29 Mart 2015 Pazar

Şair Kapıları...




Adil Okay

 Adil Okay’ın yeni yayınlanan “ŞAİR KAPILARI” HAKKINDA
BİR ŞAİR VE BİR FOTOĞRAFÇIDAN KİTAP DEĞERLENDİRMESİ...
 
Şair Kapıları" ile “Fotoğraf ve Şiir”i buluşturup, sanata ve edebiyata bakışımızı değiştiren Adil Okay, aynı zamanda bu çalışmayla barışı ve kardeşliği kadim topraklarda pekiştiren bir işlev üstlendi. Özlenen bir şeydi bu. Bunun göstergesi sergiyi gezen çeşitli kesimlerden insanların varlığıydı. Siyasetçisinden akademisyenine, sanatçısından işçisine, gazetecisinden esnafına, öğrenciden işsizine uzanan çizgide bir insan mozaiği. Bir kere daha inandım ki, sanat buluşturur. Serginin fotoğrafları ile birlikte şiirlerinin kitaplaşması da çok sevindirici.
 
Giderek "Şair Kapıları"nın insanlığa açılan bir kapı olması sevincimizi arttıracaktır.”                                                                                        
    
Ahmet Ada
 
İnsanlık tarihinin üç önemli iletişim aracı: Yazı, Ses ve Görüntü. Fotoğraf, yazı ve sese oranla en genç, en demokratik olan bir iletişim aracı. Her yerde, Cepte, Dergide, Gazetede, Tıpta, Uzay çalışmalarında, Sokakta, Evde, İşyerinde… Kısaca bilim ve sanatın vazgeçilmezi. Nihayetinde eline görüntü kaydeden bir araç alan herkes kayıt yapabilir ki mobese kameraları 7/24 çalışıyor. Peki, her görüntü fotoğraf mı? Teknik olarak belki ama içerik olarak değil. Fotoğraf bir bakış açısı, bir dünya görüşü gerektirir. Yani sayısal bir takım değerlerin makineye yüklenmesi yetmiyor. Vizöre yerleştirilen gözün ardında bilgi ve birikim gerektiriyor. Adil Okay yaşama, yaşamındaki nesnelere bir anlam yüklüyor, yüklediklerini öykü, şiir ve fotoğraf ile kalıcılaştırıyor. Bir sanat dalı başka bir sanat dalının platosu olabilir. Okay, bu platolar arası ilişkiyi, “Sözler ve İzler”den yola çıkarak hem sergi hem de kitap çalışması ile gerçekleştirmiş.
 
Şair Kapıları” fotoğraflarla birlikte sese dönüşüyor, duyuyor musunuz?...” 
    
Özcan Yaman
 
Adil Okay’ın “ŞAİR KAPILARI”NA DİPNOTU
 
Şair Kapıları”nda yer alan fotoğrafların çoğu sürgün yaşamım boyunca üç kıtadan (Afrika, Asya ve Avrupa) çektiğim karelerden derlenmiştir. Şiirlerin büyük çoğunluğu ise kitapta yer alan kapılar için yazılmıştır. Öncelikle kitaba şiirleriyle katkı sunan tüm şairlere teşekkür ediyorum. Onların sayesinde iki sanat disiplini; “Şiir ve Fotoğraf” buluşmuş oldu.
 
Çalışma kitaplaşmadan önce açtığım fotoğraf sergisini “Şair Kapıları - 40 Kapı 40 Şair” diye adlandırmıştım. Bildiğiniz gibi “40”, bizim coğrafyada sadece bir rakam değil, aynı zamanda başlı başına bir metafor. O nedenle katkı sunan şair ve fotoğraf sayısı 40’ı geçse de önsözümde yer alan “40 Kapı” ifadesini değiştirmedim. Bunu bir sembol olarak düşünmenizi diliyorum. Elimdeki basit – kompakt makinelerle yapmaya çalıştığım sözünü ettiğim bu “Sembol ve Metafor”ları ‘anda durdurmak’tı. Bu nedenle okuyucuları – izleyicileri “Teknik gözden – Kuralcı bakıştan” geçici olarak uzak durmaya ve “Kapılar ve Şiirler”le birlikte Sınırlar, Sınıflar, Kimlikler, Kültürler ve Çağlar arasında yolculuğa çıkmaya davet ediyorum.
 
Diğer yandan kitapta yer alan kapıların hangi coğrafyadan  olduklarına dair dipnot bulamayacaksınız. Bu unutma değil bilinçli bir tercihtir. Öncelikle okuyucunun, izleyicinin düş gücünün harekete geçmesini istedim. Sonuçta kapıların örttüğü (veya açtığı): “Korku -  Sevinç, Zafer - Yengi, Utanç - Gönenç, Varlık - Yokluk, Çirkinlik - Güzellik, Kan ve Ter…” insanlığın eseridir. Bu saydıklarım da sadece doğal evrim (determinizm) değil, insan iradesinin (volontarizm) sonuçlardır. Kapıların hep “barış”a açılması da yine “İnsan”ın eseri olacaktır.”
Katkı sunan şairler:
A.Rahim Kılıç, Âba Müslim Çelik, Ahmet Ada, Ahmet Çakmak, Ahmet Günbaş, Ahmet Telli, Arife Kalender, Arzu Demir, Ayten Mutlu, Berivan Kaya, Cafer Demirtaş, Celal Soycan Cevahir Bedel, Enis Akın, Fatma Aras, Gökçenur Ç., Halide Yıldırım, Hayati Baki, Hüseyin Peker, İlker İşgören, Kenan Yücel, küçük İskender, Levent Karataş, Metin Cengiz, Metin Kaya, Metin Kaygalak, Mitat Çelik, Murathan Çarboğa, Mustafa Güçlü, Mustafa Köz, Muzaffer Kale, Müesser Yeniay, Nalan Çelik, Nevin Koçoğlu, Nilay Özer, Nisa Leyla, Nurettin Taşçı, Ogün Kaymak , Perihan Baykal, Sabahattin Yalkın , Selim Temo, Sema Güler ,Sennur Sezer Sezai Sarıoğlu, Sina Akyol, Şaban Akbaba, Şükrü Erbaş, Tuğrul Keskin, Turgay Fişekçi, Türker Özşekerli, Yaprak Öz, Yavuz Özdem, Yılmaz Odabaşı, Zehra Betül , Zeynel Çok, Zeynep Köylü.
 
Künye: Adil Okay, Şair Kapıları, 128 sayfa, Renkli, Ütopya yayınevi, Ankara, Nisan 2015.
 


Eleştiriye Evet, Suçlamaya Hayır!





