorlardı - mustafa elveren
- cagdas egitim yalani - mustafa elveren
- cagdas kawa - mustafa elveren
- cakal cukal edebiyeti - bülent tekin
- cakallarin ulumasi - emine engin
- calismak üzerine - faiz cebiroglu
- Can Yücel i anarken - bülent tekin
- cek - müslüm kabadayi
- cellatlarin ölümü - hasan bildirici
- cephede ebu nidal - faiz cebiroglu
- cetelesmenin boyutu - murat altunöz
- Che yasiyor - Faiz Cebiroglu
- chp ve secim ittifaklari - mustafa elveren
- chp ve secim ittifaklari 2 - mustafa elveren
- cinsel fasizm - hasan bildirici
- cocuk cigliklari - adil okay
- cocuk ve okuma kültürü sempozyomu - müslüm kabadayi
- cocukluk isgal altindadir - faiz cebiroglu
- cocukluk ve edebiyat -müslüm kabadayi
- cok mutluyuz - bulent tekin
- cukurova kitap fuari - müslüm kabadayi
- cumartesi anneleri / mustafa elveren
- cumhurbaskanligi - faiz cebiroglu
- cumhuriyet ve atatürk - mustafa elveren
- danimarka da ´secim - faiz ceniroglu
- Dar Sokak - Dergi
- Dar Sokak - Sayi 2
- darbeler
- Darbeler Ve Resmi İdeoloji - mustafa elveren
- degistirilmis kuran - mustafa elveren
- deli dumrul - bülent tekin
- deliler akillilar cocuklar - bülent tekin
- delirmis krallar - bülent tekin
- demokrasi - mustafa elveren
- demokrati acilim - bülent tekin
- demokratik özerklik - mustafa elveren
- deneyin isterseniz - bülent tekin
- denge - halil ibrahim özcan
- Deniz gezmis yasasaydi - Abdulkadir Ulumaskan
- deniz ve basbakan - bülent tekin
- denizden isiklanmak - muslum kabadayi
- dershaneler - bülent tekin
- dershaneler 12 eylül elstiriler ve yanitlar - adil okay
- dersim aleviligine operasyon - mustafa elveren
- dersim den antakya ya - adil okay
- dersim halkini tümden suclamak - mustafa elveren
- dersim katliami - mustafa elveren
- dersimizden caktik - bülent tekin
- dersimliler - mustafa elveren
- deveye sormuslar - turgut kocak
- devin trajedisi - bülent tekin
- devlet patron - adil okay
- devletin agalari - ismail besikci
- devletin kemal burkay acilimi - mustafa elveren
- devletin ömrü - bülent tekin
- dijle tv - bulent tekin
- dil ve aile - faiz cebiroglu
- dillerin ölümü - faiz cebiroglu
- din ahlak - mustafa elveren
- dinci ile ateist arasindaki fark - mustafa elveren
- dis mihraklar - abdulkadir ulumaskan
- diyarbakir seni sevmiyor - bülent tekin
- DKÖ lerin gücü - mustafa elveren
- dogrular gibi yalanlama - abdulkadir ulumaskan
- dokuz köyden kovuldum - bülent tekin
- dönülecek ev yok - hasan bildirici
- dönüsü olmayan yol - hasan bildirici
- dövüs kulübu ve posmodern sinema - adil okay
- dtp kapatilamaz
- dursunlulu ressam fehmi - faiz cebiroglu
- ebu cehil - faiz cebiroglu
- ece ayhan'la düsünmek - m.sehmus güzel
- egitim - adil okay
- Ekin Van - Adil okay
- el rakka dan rojava ya - adil okay
- elde var ayten - bülent tekin
- ele alinmasi geciken sorun - fadil ölmez
- elestiri kültürü - mustafa elveren
- elestiri üzerine - faiz cebiroglu
- elestiri üzerine bakis - faiz cebiroglu
- elestiriye evet - mustafa elveren
- elezig daki safii ve kizilbas - mustafa elveren
- ellerimiz kirilsaydi da - turgut Kocak
- emperyalizm - faiz cebiroglu
- emperyalizm hersey kâr icindir - faiz cebiroglu
- emperyalizm terör egemenligidir - faiz cebiroglu
- emperyalizm vandalizmdir - faiz cebiroglu
- emperyalizm ve anti emperyalizm üzerine - fikret baskaya
- emperyalizm ve dil - faiz cebiroglu
- emperyalizme karsi savas - ismail besikci