Mustafa Elveren*

Daha önce de defalarca söylediğim gibi, eleştiri benim için zenginlik kaynağıdır. Yanlışlarımızı, eksikliklerimizi ve zaaflarımızı yapılan eleştiriler çerçevesinde en aza indirmek mümkündür. Ancak, eleştiri kültürünü de bilmemiz gerekir. Bu kültürden yoksun olanlar; yapılan her tür tehdidi, saldırıyı ve iftirayı da eleştiri sanıyor.

O nedenle şu ifadeyi kullanmak doğru olduğunu düşünüyorum; Eleştiriye evet, suçlamaya hayır!

Buradan hareketle, zaman zaman tanıdık bazı “aydın”ların eleştiri adı altında HDP’ye yaptıkları saldırılara değinmek istiyorum. Bu yazının amacı HDP’nin avukatlığını yapmak değildir. Bu partiye çok acımasızca eleştiri maskesi altında yapılan suçlamalara karşı yanıt olmaktır.

Suçlamayı yapanların en önemli özelliği ise; ya sol, ya da tam tersi Kürd milliyetçisi olarak kendisini tanımlamasıdır. Kendilerini “Kürd Milliyetçisi” olarak tanımlayanları daha ileride yazmak üzere şimdilik bir tarafa bırakıyorum.

Esasen kendini HDP’li olarak tanımlayan ya da bu gelenekten gelen bazı şahsiyetlerin de bu koroya katılmasıdır.

Bu çerçevede basında eleştiri adı altında HDP’yi suçlayan bazı “aydın” tanıdıkları fark edince, üzülmemek elde değil.

Eleştiri adı altında HDP’yi yerden yere vuran, eleştiriden daha çok suçlama içerikli mesajlar ve yazılar yazanların niyeti farklı olabilir. Ancak; bazen eleştiri düzeyinden çıkıp, maksatlı suçlama yapmasını da doğru bulmuyorum.


HDP’li arkadaşlarımız, dostlarımız canını dişine takmış, il il, köy köy dolaşıyorlar. Mitinglerde, yürüyüşlerde en önde oldukları da bilinen bir gerçektir.

Eleştiriler tabii ki olmalıdır. Fakat eleştiri adı altında saldırı ve iftira yapılmamalıdır.

Eleştiriye evet, suçlamaya hayır!

Diğer taraftan; gün ayrışma ve çatışma günü değildir. Tam tersine birlik ve bütünleşme zamanıdır.


Mahmut Alınak ile Ertğrul Kürkçü Polemiği ve Hasan Kıyafet’in Yanıtı;

İhtiyar delikanlı” Sayın Hasan Kıyafet Hoca’nın bunca yaşına rağmen elindeki bastonuyla birçok etkinlikte karşılaşıyorum. Sayın Hasan Kıyafet Hoca’nın Antalya’da HDP listesinde milletvekili aday adayı olması birçoğumuza örnek olduğunu söyleyebilirim.

Basında birçok dostlarımız ve arkadaşlarımız birbirleriyle yersiz ve gereksiz polemiklere girmesini doğru bulmuyorum. Bu konuda sadece bir örnek vermekle yetinmek istiyorum;
Bir süre önce bazı e-posta grupları üzerinden Sayın Mahmut Alınak’ın Ertuğrul Kürkçü ile girdiği bir polemikte; Sayın Hasan Kıyafet, Alınak’a şu yanıtı verdi, “Sevgili Alınak kardeşim, geçmişte çok bedeller ödemeler bile insana gelecek için yanlış yapmak hakkını vermez. Kürkçü de siz de bedeller ödemişlerdensiniz. Lütfen birbirinize karşı saygı sınırını zorlamayın”
Böylesi durumlarda Sayın Hasan Kıyafet gibi aydınların devreye girmesini önemsiyor ve yararlı olduğunu düşünüyorum. Hele ki, uzlaşmacı bir rol üstlenmesi de değerlidir.

Keşke ben de Sayın Kıyafet kadar uzlaşmacı yeteneğe sahip olabilseydim.

Sayın Mahmut Alınak’a, Ertuğrul Kürkçü’ye ve Hasan Kıyafet’e sağlıklı uzun ömürler, başarılar dilerim. Ayrıca bu satırlarımdan dolayı beni bağışlamalarını istirham eder, sevgi ve saygılarımı sunarım.

Bir kez daha tekrarlamak gerekirse;

Eleştiriye evet, suçlamaya hayır!
27.03.2015

*Em. Öğrt.



10 Mart 2015 Salı

Mazlum Doğan İçin Ne yaptın?..




Mazlum Doğan İçin Ne yaptın?” Diyenlere Yanıt Ve Öneriler
Mustafa Elveren*

Kendi penceremden zaman zaman Mazlum Doğan’la ilgili düşüncelerimi insanlara yansıtmaya çalıyorum. O nedenle çok sayıda olumlu ve olumsuz mesajlar almaktayım. Olumlu mesajları şimdilik bir tarafa bırakıyorum.

Bazı hemşerimiz ve köylülerimizin Mazlum Doğan şahsında bana yazdığı olumsuz mesajlar özetle şöyledir;
- Mazlum Doğan kimdir? Dersim halkı, dili, kültürü için ne yapmıştır? Dersim doğasına hizmetleri nelerdir? Ölüme ve öldürmeye karşı durdu mu? Katledenlerin hizmetine girdi mi? Bana yazar mısınız? Bana yazarsanız sevinirim...“ (1)

Bir köylümüzün; “Bir site açmışsın, Mazlum’un adını kullanarak rant sağlıyorsun. Bundan başka sen Mazlum Doğan için ne yaptın?”(2) demesi beni derinden yaralamıştır.

Yine, “Gomanweb sitesine yazı göndermeyin… O siteye girmeyin… Sitenin editörü APO yandaşıdır…”(3) gibi ipe-sapa gelmez karalama yapan çevre köylülerimizden de kendini bilmez birkaç kişinin aynı çukurda buluşması beni Mazlum’un yolundan döndüremezler.

Benim şahsımda Mazlum’a saldırmaları kabul edilemez.

Bunlara uzun süredir yanıt vermeye değer bulmadım. Ancak, 21 Mart Newroz Bayramı ve Mazlum’un ölüm yıldönümü nedeniyle bu kişilere yanıt vermeye ihtiyaç duydum.

Mazlum için çok şey yapmak gerekir. Ancak, benim gücüm ve ömrüm yeter mi? Bilmiyorum. Gücümün ve ömrümün yettiği kadar elimden gelen katkıyı yapmaya çalışacağım.