- emperyalizmin usagi arap bilrligi - turgut kocak
- en iyi patron - adil okay
- enternasyonal 120 yasinda - m.s. güzel
- erdal ölümsüzdür - faiz cebiroglu
- ergenekon cetesi - abdulkadir ulumaskan
- ergenekon dan yesil ergenekon a - bülent tekin
- ergenekon istisna degildir - prof. fikret baskaya
- ergenekon tarzi - bülent tekin
- ermeni sempozyumu - adil okay
- ermenilerden özür diliyorum - adil okay
- ermenilerle sürgünde kesisti yollarim - adil okay
- ermeniýe düsman - mustafa elveren
- esege özür - bülent tekin
- esekten utanmayanlar - bülent tekin
- esitlik
- eti senin kemigi benim - mustafa elveren
- etnik kimlik - faiz cebiroglu
- evet hayir - mustafa elveren
- Ey isa - Macid Ebu Gosh
- Eylemsel Yetke - Faiz Cebiroglu
- eylemsel yetke - hasan bildirici
- eylemsizlik karari ve sonrasi - mustafa elveren
- facebook üzerine - faiz cebiroglu
- ferhat tunc - mustafa elveren
- ferhat tunc - mustafa elveren
- ferhat tunc u - mustafa elveren
- feslegene agit - halil ibrahim özcan
- fikret baskaya - adil okay
- Filistin - adil okay
- filler - bulent tetkin
- fotograflar - bülent tekin
- gazeteciler ayakta - müslüm kabadayi
- gerekirse seytanla isbirliyi yapilabilir - mustafa elveren
- gerileme sonun baslangicidir - abdulkadir ulumaskan
- gezi direnisi - adil okay
- gomanweb sitesi - mustafa elveren
- görülmüstür ama cözülmemistir - selma akkaya
- görülmüstür sergisi - adil okay
- göstermelik demokrasi - mustafa elveren
- Grup Yorum Antakya'da - Murat Altunöz
- gunay aslan ve ben - hasan bildirici
- gurbette bile gökyüzü varmis - adil okay
- günesin sürprizleri - müslüm kabadayi
- hak arama yürüyüsü - murat altunöz
- hakki devrim e cevap - abdulkadir ulumaskan
- halic te yasayan simonlar - bülent tekin
- halis in istifasi - mustafa elveren
- halkin yarattigi simgeler - mustafa elveren
- halklarin kardesligi - adil okay
- halklarin ya da din kardesligi - mustafa elveren
- hapishane mektuplar 2 - adil okay
- hapishane mektuplari - adil okay
- hasan gülbahar dan mektup - adil okay
- hasan mantici - adil okay
- hasta tutsaklar - adil okay
- hatay sorunu - sevra kurtulus
- hayaldi gercek oldu - mustafa elveren
- haydutluk - hasan bildirici
- haziran direnisi - adil okay
- hdp ile ak parti - serra güneyli
- hdp ve linc ordusu - adil okay
- hdp ve selahattin demirtyas -bülent tekin
- her sey para icin -bülent tekin
- herkesi iceriye mi atacaksiniz - turgut kocak
- HIRSIZ VE POLİS - Bülent Tekin
- hirsiz ve yalanci - bülent tekin
- hizli siyaset teknikleri / bülent tekin
- hortlaklar - m sehmus güzel
- hukuk
- hukuksuzluk iddianame ve savunma - mustafa elveren
- hukukun olmadigi yerde - mustafa elveren
- hypatia - bülent tekin
- ic savas politikalari - bülent tekin
- icimde kuslar göcüyor - murat altunöz
- icimizdeki niyet - bülent tekin
- icisleri bakani istifa etmedilir - bülent tekin
- icraatlarda terörizm fantazileri - bülent tekin
- ifade özgürlügü ve yargi - ismail besikci
- ifade vermek - adil okay
- iki mustafa - mustafa elveren
- iktidarin kürt yazarlari - hasan bildirici
- ileri demokrasi aldatmacasi - mustafa elveren
- ilgili makama - bülent tekin
- iman gücüyle siyaset - abdulkadir ulumaskan
- inan - faiz cebiroglu
- inanarak mücadele etmek - bülent tekin
- insallah kazanirsiniz - bülent tekin
- insan birazda düsündügüdür - bülent tekin
- İnsan Nasıl İnsan Olur - ismail besikci