Mazlum için ne yapılsa azdır. Her yurtsever gibi ben de “Karınca kararınca” Mazlum için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Çünkü Mazlum’a olan borcumu ödemek istiyorum.

İstemeden ve sıkılarak Mazlum için bu güne kadar neler yaptığımı kısaca aşağıya aktarıp, sizlerle paylaşmak istiyorum;

1- Gomanweb logosuna Mazlum’un Goman’ı aydınlatan simgesini yerleştirip ve Mazlum’un adına açılan özel bir sayfada; unutmamak, unutturmamak, tanıtımını yapmak için elimden gelen tüm gayreti göstermekteyim. Sitedeki logonun hazırlanmasında vefatından önce kendisiyle bazı konularda anlaşmazsızlığa düştüğüm Gomanlı merhum Salih Göçer’in katkısını göz ardı edemem. Bu vesile ile Salih’i de saygıyla anıyorum.

2- Bu site sayesinde Türkiye’de ve Dünya’da tanınmış onlarca müzisyen, yazar, araştırmacı ve profesöre Mazlum için mesajlar yazdım. Şöyle ki; TV programlarında, Panel, miting ve söyleşilerde Sevgili Mazlum Doğan’ın mücadelesi ve isminin zikredilmesi için istekte bulundum.

3- Mazlum için onlarca makale yazdım ve yazmaya da devam edeceğim. Yine başka yazarlar tarafından yazılan makaleler ile yayınlanan videoları derlemeye çalışıyorum. Bu konuda epeyce mesafe kaydettiğimi düşünüyorum.

4- Mazlum’un devrimci kişiliğini ve mücadelesini önemseyen yazılar yazdığımdan dolayı Tunceli C.Savcılığınca defalarca soruşturmaya tabi tutuldum, mahkemelerce hapis ve para cezalarına çarptırıldım.

5- Dersim’in Goman Köyü’nün Teman Mezrası’nda bulunan Mazlum ve Delil kardeşlerin kabrini ziyaret etmek beni en çok etkileyen olay olmuştur. Mazlum’un kabrinin düzenli olarak sevenleri tarafından ziyaret edilmesi için kendimce girişimlerde bulunmaya çalıştım.

6- Her yıl düzenlenen Munzur Kültür festivallerinde Mazlum Doğan’ın festival kapsamına alınması için festival komitelerine mesajlar yazdım.

7- En büyük hayalim Mazlum’un büstünü Seyit Rıza’nın yanına ve ayrıca Goman’ın Teman mezrasına dikmektir. Ancak, günümüzde var olan heykellerin kaldırıldığı-yıkıldığı ve heykeltıraşların zindana atıldığını göz önüne alarak bu konuda hiçbir girişimim olmadı ve bu durum beni en çok üzen olaydır. Ömrüm ve gücüm yettiği kadar bu konuda mücadele edeceğim.
8- Elbette ki, bir gün ülkemiz özgürleşecek ve demokrasi inşa edilecektir. Bunun için hep birlikte mücadele etmeliyiz. İleriki yıllarda Dersim-Mazgirt-Karakoçan belediyeleri arasında koordinasyon sağlayıp, festival ve heykel yapılması hususunda ortaklaşarak çalışmalarımız devam edecektir. Çünkü ben özgürlüğün ne olduğunu Sevgili Mazlum Doğan’dan öğrendim. Ben Mazlum’a borçlu olduğum gibi, biraz vicdanlı davranan her Gomanlı Mazlum’a borçlu sayılır.
9- 2014 YILINDA ÇAĞDAŞ KAWA MAZLUM DOĞAN İÇİN YAPTIĞIM ÖNERİLER
Dersim Belediyesine iletilmek üzere, 2014 Yılında BDP Dersim İl Eşbaşkanı Sayın Ergin Doğru’ya yazdığım Mesajı özetle buraya aktarmak istiyorum;
Sayın Hemşehrim,
Bu yılki festival ile ilgili aşağıda belirttiğim önerilerimi Belediye yetkililerine ve festival komitesine iletip, bana da bilgi verebilirseniz çok sevinirim.
Önerilerim:
1- Genelde Ortadoğu’da, özelde Kürdistan ve Dersim’de ÇAĞDAŞ KAWA olarak simgeleşen, Newrozlarda coşku ile anılan Mazlum Doğan’ın ismi aynı şekilde Munzur (ben Dersim olmasını tercih ederim) Festivali süresince vurgulanmasını,
2- Festival süresince Pirimiz Seyit Rıza ile birlikte Mazlum’un şahsında tüm Dersimli devrimci ve yurtseverleri konu alan panel, söyleşi, resim sergisi ve benzeri etkinliklerin olanaklar dahilinde yapılmasını, bu etkinliklerde Mazlum Doğan’ın Teman Mezrası’nda heykeli dikilmesi konusunda bir sonuç bidirgesinin hazırlanmasını,
3- Mümkün ise bir heyet şeklinde Mazgirt-Goman-Teman Mezrası’nda bulunan Mazlum’un kabrinin ziyaret edilmesi, Başta Gomanlı şehitler olmak üzere tüm şehitlerin isimlerinin anılmasını, önemle istirham eder, saygılar sunarım (4)

10- 2015 YILI ETKİNLİKLERİ İÇİN YAPILAN ÖNERİLER
Dersim, Mazgirt ve Karakoçan Belediye Başkanlıklarına

2015 Yılında yapılacak Newroz ve Festival etkinlikleri çerçevesinde Çağdaş Kawa Mazlum Doğan için aşağıda sunduğum önerileri dikkatte alınmasını saygıyla arz ederim.(*)

1- Mazlum Doğan’ın yaşamı ve mücadelesi konusunda bir panel’in yapılması.
2- Dersim ve Karakoçan (DEP) belediyeleri Newroz günü eş zamanlı olarak Goman Köyü Teman Mezrasın'da bulunan Mazlum-Delil Doğan kardeşlerin kabrini ziyaret etmek suretiyle bir anma programının gerçekleştirilmesi...
3- Bu yöntem Dersim Doğa ve Kültür Festivali ile Karakoçan (DEP) Belediyesi’nin düzenleyeceği “Karakoçan Mazlum Doğan Kültür Festivali”nde de uygulanmıştı. Bu uygulama her yıl devam edilmelidir.
4- Yine bu etkinliklerde Mazlum-Delil Doğan şahsında hayatını kaybeden başta Dersimliler olmak üzere diğer özgürlük direnişçilerinin de en azında isim bazında anılması yerinde olacaktır. (5)
*Mustafa Elveren
Mazlum Doğan’ın ilkokul Arkadaşı
(Gomanlı) / www.gomanweb.org

11- MAZLUM İÇİN BAŞKA NELER YAPABİLİRİZ?