- insanciklar karincalar krallar - bulent tekin
- insanliga mukavemet
- internet - mustafa elveren
- intikam sözcügü - faiz cebiroglu
- ipotek krizi - fikret baskaya
- iran - nadir nadi celik
- irkci sovlar - abdulkadir ulumaskan
- irkcilik-prof.dr.m.sehmus güzel
- irklar ve inanclar - mustafa elveren
- isid nedir - faiz cebiroglu
- isid veya öso - adil okay
- isimiz gücümüz - bülent tekin
- islam
- islam kardesligi - ismail besikci
- israil yine - adil okay
- ittihat ve terakki - bülent tekin
- ittihatcilarin soykirim refleksleri - nadir nadi celik
- iyiler ve kötüler - bülent tekin
- jet fadil - hasan bildirici
- kâbemiz dünyadir - serra güneyli
- kadin eylem daha fazla eylem - fadil ölmez
- kahraman türkler ve kürtler - bülent tekin
- kalkinma bir efsanenin sonu - prof. fikret baskaya
- kandil e telgraf - faiz cebiroglu
- Kapitalizm
- kapitalizm emperyalizm barbarliktir - sevra kurtulus
- kapitalizm: önce para sonra insan - faiz cebiroglu
- kardeslik
- kardeslik ve dostluk üzerine - mustafa elveren
- karsi saldiriya karsi saldiri - canan ates
- kasabalilar - müslüm kabadayi
- kastelli canina kiydi
- katil kerpic - bülent tekin
- Kawa heykeli - bülent tekin
- kayiplar haftasi - adil okay
- kazim icin bir film
- kazim koyuncu
- keklik ve sahin - bülent tekin
- kemal burkay in iddialari - hasan bildirici
- kemal karkajier - adil okay
- kemalist ve anti-kemalistlerin uzlasmasi - abdulkadir ulumaskan
- kemalizm renk degistiriyor - mustafa elveren
- kenan evren'e mektup - ali emin ileri
- kent - m sehmus guzel
- kic devlet - adil okay
- kiniyorum - bülent tekin
- kirilgan zamanlar - murat altunöz
- kiskancligin daniskasi - bülent tekin
- kitap - eylemsel yetke
- kitap tanitimi - adil okay
- kitasal bilivarci hareket - canan ates
- kitasal bolivarci hareket in manifestosu
- kitasal bolivarci hareket kurulus kongresi
- kizilay da bir hayalet dolasiyor - sibel özbudun
- kobane rojeva - adil okay
- kolombiya da toplu mezar - canan ates
- kongreler sürecinde Egitim Sen
- Kosova bagimsizlgi - Ali Emin ileri
- kromsanin zehirli varilleri - adil okay
- kurd1 - abdulkadir ulumaskan
- kurnaz adam piyasada - bülent tekin
- Kutlu olsun - bülent tekin
- Kültür Düsmanligi - Yener Orkunoglu
- kültürel yabancilasma - faiz cebiroglu
- kürd kimligi - faiz cebiroglu
- kürd ordularinin basarisi - hasan bildirici
- kürt acilimi - turgut kocak
- kürt devleti - faiz cebiroglu
- kürt dili ve edebiyati - ismail besikci
- kürt edebiyati ve ben - hasan bildirici
- kürt edebiyeti üzerine - ismail besikci
- kürt güvenligi - hasan bildirici
- kürt sorunu degil - hasan bildirici
- kürt ve türk sorunu - yener orkunoglu
- kürtaj hakkinda - adil okay
- Kürtler Aleviler ve Raporlar- ismail besikci
- laiklik milli birlik - ismail besikci
- Laiklik elden gidiyor mu - fikret baskaya
- latife tekin'e yanitlar - bülent tekin
- Lazlar da ayni oyuncaktan istiyor - nadir celik
- lenin - yener orkunoglu
- lenin 3.bölüm
- lenin 4.bölüm
- lenin 5.bölüm
- lenin 6.bölüm
- lenin 7.bölüm - yener orkunoglu
- liberal kontrgerilla - bülent tekin
- liberal teorilerin cöküsü - yener orkunoglu
- liberalizm ve demokrasi
- liberalizmin hegel düsmanligi - yener orkunoglu
- Liberalizmin muhafazakarlik ile evliligi - yener orkunoglu
- liberalizmin yükselisi - yener orkunoglu
- linc ve baris - adil okay
- makale - faiz cebiroglu
- makale - fikret baskaya