Yukarıda Dersim ve DEP Belediyelerine yaptığım öneriler dışında şu etkinlikleri de yapabiliriz;

Dersimlilere ait dernek, vakıf ve benzeri kurumlara da bu öneriler yapılabilir.

En önemlisi Mazlum ve mazlumların şahsında Goman ve çevre köylerinde hayatını kaybeden özgürlük savaşçılarıyla birlikte bir dernek ya da vakıf kurmaktır.

TV-radyo kanallarına Mazlum ve Delil Doğan’la ilgili müzik parçalarını çalmaları için SMS trafiğini geliştirebiliriz. Aynı şekilde başta Gomanweb olmak üzere, web sayfalarında, mail yoluyla, Facebook ve twiter gibi sosyal paylaşım siteleri üzerinden tanıtımını yapmak.

Şöyle ki;
- Radyo ve Tv. kanalları üzerinden Mazlum, Delil ve varsa (Rahime-baki-sedat-nurhak vd.) diğer gomanlılar ile ilgili türkü-deyiş-ağıt istekleri yapmak. Bu konu sosyal medya üzerinden yaygınlaştırmak... SMS kullanmak suretiyle gerekirse müzik kanallarından SMS ile ücret karşılığında söz konusu türkü veya ağıtlar istenmelidir...
-Bu türkü ve ağıtlardan cep telefonları için melodi hazırlamak ve sosyal medya üzerinden yaygınlaştırmak...
- YUTUBE üzerinden gomanlı özgürlük direnişçileri hakkında araştırma yapılması ve kayıtlı verilerin değerlendirilmesi...
-Youtup ve benzeri sosyal paylaşım sitelerinden yararlanarak Mazlum ve Delil Doğan Kardeşlerle ilgili klipler ve belgeseller hazırlamak ve sosyal paylaşım siteleri üzerenden yayınlamak.

Tabiki tüm bu çalışmalar için Mazlum Doğan’in ailesi başta olmak üzere; özgürlük mücadelesinde hayatını kaybeden tüm ailelerin bilgisi ve onayı ile yapılması gerekir.

Çağdaş Kawa Mazlum Doğan; Dersim’dir, Kürdistan’dır, Türkiye’dir, Ortadoğu’dur. O nedenle; her 21 Mart’ta bir taraftan bayram sevincini, diğer taraftan Mazlum’un hüznünü yaşıyorum. Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
10.03.2015
*Em. Öğrt.

NOTLAR:
(1)- Mehmet Tüzün-tornetuji (e-posta ile gönderdiği mesaj)
(2)- İsmi bende saklı bir köylümüz.
(3)- İzmir, Bursa ve Ankara’da ikamet edip, sosyal paylaşım siteleri üzerinden dedi-kodu yapan bazı komşu köylülerimiz.
(4)- Gomanlı Mustafa Elveren’in 2014 Yılında BDP Dersim İl Eşbaşkanı Sayın Ergin Doğru’ya yazdığı Mesajı
(5)- 2015 Yılında yapılacak etkinlikler için Dersim, Mazgirt ve Karakoçan Belediye Başkanlıklarına Mustafa Elveren’in yazdığı Mesaj.


20 Şubat 2015 Cuma

TEKİN: ''İNANARAK MÜCADELE ETMEK FARKLIDIR''




HDP'den milletvekili aday adayı olan gazeteci-yazar Bülent Tekin, inanarak mücadele etmenin farklı olduğunu söyledi.



    Bölgenin tanınan ve sevilen simalarından gazeteci Yazar Bülent Tekin, HDP'den aday adaylığı ile ilgili Haberindili.com'un sorularını yanıtladı.

    Haberin Dili: Öncelikle HDP’den aday adaylığınız hayırlı olsun...

    Bülent Tekin: Sağolun…Teşekkür ederim.

    Haberin Dili: Sizi politikaya iten neden ne oldu?

    Bülent Tekin: Tüm dünyada insanlığı iliklerine kadar sömüren ve insanlığı günbegün eriten bir sistem oluştu. Kobani ve IŞİD saldırısı örneği gibi…. Bu sistemin karşısında mutlaka bir özgür yaşam vardır. Ve bizler bu yaşamı aramak zorundayız. Bu anlayış beni mevcut durumda politika yapmaya meyletti.

    Haberin Dili: HDP’den aday olma nedeniniz de bu mudur?

    Bülent Tekin: Özellikle bu topraklar dünyada coşkulu seslerin, müziğin, şarkının, folklorun ilk şekillendiği yerdir. İlk yazı, devlet, kent, inançlar ve politika da bu topraklarda oldu. HDP misyonu işte öylesine bir geçmişten geliyor. En çokta bunun için HDP’yi seçtim. Ayrıca 17 yaşımdan, çocukluğumdan beri sol görüşlü olmamın verdiği bir şekillenme ile HDP dışında bir siyasi partiden aday olmam zaten düşünülemezdi.
    Kürt Sorunu karşısında Türk sol-sosyalist hareketlerin sosyal şoven duruşları çoğunlukla devam etmektedir. Bu şovenizmden kurtulmuş değiller. CHP’nin de asla sosyal demokrat parti olmadığını görmek gerekir.
    Haberin Dili: HDP’de nasıl bir rol almak istersiniz?

    Bülent Tekin: Çözüm Sürecinde devletle Kürt Siyasi Hareketinin uzlaşma olasılığında bilgim ve özgüvenimle rol almak istiyorum. Bir uzlaşma olmasa dahi (ki artık küçük bir olasılıktır) oluşabilecek bazı sıkıntılarda görev almak istedim.

    Mazlum Kürt halkının haklarını daha güçlü bir pozisyonda savunacağım. Ezilen Türk halkında da eşitlik, adalet, demokrasi, özgürlük konularında farkındalık yaratmaya çalışacağım. Bu kadim topraklarda yaşayan her çeşit ırk (etnisite), dil, din, mezhep ve kültür yapılarının korunarak mutlu bir yaşamda birlikte olmaları için elimden geleni yapacağım. Mecliste ırk, dil, din, mezhep, siyasi düşünce farklılığı gözetmeksizin ezilenlerin, kimsesizlerin, avukatsızların, sahipsizlerin, baldırı çıplakların yanında tavır alacağım.

    Haberin Dili: Eski yeni çok sayıda başvuru var, şansınız ne olur size göre?