- makale - ismail besikci
- mamak mektuplari - adil okay
- marks'i asanlar - faiz cebiroglu
- marks'in önemi - yener orkunoglu
- marksi asanlar - faiz cebiroglu
- mayis 1968 in getirdikleri I - m sehmus güzel
- mayis 1968 in getirdikleri II - m sehmus güzel
- mayis 1968 in getirdikleri III - m sehmus güzel
- mazlum dogan - mustafa elveren
- mazlum dogan i övmekten ceza almak - mustafa elveren
- mazlum dogan icin ne yaptin - mustafa elveren
- mazlum dogan in kabrine - mustafa elveren
- mazlumlarin diyari yasaklanamaz - mustafa elveren
- mecburuz - hasan bildirici
- medaya baskısı - faiz cebiroglu
- medlerin dönüsü - hasan bildirici
- mehmet metiner in 10 yil marsi - mustafa elveren
- memleketin silivri manzaralari - bülent tekin
- merhaba dostlar - sevra kurtulus
- merkel sarkozy'yi sevmiyor - m.sehmus güzel
- mert dayanir - turgut kocak
- metin can ve hasan kaya anisina - mustafa elveren
- metin can ve hasan kaya nin anisina mustafa elveren
- midesel egitim - müslüm kabadayi
- mihrac ural a ne oldu? sevra kurtulus
- mihrac ural muammasi - sevra kurtulus
- mihrac ural yanitladi - bülent tekin
- milli birlik ve kardeslik destani - bülent tekin
- milli irade - bülent tekin
- minareler süngü mü - bülent tekin
- minna - faiz cebiroglu
- mit in cinayet aciklamasi - hasan bildirici
- modern köleler - bülent tekin
- morglar yine doldu - hasan bildirici
- muhammed ataturk erdogan uclusu - mustafa elveren
- muhterem insanlar - bulent tekin
- munzur festivali - mustafa elveren
- musa agacik - mustafa elveren
- musa agacik 2 - mustafa elveren
- musluman aleviler -mustafa elveren
- mustafa balbay - adil okay
- mustafa balbay hakkinda - adil okay
- mustafa önal - müslüm kabadayi
- muzaffer tansu dan mektup - adil okay
- mücüzevi özlemler - bülent tekin
- müslüm kabadayi dan acik mektup
- narrativ - faiz cebiroglu
- Nazim Hikmet'ten Kamuran Bedirxa'na Mektup
- nefret söylemi- adil okay
- nelson mandela - adil okay
- nereden nereye - hasan bildirici
- newroz - faiz cebiroglu
- newroz kutlu olsun - faiz cebiroglu
- newroz mektubu - faiz cebiroglu
- newrozdaki mesajlarin algilanmasi - abdulkadir ulumaskan
- newrozlasan mazlum - mustafa elveren
- newrozlasan mazlum dogan - mustafa elveren
- noel yemekleri - faiz cebiroglu
- NTV de yazi isleri - bülent tekin
- nükleer cöplük olmayin - adil okay
- olümün 2. yildinömü ali yüce - müslüm kabadayi
- on kisilik imza - bülent tekin
- operasyon isleri - bülent tekin
- ortak aciklama
- osman turanli nin celiskisi - mustafa elveren
- osmanlica - adil okay
- osmanlica nedir - faiz cebiroglu
- oyunlar - bulent tekin
- ozgur gundem - hasan bildirici
- ozgur ve lorin bebek - adil okay
- ozgürlük - bülent tekin
- Oztin Akguc'un miliyetcilik tanimi - demir bilgin
- Öcalan - Türk’e saldırı tesadüf değildir
- öcalan erdogan'a cözüm cagrisi yapti
- öcalan: imrali diyarbakir cezaevi'ne dönüstü
- ögrenirken ögretenler - müslüm kabadayi
- öldürmenin itibari - bülent tekin
- ölmek ve öldürmek - mustafa elveren
- ölü bedenimiz - adil okay
- ölüm adasi - bülent tekin
- ölümün 1. yildönümünde ali yüce
- ölümün ardindan dersim de olmak - mustafa elveren
- ömrün cetelesi - adil okay
- önce insan ol - adil okay
- önce insan olmak gerekir - mustafa elveren
- özel ordu mu - bülent tekin
- özgür basin - bülent tekin
- özledigimiz erudi insandir - faiz cebiroglu