    Bülent Tekin: Ben şunu söyleyeyim, Kürt sorunu ve demokratikleşme konularında samimiyet önemlidir. Bu kadrolar için de geçerlidir. İnanarak bu mücadele içinde olmanın çözümde ve halkların mutlu geleceğinde önemli olduğunu vurgulamak istiyorum. İnanarak mücadele etmek farklıdır, inanmadan da inanıyor gözükenlerin de olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Benim en büyük gücüm kendime olan özgüvenimdir. Tecrübe ve bilgilerimden yararlanılacağını düşünüyorum.

    Haberin Dili: Sorularımızı yanıtladığın ve bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Başarılar diliyoruz…

    Bülent Tekin: Ben de size teşekkür ediyorum. Sağolun.

    Haberindili.com: http://www.haberindili.com/roportaj/tekin-inanarak-mucadele-etmek-farklidir-h4438.html

15 Şubat 2015 Pazar

Dersimliler; “Devletin Alevisi olmayacağız”




Mustafa Elveren*
elverenmustafa@hotmail.com


Geçen hafta Hızır Oruçları nedeniyle Cemevi’nde düzenlenen yemekte konuşan Tunceli Valisi Osman Kaymak, bazı basın-yayın organlarında eleştiri konusu oldu.

Tunceli Valisi Sayın Osman Kaymak’ın Dersim Cemevi’nde yaptığı açıklama özetle şöyledir;

“Birileri çıkıp diyor ki Alevilik İslam dışıdır. Hak, Muhammed, Ali’yi alevilikten ayıramazsınız. Aleviler, Aliyi, On iki imamı, Hacı Bektaş-ı aşkla severek bugüne geldiler. Alevi çocuklarında Ali Haydar isimleri var. Alisiz Alevilik olmaz. Aleviliğe sahip çıkalım. Cemevlerine gelelim. Gelecekte çok daha güzel günlerin bizi beklediğine inanıyorum. Hızır oruçlarınız kabul olsun. Hep beraber dua edelim. Allah sonumuzu hayır etsin, dua ve muratlarımızı kabul etsin… dedelere maaş verilmesi lazım. Zakirin, aşçının maaşının verilmesi lazım… aldığım haberlere göre dedelere maaş bağlanacak, ihtiyaçları karşılanacak…” (1)

Bu konuşmaya en ilginç eleştiriyi Fırat Haber Ajansı yaptı. Tunceli Valisi Sayın Osman Kaymak’ın Alevilerle ilgili açıklaması üzerine, Fırat Haber Ajansı konuyla ilgili tepkileri özetle şöyle aktardı;

Dersimliler, Halk Meclisi'nin çağrısı üzerine yürüyüş ve basın açıklamaları yaparak "Devletin Alevisi olmayacağız" derken, Tunceli Valiliği de harekete geçerek cemevini ziyaret etti… Cemevinde gerçekleştirdiği Hızır Cemi için kentteki resmi daire, siyasi parti ve sendikalar başta olmak üzere halka da davetiye gönderdi.

Geçtiğimiz yıllarda da çeşitli vesilelerle devlet erkanını cemevinde ağırlayan Cemevi Yönetiminin bu kararı halk arasında tepkiyle karşılandı. Alevilikte kişi adına cem düzenlenmesi ve düzenlenebileceği gibi bir ibadet olmamasına rağmen Yönetimin bu yaklaşımı 'Hızır Paşa politikası' olarak yorumlanıyor. Cemevi dedesi Ali Ekber Yurt, geçtiğimiz Muharrem Ayında da şimdiki Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düzenlediği iftar sofrasına katılarak Dersimlilerden tepki toplamıştı.

Öte yandan Alevi dedeleri, Tunceli Valisi Osman Kaymak'ın da gündeme getirdiği 'maaşa bağlanma' uygulamasına karşı. Alevi dedeleri daha önce de, ‘Maaş bağlanması Aleviliğe ters düşer. Maaş alan dedeler devletin Alevisi olurlar’ demişti.” (2)

Fırat Haber Ajansı’nın yukarıda açıkladığı yorumlar dikkat çekici olup, Dersim Alevilerinin de haykırışını dile getirdiğini düşünüyorum.
Tunceli Valisi’nin Dersimlilerin gözüne-kaşına hayran olduğu için bunları yaptığını sanmıyorum. Sayın Vali’nin esas gayesi Aleviliği İslam’ın içine monte etmek olduğu yukarıdaki sözlerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca; “…Zakirin, aşçının maaşının verilmesi lazım… Dedelere maaş bağlanacak, ihtiyaçları karşılanacak…” sözlerinden de “Devlet Aleviliği”nin savunuculuğu yaptığı söylemek abartılı olmaz.

Gerçek laik bir ülkede devlet din ve mezhepleri savunamaz. Demokratik, laik ve hukuk devletinde; dinbilim ve tanrıbilim üretilemez. Evrensel laiklik; herhangi bir dini ya da inancı kendi tekeline alamaz. Tam tersine din ve vicdan özgürlüğünü savunur. Yani devlet dini değil, insan vicdanını temel alır.

Ülkemizde ise devlet; Sünni’nin, Alevi’nin, ateistin ve Müslüman olmayanın vergisiyle insanlarımıza İslam’ın Sünnilik mezhebi dayatılmaktadır. Bunun için her yıl bütçede milyarlarca Lira harcanmaktadır.

Tunceli Valisi Sayın Osman Kaymak’ın açıklamaları düşündürücüdür. Çünkü;
-İslam dininin kurallarına göre camide saz çalmak, semah dönmenin mümkün olmadığı,
-Namaz-oruç-hac ibadetinin farz olduğu ve Kur’an’da belirtilen ayetlerin dışına çıkılamayacağı,
-Oysa Alevilerin namaz-oruç-hac ibadetini yapmadıkları,
-Yine “Hak-Muhammed-Ali” söylemi Alevilerce farklı anlamlandırıldığı,
-İslam Kuran’ında yazıldığı gibi kelime-i şahadet getirmediği,
-Başta İslam olmak üzere birçok dinden etkilenerek şekillenen Alevilik, bağımsız bir inanç olduğu,

Sayın Vali bilmiyor mu?

Eğer bunları bilmeden Alevilere tavsiyede bulunuyorsa, iyi niyetine bağlanabilir. Aksi durumda; Aleviliği İslam’ın içine monte etmek ve “Devlet Alevisi”ni yaratmak amacıyla söylenmiş sözler olduğunu kabul etmek durumundayız.
Dersim halkının büyük çoğunluğu “Biz devletin Alevisi olmayacağız” haykırışlarını her fırsatta dile getirmektedir. Dersim halkının bu haykırışını duymamak iyi niyetle açıklanamaz.

Aleviliğin İslam’ın içine monte etmek ne Alevi’ye, ne de İslam’a hiçbir faydası yoktur. Dün Kemalist geçinen siyah cüppeliler, bugün ise aynı nitelikteki yeşil cüppeliler “devlet Alevisi”ni yaratmaya çalışıyorlar.

Ben bir ateist olarak insanların dini inancının tanımlanmasına karşıyım. Bırakın herkes istediği biçimde inansın, inandığı gibi yaşasın.

14.02.1015

*Em.Öğrt.

NOTLAR:


ADI ÖZGECAN’DI…



Adil Okay

"20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, tecavüze direnince hunharca öldürüldü. Siz sustuğunuz sürece, biz sustuğumuz sürece bu cinayetler sürecektir. Kimi zaman töre veya "namus" cinayeti olarak ya da kadınları cinsel obje olarak gören sapıklar tarafından sürecektir. Erkekler ve erkek gibi düşünüp oğullarını "eğiten" analar... Ve eğitim sistemi... Ve devlet ve hükümet ve semavi dinlerin "ahlakı"... Hepsi suçlu... Yıllar önce ne yapmalıyım diye düşünmüş ve “kadın gibi kadın” adlı bir tiyatro oyunu yazmış bu bitmeyen soruna- trajedilere dikkat çekmeye çalışmıştım. Oyun bir çok kez sahneye kondu ve kitaplaştı. Ama yetmedi. Yetmiyor… Özgecan’lar öldürülmeye devam ediyor… Praksis grubunun bir şarkısının sözleri geliyor aklıma: “isyana gerek var…”

Özgecan için, yakınları için söyleyecek söz bulamıyorum. Dil yetmiyor. Replik, nota, mısra yetmiyor bu trajediyi anlatmaya…

Yazdığım Oyundan bir sahneyi paylaşıyorum:

I.                    SAHNE


(SAHNEYE ELİNDE CEP TELEFONU İLE KONUŞARAK, ABARTILI GİYİNMİŞ BİR KADIN ÇIKAR. OMZUNDA VEYA GÖRÜLEN BAŞKA BİR YERİNDE KOCAMAN BİR DÖVME OLABİLİR. SAHNEDE SAĞA, SOLA DOĞRU HIZLI ADIMLARLA YÜRÜR. TELEFONU ‘ÇAVV AŞKIM’ DİYEREK KAPATIR. BU KEZ MESAJ ÇEKMEYE BAŞLAR. BİR POLİS DÜDÜĞÜ VEYA TELSİZ SESİ İŞİTİLİR. ABARTILI GİYSİLİ KADIN, GÖRÜNMEYEN BİR POLİSLE TARTIŞIYOR GİBİ KONUŞMAYA BAŞLAR. KONUŞURKEN SAHNENİN HER TARAFINDA TUR ATAR. BAZEN KORKAR GİBİ GERİ GERİ GİDER.)

     I. KADIN – Neden bana kimlik soruyorsunuz. Efendim… Ben ne yaptım ki... Sevgilimi bekliyorum, yani arkadaşımı… Anlamadım ne dediniz? Toplum ahlakına aykırı hareketten içeri mi atarsınız. Hakkınız yok. Efendim? Bırakırsanız halk beni parçalar mı? Kim, hangi halk? Hani laik bir ülkede yaşıyorduk. Pardon laikliği şeyime mi sokarlar? Terbiyesizlik yapıyorsunuz memur bey… Sizi şikayet ederim… Bir bok yiyemez miyim? Halk beni önce becerir, sonra taşlar mı? Efendim yanılıyorsunuz. Onlar halk olamaz. Olsa olsa magandalar sürüsü olur. Siz neden maaş alıyorsunuz. Hem bizim vergilerimizle… Pardon dünyadan bihaber mi yaşıyorum? Tehlike mi? Tehlikede miyim? Nasıl? Ben mi tehlikeyim? Pardon, tahrik mi ediyorum? Nasıl, kıyafetim mi? Çok normal. Hani özgür bir ülkeydik. Hani kadın erkek eşitliği?  Ne yapıyorsunuz? Hayır, bırakın kolumu. Gelmeyeceğim sizinle… İmdattt. İmdattt…

(KADIN POLİSTEN KOLUNU KURTARMAK İSTER GİBİ ÇIRPINIR.  ‘İMDAT’ DİYE BAĞIRARAK, ARKAYA KAÇAR.  KISA BİR SESSİZLİKTEN SONRA, DİĞER KADINLAR TEK TEK KONUŞARAK SAHNEYE GİRERLER.)

II.                  KADIN – Türkiye'de her 100 kadından 97'si, hayatında en az bir kez eşinden, babasından ya da yakınlarından şiddet görüyor. Kimi zaman da güvenlik güçlerinden.

III.                KADIN − Yani hemen hemen tüm kadınlar. Hepimiz. Hepiniz.

IV.                KADIN − İstanbul'da her hafta, en az bir kişi töre cinayetine kurban gidiyor. Son beş yılda ‘namus' nedeniyle işlenen cinayetlerin sayısı bini geçti.

V.                   KADIN − Katiller, cezaevinde kahraman gibi karşılanıyor ve pişmanlık duymuyorlar.

VI.                KADIN − Kadınların yüzde 50'sine yakını partnerleri tarafından cinsel şiddete maruz kalıyor.

II.                  KADIN − İktidarı besleyen tarikat/cemaat ağları sayesinde muhafazakârlaşma yayılıyor.

III.                KADIN − Ve Türkiye’de kadınlar için iklim giderek boğuculaşıyor...

IV.                KADIN – Ensest vakalarında, yani küçük çocukların cinsel istismarı, taciz / tecavüz vakalarında,

V.                  KADIN − Ya da genel olarak kadına yönelik şiddette gerçekten bir "patlama" mı yaşanıyor…

VI.                KADIN − Evet, kadına yönelik şiddet hep vardı ve evet kadına yönelik şiddette bir patlama yaşanıyor...

(MÜZİK HIZLANIR. CEP TELEFONLU KIZ SAÇI BAŞI, ÜSTÜ BAŞI DAĞILMIŞ HALDE SAHNEYE GİRER. KADINLAR KIZI ARALARINA ALIR VE GÖRÜNMEYEN BİR DÜŞMANLA KAVGA EDER GİBİ DANSA BAŞLARLAR. VEYA DANS ETMEDEN KADINA TEK TEK YAKLAŞARAK KONUŞURLAR. KADIN DA PERİŞAN BİR BİÇİMDE DİNLER, SAHNEDE O KÖŞEDEN ÖBÜRÜNE KAÇAR BAZEN DE KULAKLARINI KAPATIR.)