- pamuk iplikler - bülent tekin
- patlama - bülent tekin
- payanda ya da takla - bülent tekin
- pedafoli ve fasizm - adil okay
- pedagoji
- pedagojik metodlar - faiz cebiroglu
- piponya - bülent tekin
- pkk nin adalet ve hukuk anlayisi - hasan bildirici
- pkk ve bdp nin erdoga beklentisi -hasan bildirici
- polat alemdar demokrasisi - bülent tekin
- postalcilar - mustafa elveren
- postmodernizm ve osman sahin - adil okay
- postmodernizmin fikir babasi - yener orkunoglu
- Raif Dikçe'de gitti! - Faiz Cebiroglu
- rejimin niteligini tartisabilmek - fikret baskaya
- resmi ideoloji - ismail besikci
- resmi ideoloji - mustafa elveren
- roboski - adil okay
- rojawa dan sesleniyoruz - sevra kurtulus
- rolatindeyiz - hasan bildirici
- ruh halimizin tedirginligi - mustafa elveren
- Ruhi Su: Bir Komünist Ozan - Faiz Cebiroglu
- ruyalarim - bulent tekin
- saatleri bir ömür ileriye aldilar - adil okay
- sagir ölüm - halil ibrahim özcan
- sair adnan yücel - adil okay
- sair kapilari - adil okay
- saka gibi bir sey - bülent tekin
- sallanan parmaklar- bülent tekin
- salyangoz davasi - adil okay
- samimiyet testi - bülent tekin
- sanal alem - adil okay
- sanal sevgililerim - bülent tekin
- sanat - adil okay
- savas ahlakinda örselenmeler - bülent tekin
- savasta tecavuze ugrayan - adil okay
- secimler ve hainler - serra guneyli
- sehid kavrami - demir bilgin
- sempatik fasistler - bülent tekin
- seni oldugum gün- bulent tekin
- serafli sampiyonlar - bülent tekin
- serdar yesilyurt - bülent tekin
- sermaye birikimi ve özgürlükler - ismail besikci
- serpil odabasi'ndan yeni calismalar
- sessiz devrim demogojisi - mustafa elveren
- sevda kusun kanadinda - bulent tekin
- Sevgi ve Aşk Üzerine - Adil Okay
- sevgililer gününde aski tanimlamak - faiz cebiroglu
- sevmeme sucu - abdulkadir ulumaskan
- seytani saldirilar - faiz cebiroglu
- siddet - faiz cebiroglu
- siir - mahmud dervis
- siir üzerine - faiz cebiroglu
- sil bastan - bülent tekin
- simdi ne olacak - turgut kocak
- sinemardin - bülent tekin
- sinif kimlik ve dil - adil okay
- sinirlari zorlamak - bülent tekin
- sira akp de - turgut kocak
- sise cam iscileri - adil okay
- sistem - mustafa elveren
- Sitki Öner - Müslüm Kabadayi
- sivas katliami - müslüm kabaday
- siyasi haklar taninmadan - ismail besikci
- siz hic mülteci oldunuz mu - adil okay
- sokaklar - hasan bildirici
- sol dersim ve alevi örgütleri - mustafa elveren
- sol ici siddet - ali emin ileri
- sol liberalizm ve ulusal solculuk
- soma - muslum kabadayi
- soma devlet patron - adil okay
- somali den ingiltereye - adil okay
- son dakika haberi - faiz cebiroglu
- son ürece iliskin - murat altunöz
- son yagmur - murat altunöz
- sorgulanan tahliyeler - bülent tekin
- sorumlu amerikadir - turgut kocak
- sovenizmin bombalari - abdulkadir ulumaskan
- suriye de bahar olacak mi - bülent tekin
- suriye de kadin - demir bilgin
- suriye secimleri - faiz cebiroglu
- suya sabuna - adil okay
- sürgündasim sivan - adil okay
- sürgünlerde - mustafa elveren
- sürüler dünyasinda insan - demir bilgin
- tahir elci - bulent tekin
- Taksim Direnişi - mustafa elveren
- takunycilar ile posyalcilar - mustafa elveren
- tanriya degil - mustafa elveren
- tarihi mektup - fadil ölmez
- tarihte provokasyonlar - mustafa elveren
- tayyip ve gap - abdulkadir ulumaskan
- tc nin cumhurbaskanligi - serra güneyli
- te goti ci goti - bülent tekin
- tek tanrili dinler - mustafa elveren
- tek tip elbise - bülent tekin
- tek yol diyalogdur - abdullah öcalan
- Temel Demirer e selam - adil okay
- temel demirer le dayanisma - adil okay
- terbiye - bülent tekin
- terörle depresen deprem - bülent tekin
- Teyze amca savas basladi - adil okay
- tilkiler savasi - bülent tekin
- tini rakisiyla büyüdük 2 - gaiz cebiroglu
- tini rakisiyla büyüdük ve yürüdük - faiz cebiroglu
- tokatla gelen özgürlük - bülent tekin
- toplumdaki celiskiler - r.yürükoglu
- toplumsal kurtulus notlari - faiz cebiroglu
- tövbekârlik ve itirafcilik - demir bilgin
- trafik cezasi - bülent tekin
- tunceli savciligi - mustafa elveren
- turkiye kurdistan - bulent tekin
- tüfek icat oldu - bülent tekin
- tüm anti emperyalist gücler - abdullah öcalan
- türban - fadil ölmez
- türban - m.sehmus güzel
- türban sorunu - yener orkunoglu
- türk egitim sistemi - mustafa elveren
- türk hanceri - hasan bildirici
- türk islam paketi - serra güneyli
- türk kökenli kelaynaklar - mustafa elveren
- türk modernlesmesinde iktidar kavgasi - yener orkunoglu
- türk yargi sistemi - mustafa elveren
- Türkiye - Suriye yazarlari arasindaki iliskiler
- türkiye de siyaset - mustafa elveren
- türkiye soluna soldan bakmak - fikret baskaya
- Türkiye’de 12 Eylül Filmi Yapılamamıştır - Murat Altunöz
- türkler icin yeni anayasa - hasan bildirici
- ucu birden gitti - temel demirer
- ucube insanlik - bülent tekin
- uludere den agrimisken - adil okay
- unesco - demir bilgin
- usta er den - bülent tekin
- utancin fiyaskosu - bülent tekin
- utangac kapitalizm - adil okay
- uzun yürüyüslerin yönü - müslüm kabadayi
- Üç ayda üç can - faiz cebiroglu
- üfürükten teyyare - bülent tekin
- ülkemiz ates ve kan gölü olmadan - mustafa elveren
- ütopya toplantilari - yenerorkunoglu
- vahsilige wikileaks ayari - bülent tekin
- vatan millet diyarbekir - bülent tekin
- vicdani tahliyeler - bülent tekin
- yagma savasi - faiz cebiroglu
- yakindogu nun imhasi - ismail besikci
- yalan cemberi - yener orkunoglu
- yalanci peygamber - bülent tekin
- yalanci yazar - bülent tekin
- yalanlar - bulent tekin
- yalcin usta - m sehmus güzel
- yargitay muhtira - abdulkadir ulumaskan
- yasaklanan kimligi savunmak - mustafa elveren
- yasama bakisim - bülent tekin
- yavuz un torunlari - mustafa elveren
- yaz izlenimleri - adil okay
- yazar aziz tunc - mustafa elveren
- yazboz - bülent tekin
- yazgimiz demokrasi - bülent tekin
- yazi hirsizlari - faiz cebiroglu
- yazismalar - faiz cebiroglu
- yeni chp - mustafa elveren
- yeni yil - müslüm kabadayi
- yeniden trafik cezasi - bülent tekin
- yerel secim - adil okay
- yesil ergenekon - bülent tekin
- yesil ordu - bülent tekin
- yeter artik - hasan bildirici
- yilmaz güney ve aydin - m.sehmus güzel
- yine israil dsevleti yine terör - adil okay
- yirmialti yildir türkce konusmuyor
- ysk ve akp - bülent tekin
- yuksekler - bulent tekin
- yuzlesme - bulent tekin
- yükselis ve düsüs mu - serra güneyli
- yürüyüs devam ediyor - faiz cebiroglu
- zalimler ve mazlumlar - bülent tekin
- zamani vardi artik - m sehmus guzel
- zar tutmak - bülent tekin
- zenginlerin dünyasi - fikret baskaya
- zigzaglar - bülent tekin
- zindanda acan cicekler -adil okay
- zor zamanlardi - adil okay
- zorbaligin böylesi - turgut kocak
- إلـى أمّــي
- غزّة ليلا - Gazze Geceleri
- ناظم حكمت NÂZIM HİKMET - macid ebu gosh