II.                  KADIN –  (Dans ve müzik yavaşlar.)
Hey deli kız inanma değiştiğine çağın
Pantolon giyip
Kazıtsan da saçlarını üç numaraya
Öpsen de erkek arkadaşını sokak ortasında
Akşamları gitmesen de evine
Kadınsın yine

III.                KADIN –
Gece yarısı tek başına
Dolaşamazsın bu sokaklarda
Bağıramazsın bu nasıl hava bu nasıl cıva
Bu nasıl adalet diye

IV.                 KADIN −
Öyle kolay mı sanıyorsun
Var mı hazıra konmak
Daha çok emek ister daha çok mücadele
Hem kadın olarak cinsini hem de insan olarak
Kurtarmaya özgürlüğünü

KADINLAR KORO HALİNDE – (Seyircilere yaklaşarak)
Daha çok emek ister daha çok mücadele
Hem kadın olarak cinsini
hem de insan olarak
Kurtarmaya özgürlüğünü
 
IŞIKLAR SÖNER

14.02.2014

24 Ocak 2015 Cumartesi

Tek Tanrılı Dinler Ve Tekçi Anlayış...


Mustafa Elveren*

Ben din uzmanı olmadığım gibi, dinle de hiçbir ilgim yoktur. Ancak, çocukluğumdan beri din konusunda kafa yormaya hep meraklıyımdır.

Zaten daha 10 yaşlarımda nohut tarlasında gezinirken; kendi kendime “madem bu dünyada her şeyi Tanrı (Allah) yarattı, peki Tanrı’yı kim yaratmıştır?” diye aklımdan geçirdiğimi hiç unutmuyorum. Bu düşüncemi yakın çevrem de dâhil olmak üzere korkudan hiç kimseye açıklayamıyordum. Çünkü tek tanrılı inanç sistemi korku ve sindirme kültürü üzerinde inşa edilmiştir. O nedenle düşüncemi çevreme anlatmaktan korkuyordum.

Ne yazık ki, aynı korku günümüzde de geçerlidir. O halde ne yapmalıyım? Tabuları kırmak ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü uğruna her şeyi göze alarak bu korkuları yenmekten başka çarenin olmadığına inanıyorum.

Tek tanrılı dinler; tekçi anlayışın gereği olarak genellikle birbirlerine benziyorlar. Bu dinler birbirinden etkilenmişlerdir. İslam tek tanrılı dinlerin sonuncusu olmasına rağmen, kendisinden önceki dinlerle çok benzeştiği görülmektedir. Kuran’la karşılaştırdığınız zaman yarıdan fazlasıyla Tevrat’la benzeşir. Keza İncil’de de çok benzer ifadeler bulunmaktadır.

Mademki tek tanrılı dinler bu kadar birbirleriyle benzeşiyorlar neden yüzyıllardır savaştılar ve halen savaşıyorlar? Neden yüz binlerce insanın ölümüne sebep oldular ve halen olmaya devam ediyorlar?

Tarihte Nemrut, Firavun vb krallar bir nevi tanrıydılar. Nemrutlar, firavunlar ve krallar toplumsal yaşamı kendi istedikleri biçimde etkilemek için tek tip millet yaratmışlardır. Eğer insan zekâsı olmasaydı tanrı da olamazdı. Buradan hareketle tanrı anlayışı bu otoriter çizginin devamıdır. Yani tek tanrılı dinler bu anlayıştan etkilenmiş ve aynı niteliktedirler. Dolayısıyla milliyetçiliğin temeli de bu tekçi anlayışa dayanmaktadır. Bu tekçi anlayış sonucunda şiddet kültürü her zaman yaygın bir biçimde topluma hâkim kılınmaktadır.

Tek tanrılı dinlerde; “Tanrı mutlaktır, her şeyin yaratıcısı ve sahibidir” Hâlbuki çok tanrılı dinlerde; her toplum ya da şahıs istediği tanrıya (varlığa) tapma özgürlüğü vardır. Yani dağa, taşa, Güneş’e, Ay’a, yıldızlara, ineğe ya da kendisinin yarattığı bir yapıta (puta) inanma özgürlüğüne sahiptir. İnandığı varlığa kendi ana dili ile dua eder, hiçbir dar kalıbın içine sıkışmaz.

Oysa tek tanrılı dinlerde bu özgürlük yoktur. Örnek olarak İslam dinini ele alalım; Kullar Tanrı’ya kendi ana dilleri ile dua etme özgürlüğüne sahip değildirler. Tanrı(Allah)’a sadece Arapça (Kur’an) dili ile dua etmek zorundadır. Tanrı’nın belirlediği kurallar dışına çıkamazlar. Otoriterlik olunca, temelinde korkutma ve rüşvet kaçınılmazdır. Kendisine istinasız biat edenlere Cennet (bir nevi rüşvet), karşı çıkanlara da Cehennem (ateşte yakma işkencesi) ile korkutma ve sindirme anlayışı vardır.

Eğer insanlar bir tanrıya ihtiyaç duyarlarsa; tek tanrılı yerine çok tanrılı biçimi tercih etmelerini tavsiye ederim. Çünkü daha demokratik ve daha mantıklıdır.

Ben tek ve çok tanrılı dinler konusunda görüşlerimi ifade etmeye çalıştım.

Âşık Mahsuni Şerif bir türküsünün nakaratında; “Ben de bir insan oğluyum / Bir başım bir beynim vardır? Bırak beni konuşayım / Gene sana danışayım” der.

Yeter ki, demokratik bir çerçevede hepimiz konuşalım. Eksiğimiz, yanlışımız olursa yine birbirimize danışalım. Fikirlerimizi tartışarak zenginleştirelim.
23.01.2015

*Em. Öğrt.

13 Ocak 2015 Salı

Marks'ı aşanlar...





Faiz Cebiroğlu

Türkiye'de,moda oldu: Marks'i aştım. Lenin'i aştım diye. Moda, Fransızca’dır,bir davranış biçimi de oluyor. Moda, güncelde kalmak içindir:Güncelde kalabilmek için, bir öncekini ”yadsımak” ya da”inkâr” etmek oluyor. Marks'ı ya da Lenin'i aştığını iddia eden bu modacılar, güncelde kalmanın mücadelesini veriyorlar.

Aşmak nedir, gerçekten bilmiyorum. Bu sözcüğü, ne sözlü, ne de yazılı olarak hiç kullanmadım. Anlamını bilmediğim sözcükleri kullanmam. Peki aşmak nedir?

Aşmak sözcüğünü, 1978'lerde, Antakya, Dursunlu köyünde, babamdan duymuştum. Bana, Arapça ile; ”se- naktau Cibal!”Türkçesi: ” Dağları keseceğiz!” Dağlar nasıl kesilir? Kesilir, sarp dağlar ”aşılarak” kesilirmiş! Çok dağ kestik.Çok dağ aştık!

Her dağ, ”kestiğimizde” bir önceki dağı yadsıdık! Her dağ,aştığımızda, bir önceki dağın ”tırmanma” basitliğini anlattık.

Aşan aşıyor. Aşanlar dağ ”kesiyor!”

Bugünkü modacılar hangi dağı ”kesmişler” ya da ”aşmışlar?”

Marks'ı”aşanlara” ya da ”kesenlere”, bakıyorum, bir arpa boyu yol ”aşmamışlar!” Nedense, aklıma, Pertev Naili Boratav'ın masal kitabı geldi: Az gittik, Uz Gittik. Evet;“Azgittik uz gittik. Dere tepe düz gittik. Bir de dönüp baktık ki bir arpa boyu yol gitmişiz,”

Marks'ı ya da Lenin'i aşanlara bir bakın:

”Marks'ı aştım: Devlet ve ulus istemiyorum!”

”Marks'ı aştım: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk oyum Selahattin Demirtaş'a, ikinci turda, Ekmel ed-Din'e veriyorum”.

Bu mudur, Marks'ı aşmak?

Bu mudur, politikacı olmak?..

Ama ne yazık ki, Türkiye'de, aşmak, moda oldu. Güncelde kalmak içindir. Güncelde kalmak için şunu, bunu ”aştım” diyenler,hayatlarında ne dağ aşmışlar ne de dağ kesmişler!

Evet....Antakya,Dursunlu köyünde dağlar aştık: Babam,”Sevfa naktu-Cibal!”derdi.

Dağları”keseceğiz” yani dağları ”aşacağız” demek oluyor.

Aşacağız. Dağdan dağa koşacağız. En yüksek dağlarda adımızı ve kimliğimizi yazacağız!

Mücadelemiz,alpinist oldu: Dağcılıktır.

Tırmanacağımız dağlarda bayrağımız olacak: Kimliktir!
Ama Marks'ı aşanlar, Marks'ı ”aşındırıyor.” Marks'ı aşındıranlar, kendilerini küçük burjuva  akımına kaptırıyor. Devletsizlik, ulussuzluk görüntüsü altında, proleterya ile burjuvazi arasında sıkışıp kalıyorlar. Böylesi durumlarda, tekrar Marksizmin – Leninizmin başlangıç ilkelerine başvurmak zorunluluk oluyor. 

Marksizmin – Leninizmin başlangıç ilkeleri nedir?

Fikirlerimi, kolaylık açısından, noktalar  halinde  yazacağım ve başlıyorum, bir:

İnsan toplumunun evrim tarihinde, sınıflara geçişle birlikte devlet doğuyor: Sınıf – devlet oluyor.

İki: Feodalizmin çözülüp, yerini kapitalizme bıraktığı çağda, uluslar doğuyor: ulus -devlet oluşuyor.

Üç: Devlet -  ulus, hem kapitalist toplumlarda, hem de sosyalist toplumlarda vardır. Zira her iki farklı toplumlarda farklı sınıflar vardır. 

Dört: Sınıfların ortadan kaldırılması, yalnızca kapitalistler ile büyük toprak sahiplarinin ortadan kaldırılmasıyla son bulmuyor. Kapitalizmden sosyalizme geçişin sınıf yapısı açıktır: Proleterya ve müttefiki emekçi kitleler, emekçi köylülük.  Bu şu demek oluyor: Emekçi köylülük, kapitalizmde ”ara sınıf” iken, sosyalist iktidarda, proleteryanın müttefiki olarak devlet yönetimine katılır.

Lenin'in ”Devlet ve Devrim” kitabını, çocukluğumda okumuştum, Bu önemli kitapta, hatırlayabildiğim kadarı ile,  şöyle bir tespit vardı: 

”Sınıfların ortadan kaldırılması, yalnızca kapitalistlerin ve büyük toprak sahiplerinin ortadan kaldırılması demek değildir. Küçük meta üreticileri var ki, bunlar kovulmaz ya da ezilmez. Bunlarla yaşamayı öğrenmek zorundayız...”

Beş: Komünizme kadar, sınıf – devlet olacaktır. Zira komünizmin alt evresi olan sosyalizmde sınıflar ortadan kalkmıyor. İşçi sınıfı ve müttefiki emekçi kitleler vardır. Sınıflar varsa, hangi toplum modeli olursa olsun devletin ortadan kalkması mümkün değildir. Sınıflar, ancak, sosyalizmin son aşaması olan, komünizmde biter, söner.

Devam etmeden  önce, bir parenteze ihtiyacım var.

1917 Ekim devrimi ve sonradan kurulan sosyalist Doğu Avrupa ülkelerinde, sınıflar yok olsaydı, çözülme ve karşı devrimler olmazdı. Unutmamak gerekiyor, küçük burjuvazinin olduğu ülkelerde bile, kapitalizme dönüş tehlikesi her zaman vardır. Bunu başka bir yazıda ele almak mümkündür.

Devam ediyorum.

Marks'ı aşanlar ya da ”aşındıranlar”, ne yazık ki, küçük burjuva ütopyacıları oluyor. İki sınıf arasında sıkışan bu takım, kapitalizmden sosyalist iktidara geçişte oluşacak devlete yani sosyalist devlete düşmanca karşı çıkıyorlar. 

Sonuç mu, şudur: Sınıflar, tam anlamıyla kalkıncaya kadar, sınıf – devlet / ulus – devlet vardır. Sosyalizmin son aşaması, komünizme kadar bu böyle sürüp gidecektir.

Marksizmi ”aşanlara”  ya da ”aşındıranlara” iletmek istediğim, politikaya başlangıç ilkeleri bunlar oluyor.

”Aşmak” ya da ”aşındırmak” nedir, bilmiyorum. Türkçe anlamını, hâlâ, bilmiyorum. Ama Arapça anlamı var,  babam öğretmişti. Yıl, 1978.  Antakya, Dursunlu köyünde,  bana, Arapça ile; ”se- naktau Cibal!” derdi.Türkçesi: ” Dağları keseceğiz!” 

Dağlar nasıl kesilir? Kesilir, sarp dağlar ”aşılarak” kesilirmiş! Çok dağ kestik.Çok dağ aştık!

Daha çok dağ aşacağız. Daha çok dağ keseceyiz...Dağdan dağa koşacağız. Kestiğimiz  dağlarda,  işçi snıfının ve tüm ezilen halkların bayrağını dalgalandıracağız!